default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 19.10.2017, 17:48


Forumda Ara
(Gelişmiş Arama)

 
Big Grin Beynimizin Frekansları ve Hayatımızı Biçimlendiren Frekanslar
Yazar Yazar: ulas Takvim Tarih: 17.01.2013, Saat: 02:56 - Saat Saat:

Siz Hangi Frekanstasınız?

Şu bir geçek ki; beynin çalışma şekli tam olarak bilinmemektedir. Bilinenlerin ise, akıllara durgunluk vererek olağan üstü nitelikte işlediğidir. Beynimiz yaşamın hızına yetişmek için durmuyor sürekli çalışıyor. Hayatın döngüsüne yetişemediğindeyse karşımıza mental çöküntü olarak çıkıyor.

Yaşadığımız dünya ve bizler; belli bir ritim içinde ve belli bir frekans da yaşamaktayız. Her şey kendi kalp atışında sürmektedir. Her şeyin frekansının olduğu evren de, beynimizde bir frekanstan diğerine koşuyor. Yaşadığımız uyku problemleri, yorgunluk, bitkinlik, stres, depresyon, nedeni açıklanamayan sinirsel birçok ağrı beyin frekanslarının sağlıklı bir şekilde yönlendirilememesinden kaynaklanmaktadır.

Peki, beyin dalgalarımızı ayarlamamız mümkün mü? İstediğimiz anda istediğimiz frekansa geçmemiz o kadar kolay mı? Evet, beyin dalgalarına egemen olmanız mümkün. Beyin dalgalarını bilinçli olarak istediğimiz yönde değiştirerek kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmek mümkün. Yapmamız gereken şey, o frekansı hissedebilmeyi, duyabilmeyi, her frekansı ayırt edebilmeyi öğrenmek. Beyin dalgalarına egemen olduğunuzda, sinirlenmeyen, aşırı heyecana kapılmayan, zihninizi sürekli yaratıcılık düzeyinde tutan biri haline gelebilirsiniz. Kaslarınızı çalıştırır gibi beyin dalgalarınızı da çalıştırarak zihninizi istediğiniz yönde hareket ettirebilirsiniz.

Sırrı çözülemeyen beynimiz ise; dört ana dalga boyunda çalışıyor. Bunlar Alpha, Tetha, Delta ve Beta’dır. Hangi duygu ve durumda olduğuz sizin frekansınızı tespit ediyor. Frekansınız ise, sağlığınızı, dengenizi ve mutluluğunuzu belirliyor. Beyinde ki bu dört ayrı frekans sürekli üretiliyor ama yaşadığınız duygu durumuna göre birisi daha fazlalaşıyor. İşte, beynimizin frekansları ve onu nasıl ayarlayacağımızla ilgili küçük öneriler.

Her insanda en yoğun görülen bir frekans olduğu için Baskın Beta demek istiyorum bu frekansa. Günlük işlerimizi yaparken girdiğimiz frekans. Aktif öğrenme, uyanık olma, konsantrasyon gibi durumla da ifade edilebilir. Stres, gerginlik, endişe anlarında ise yükselerek kızgınlık, öfke gibi uç duygulara götürür insanı. Uzun süre bu frekansa maruz kalındığın da ise, davranış bozuklukları, nevrozlar, bağımlılıklar görülür insan da. En hızlı dalga boyudur beta.

Günlük hayatımız da küçük şeylere takılıp öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. “Şu an öyle öfkeliyim ki” “ondan nefret ediyorum” gibi sözlerle başladığınız an frekansınız baskın beta. Dış uyum ve dünyaya yönelik konsantrasyon için gerekli olan baskın beta, günlük yaşanan olumsuzluklar arttığında beter beta da olabiliyor maalesef. Baskın beta frekansın da olduğunuzu fark ettiniz ve baktınız ki beter bir duygu durumuna girdiniz. Hemen frekansınızı değiştirin.

İşte size Aheste Alfa. Rahatlığın, sakinliğin, huzurlu kavrayışın frekansı olduğu için Aheste Alfa diyorum ben bu frekansa. Uykuya geçmek üzere olduğumuz ilk evre de diyebiliriz. Sakin, huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en kuvvetli titreşimlerin olduğu dalga boyudur. Beyin bu dalgadayken rahatlatıcı kimyasallar salgılar. Bu frekans yükseldiğinde ise, süper öğrenme dediğimiz hal meydana gelir. Bir kitaba derin bir şekilde daldığınızda beyniniz alfa dalgasındadır ve öğrenmeniz süperdir. Günlük işlerinizi yaparken yaşadığınız birçok stres karşısında gözlerinizi kapatıp derin bir nefes aldığınız da ahenkli alfadasınız. Elinizde ki iş bitince veya sıkıcı bir toplantıdan çıkıp hava aldığınızda frekansınız yine ahenkli alfa.

Hangi durumlar da baskın beta frekansına girdiğimizi biliyoruz artık. Baskın betada dozunu artırıp duygu durumumuz beter olduğun da hemen aheste alfaya başvurmak gerekiyor. Alfa frekansına girmenin en kolay yolu, bedeni kasmak sonra gevşetmek ve bu esnada derin nefes alıp vermektir. Nefes alırken vücudu kasarak verirken gevşeterek bir ahenk içinde yapılırsa sonuç muhteşem olur. İçinizden sürekli “Rahatlıyorum, gevşiyorum, sakinim, mutluyum” gibi cümleler söylerseniz bu dalgaya daha çabuk girersiniz.

Ahenkli alfa dalgası direkt bilinçaltıyla çalışır. Bu frekansa girdiğinizde yaptığınız olumlamalar, imgelemeler çok önemlidir. Hipnoz anında girilen dalgadır aheste alfa. Tam uykuya dalma anında mutlaka bu frekansa girdiğimizi altını çizerek vurgulamak istiyorum. Onun için başınızı yastığa koyduğunuz anda ki düşüncelerinize dikkat edin diyorum. Hayatımızda yanlış giden bir şeyler varsa bunun en önemli sebeplerinden biri yanlış düşüncelerimizdir. Düşüncelerine yön veren, huzuru ve sakinliği yaşamanın frekansını da öğrendikten sonra daha ileriye gitmek isteyenlere Tılsımlı Tetha’yı öneriyorum.

Tılsımlı Tetha derin bir şekilde iç dünyamızla olduğumuz andır. Aheste Alfa frekansının bir üst kademesi de diyebiliriz. Ustaca meditasyon yapanlar, ibadet yaparken dış dünyayla bağlantısını kesen ulema ve evliyalar genelde bu dalga boyuna girerler. Sanatsal yeteneklerin tavan yaptığı bu frekansta; birçok ressam, müzisyen, şair kendi iç dünyalarına dönerek muhteşem ilhamlarının göstergesi sanat eserleriyle geri dönerler. Hatta uzun süre bu frekansta kalmayı başaranların şifa yeteneklerinin de geliştiği görülmektedir. Bunun arkasından gelen frekans dalgası ise, Derin Delta’dır.

Derin Delta, derin uyku hali, bir nevi dünyadan kopuş, bilinçsizlik hali olarak tanımlandığı için derin delta demek istiyorum. Beyin aktivitesinin en düşük olduğu frekanstır. Derin uykuda özellikle çocuklar da büyüme hormonunun salımı için, yetişkinler de ise, yenilenmek, tazelenmek için gereklidir. Yani derin delta beyni dinlendirmek için, tazelemek için şarttır. Düşsüz uyku olarak da tanımlandığından beyni dinginleştiren bir frekanstır. Uykunun en derin saatlerinde bilinçsiz bir zihinle son derece düzensiz yayar bu dalgayı beynimiz. Sağlığımız içinse çok gereklidir, beynimizin vazgeçilmezidir.

İşte beynimizin dört ana dalga frekansı. Günlük işlerin koşturmasın da baskın betadasınız. Gerginlik, stres, endişe anında tavan yapar baskın beta. Elinize kitabınızı aldınız ve kitaba öyle bir daldınız ki; dalganız aheste alfa. Ve ağır ağır uykunuz geldi, aheste alfanın yoğunluğunu yaşıyorsunuz işte. Uykuya daldınız tılsımlı tetha, uyku derinleşti derin delta. Bu çok basit bir örnekti günlük yaşantımızdan. Aslında o kadar çok geziyoruz ki frekanslar arasın da. Beynimiz sürekli dalgalanıyor aslında. Bazen dinlediğimiz bir müzik eşliğin de tılsımlı tethadayken, dışarıdan duyduğumuz bir çığlıkla baskın betaya dönebiliyoruz. Derin bir uyku, doğayla iç içe yaşamak, kuş sesleri, dalga sesleri dengemizi sağlıyor. İçten atılan bir kahkaha ritmimizi düzenliyor. Ritim düzenlendikçe beyin, frekans ayarlarını yapıyor, frekans ayarları yapıldıkça dış dünyadan gelenleri kaldırabilme eşiğimiz yükseliyor ve strese karşı bir nevi bağışıklık kazanıyoruz. Dünlerle ve yarınlarla değil, kendinize zaman ayırarak; frekans ayarlarınızı düzenleyip bugünün frekansıyla yaşamanızı diliyorum.

Saygılarımla.
Leyla YARGI MANTAR

Alıntıdır..

Devamını Oku..baglantıya git
Görüntüleme - Okunma Okunma: (3967) - Yorum Yorumlar: (2) Yazdır Yazdır  -  Gönder Gönder

Big Grin Kişisel Gelişim : Hayatın sırları
Yazar Yazar: ulas Takvim Tarih: 17.01.2013, Saat: 02:55 - Saat Saat:

Doğdun ve dünyada ala-yu vala ile karşılandın… Bir sevinçler, bir mutluluklar… Annenin babanın göz bebeği oldun. Seni el üstünde tuttular. Ve gün olup sokağa çıktın. Artık bir şeyler, ve hatta herşey sana yabancıydı, bir garipti , bir bilinmezin içini düştüğünün farkına vardın.

Ey insanoğlu, dünya bilinmezliklerle dolu bir gayya kuyusudur ve sen orada durmadan elindeki çubukla karıştıra karıştıra gizemleri bulup çıkarmaya uğraşan bir gezginci gibisin.
Bazen yeni bir şey bulduğunu sanırsın ama, kolay değildir; yeni bulduğunu sandığın şeyin bile gizleri vardır ve saklıdır.

Dünyada insanlardan saklanan ne kadar çok bilgi ve belge vardır. İnsan çok bildiğini sanır ama hele bir kez gerçeklerin peşine düşmesin, orada ne kadar az şey bildiğini anlar ki, şaşar şaşar kalır.

Herkes çok açık, çok berrak ve şeffaf olduğunu söyler, ama aslında herkes herkesten durmadan bir şeyler saklar durur.

Bir kere Devlet vatandaşından bir şeyler saklar.

Örneğin, Başbakanlığın bir “Örtülü Ödenek”i vardır. Başbakan bu parayı (şimdi galiba 400 milyonmuş) kimlere, nasıl harcadığının hesabını kimselere söylemez. Kimse de ona soramaz. Bu gizlidir.

Devletin güvenlik organı olarak çalışan MİT diye bir kurum vardır. Elemanları gizli olarak seçilir; bu kurumun ne yaptığını, nasıl yaptığını hiç kimse bilmez ve soramaz. Çok gizlidir.

Devlet de resmi kurumlar arasında durmadan yazışmalar vardır. Her Devlet dairesinin başındaki kişi bu yazışmaların başına zaman zaman “Gizli” ve “Çok gizli” damgalarını vurarak gönderir. Bu yazışmaları okumak, ifşa etmek, açıklamak yasaktır.

Devletin o kadar çok yasakları vardır ki; içine girince şaşarsınız. Güya Devlet şeffaf bir kurum olmalıdır fakat hiç de öyle değildir. Bazen bazı bilgileri Devlet’ten talep edersiniz; bazılarını verirler ; bazıları için ise “Onlar gizlidir” verilemez derler.

Örneğin Devletin öyle arşivleri vardır ki ,Devlet bunlara yasak koymuştur; “50 yıl veya 100 yıl bu bilgilere ulaşılamaz” kaydı vardır. O belgeleri göremezsiniz,onlara ulaşamazsınız.

Aslında milletin de, kurumların da ve bireylerin de hep böyle gizli,sorgulanamaz alanları vardır. Bunları yaşadıkça,işin içine girdikçe görebilirsiniz anlayabilirsiniz.
Her ailenin bir açık bir de gizli bütçesi vardır. O gizli bütçeyi yalnız bir kişi bilebilir.

Bizim kayınpeder ölmeden önce evin muhtelif yerlerine maaşını yerleştirmiş. O zaman Banka’ya ulaşmak kolay değil, Bankamatik filan yok. Kitapların, çamaşırların arasına para koymuş ve not düşmüş , “Ben ölünce, bu parayı şuraya harcarsınız..” diye. O paralar nice vakitten sonra ortaya çıktı. Tabii paralar çoktan tedavülden kalkmıştı. Ve paralar artık piyasada geçmiyordu. İşte buyurun buradan yakın.

Durmadan insanlar birbirlerinden bir şeyler saklarlar. İngilizlerin bir atasözü vardır: “Herkesin dolabında bir iskelet vardır.” Derler. Her ailenin kendine göre sırları vardır; her insanın sırları vardır .

Fakat o sırlar insanı bazen öylesine sıkar ki, ya insanın kendini mahvetmesine veya karşıdaki insanı yok etmesine yol açabilir.

Belli ki hayatımızın büyük bir bölümü de hayatın sırlarını aydınlatmakla geçer. Kimisi hiç aldırış etmez de; kimisi de durmadan başkalarının işlerine burunlarını sokmada birincidirler. Onlar hayatın “Meraklı Melahat”larıdırlar.

Bakarsan, “Hayat”ın kendisi başlı başına bir sır… İnsanoğlu’nun varoluşu sır; dünyaya niye geldiğimiz bir sır. Çevremiz, içimiz, dışımız… sayısız sırlarla dolu .

Dünyada aslında çoğumuz birer Sherlock Holmes gibi yaşayan dedektifleriz. Durmadan sorar, gezeriz ama, yaşadığımız sürece keşfettiğimiz çok az olay vardır.
Ama kimisi de ne kadar rahattır. Ne dünyanın gizlerinden haberleri vardır, ne de yaşadıkları hayattan. Öyle saf saf kendilerine belletildikleri şekilde yaşarlar. Hiçbir soru sormazlar; cevap vermek boşunadır. Zaten verilen cevaplar önceden belletilmiş cevaplardır. Onlarla yetinirler.

Ama çocuğum,sen sen ol ,herşeyi olduğu gibi kabul etme. Herşeyin içinde bir şey vardır. Biraz kuşkuculuk iyidir. Çok kuşkuculuk insanı,karanlıkların ötesine götürür ve getirmez.

Dünya ne kadar çok sırlarla dolu, evren, insan, toplum… Belki de hepimiz bir çok yalanlar üzerinde yaşıyoruz ama bunu rahatça kabulleniyoruz; aldırış bile etmiyoruz. Oysa biraz aydınlatmaya çalışsak ne olur.

Devamını Oku..baglantıya git
Görüntüleme - Okunma Okunma: (1866) - Yorum Yorum Yok Yazdır Yazdır  -  Gönder Gönder

Big Grin Kişisel gelişim : Ufkun genişlemesi...
Yazar Yazar: ulas Takvim Tarih: 17.01.2013, Saat: 02:54 - Saat Saat:

“Ufkun Genişlemesi “ mümkün müdür? Veya ufuk genişler mi? Hele bir düşünelim.

Arapça olan “Ufuk” sözcüğünün (Çoğulu : Afak … Örnek : “ Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. (İstiklal Marşı’ndan. M.Akif)" …” , bu sözcüğün kökenine ve Türkçe karşılıklarına şöyle bir bakalım.

Ufuk, bir çok sözlükte : Çevren ; gözerimi; çevre; dolay… diye verilmektedir. İkinci bir anlam olarak da : anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü… olarak belirtilmektedir. Demek ki, birincil anlamı İngilizce’deki (Horizon) sözcüğünü; ikincil anlamı ise daha çok (Scope) anlamını karşılıyor. Ama bana göre ne yazık ki bu sözcüğü tam olarak karşılayan bir Türkçe sözcük henüz yok. Onun ötesinde sözlükler bu sözcüğü cümle içinde kullanmak için Ömer Seyfettin’den örnek veriyorlar.
“Bu dar zihinlerde, ufku genişlememiş dimağlarda, zaruri olarak faziletler de dardı.” (TDK Sözlüğü) .

Yani bir insanın ufku darsa, görüşü, kavrayışı; anlayış yetisi de dardır. Peki, bir insanın ufkunu genişletmek için ne yapmak gerekir?

Bir bilgenin verdiği şu örneğe bakalım: “Bir kümesin içinde yaşayan yavru bir horoz vardı. Uzun bir süre orada yaşadı ve dünyayı hep,kümesin kapısından göründüğü kadar sandı.

Sonra bir gün dışarıya bahçeye çıktı; “Vay be…” dedi. “Dünya meğer ne kadar büyükmüş… Çiçekler, diğer hayvanlar, tümü de etrafı duvarlarla çevrili , aslında küçük bir bahçede, oynayıp, eşinip duruyorlardı.

Sonra bir gün büyük bir çabayla,evin çevresindeki duvarın üzerine çıktı. Bir de neler görsün; bahçenin dışında da bahçeler vardı ve diğer hayvanlar;tavuklar,horozlar… Vay be…

Horoz uçtu büyük bir çabayla evin çatısına kondu. Ufku daha da genişlemişti. Ama çok çabalamıştı; çok zorlanmıştı ve nihayet yan tarafta duran büyük ağacın yüksek dallarına kondu… Şimdi dünyayı çok daha iyi görebiliyordu.. Ve gerçekten çok büyüktü. Uçtu, geldi gördüklerini arkadaşlarına anlattı ama hiç birisi de ona inanmadılar…”

İşte bu hikayeden çıkarabileceğimiz gibi; ufuk sürekli genişleyebilir. Ne zaman ? İnsan yükseldiği zaman. Altlarda pek fazla bir şey göremezsiniz ama kendinizi zorlar biraz daha yüksek bir erime varırsanız o zaman gördükleriniz farklı olacaktır.

İnsan nasıl yükselir? Bunun bir tek yanıtı var :eğitimle… Ama bu eğitim sözcüğünü dar anlamıyla almamak gerekir. Dünyayı eleştirel bir gözle gezmek de bu eğitimin bir parçasıdır. Okumak, eğitimin bir parçasıdır… Ama eğitim insan yükseltmelidir. Yerinde saydıran, insana bir şey katmayan okumalardan ne fayda. Eskiler ne der : “kellem kellem la yem fa” Ne demek? “Kendim söylüyorum, kendim dinliyorum…” Yani boşuna bir okuma, boşuna bir konuşma…

Oysa gerçek bir eğitimin, gerçek okumaların insanı yücelten bir yanı vardır. İnsanın ufku genişlemiyorsa, bambaşka ufuklara, dünyalara doğru yol almıyorsa; hep aynı şeyleri okumanın; bellemenin ne yararı var… Okudukları, insanı değiştirmeli; insanı insan yapmalı… Eğitim bilimin de buna “Toplumsal Devinim” denir. Yani okuyan insan; iyi bir eğitim gören bir insan, bulunduğu toplumsal kesimden yükselerek yeni durumlara, yeni katlara erişir. Öyle ki buna bazen kişinin kendi aklı bile şaşar. “Kellim kellim ya lem fa…” lafını söyleyen Çoban Sülü iyi eğitim sayesinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olmuştur… Gördünüz mü yükselmeyi; Toplumsal Devinimi …

Doğal olarak bu durum kişilerin yeni durumları çok daha iyi kavrayabilmesine, dünyayı daha gerçekçi yorumlamasına yol açar. Büyük öncü, büyük insan Kemal Atatürk’ün şu sözüne bakınız “Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

İşte , “ufkun genişlemesi” yeni bir göreçe (vizyona) sahip olmak budur.

Hadi bakalım o güzel kitaplarınızın başına; ama bilin iş olarda bitmiyor. Önce ne olacağınıza karar verin. Bir Cumhurbaşkanı mı, yoksa bir tutsak mı?

Devamını Oku..baglantıya git
Görüntüleme - Okunma Okunma: (1990) - Yorum Yorum Yok Yazdır Yazdır  -  Gönder Gönder

  Kişisel gelişim : Yaratıcılık
Yazar Yazar: ulas Takvim Tarih: 17.01.2013, Saat: 02:53 - Saat Saat:

İnsanda “Yaratıcılık”tan söz ettinmi; bazılarından hemen itiraz gelir, “Tövbe tövbe alemde bir tek Yaratıcı vardır; ondan gerisi yalandır” diye. Bu söze Amenna denir, de yine
dünyada yaratılmış insanın kendine göre bazı yaratıcı faaliyetleri kuşkusuz vardır.

Çünkü Yaratıcılık olmasaydı, dünyada sanat olmazdı, ama var.

Dünyada Yaratıcılık olmasaydı, Bilim ve Teknoloji olmazdı; ama var.

İnsanoğlu, eğitim altında, sadece kültürü, yani o ana kadar insanoğlunun yapıp ettiklerini öğrenmez; iyi bir eğitim sistemi, kuşkusuz, yapılanları bir anlamda nasıl aşılacağının yollarını, yöntemlerini de öğretir.

Dünyada “Güzel” var mı? Var… Öyleyse güzelin de daha güzeli olabilir mi. Niye olmasın. Sanat, güzelliğin insan eliyle durmadan araştırılmasıdır. Sanat bir bakıma, insan eliyle güzellik yaratma çabasıdır.

Bilim ise; varolan gerçeklerin; bilinenlerin sınırını genişleterek insanları daha rahat ettirmenin, onlara işe yarayan araçlar, gereçler getirmenin peşindedir. Sonunda bilimde de yaratıcılık vardır. Bilim insanı da o ana kadar keşfedilmemiş, bulunmamış bazı şeyleri bulur, yapar, yaratır çatar; insanoğlunun emrine koyar.

Bu yüzden, eğitim iki türlü insan yetiştirir. Bir, sadece bilinenleri bilen, ezberleyen; yeniye, değişiğe, gelişmişliğe kulak asmayan tipler. Bunlar “Tüccar” tiplerdir; sadece alırlar ve üzerine bir kâr koyarak satarlar. İki; kafası durmadan “eskinin” ötesinde, yeniliğe, değişik bir şeye, farklı bir şey bulmaya çalışan şeytan akıllılar.

Aslında dünyadaki savaş bu “duruk” akıllılarla , “oynak” akıllıların savaşı halinde geçer. Bazıları , “hiçbir şey değişmesin, her şey olduğu gibi kalsın” derken . Diğerleri . “Niye? Dünya değişiyor, o zaman biz de değişeceğiz; çevremizi de değiştireceğiz…” diye kıyameti koparırlar. Hadi bakalım bu iki akıl arasında kaldığınızı düşünün, “Ne yaparsınız?”

Gençler genellikle “oynak” akıllıdırlar. Durmadan değişiklikten, yenilikten yanadırlar… İhtiyarlar, durmadan onların peşinden, eteğinden çekerler. “Sen böyle diyorsun ama gelenekler öyle demiyor” diyerek gençlere engel olmaya çalışırlar. Onun için kişilerin bir kısmı değişmeyi, yeniliği istese bile, geniş insan kütleleri değişmekten, yenilikten fena halde korkar. Bütün toplumlar böyledir. Tutucudur; muhafazakardır.

Oysa , kişiyi topluma hazırlayan eğitim, “Yaratıcı Eğitim”i desteklemelidir. İnsanlar, bilinenlerin ötesinde yeni şeyler bulmaya heveslendirilmeli; bütün eğitim düzeni buna göre tasarlanmalıdır. Fakat mevcut eğitim düzeni “Dogmatik”tir, değişimden değil; bilinen şeylerin ezberlenmesinden geçer. Ezberci bir eğitimdir. Değişikliğe tahammülü yoktur.

İyi bir eğitim düzeninden geçmiş, yaratıcı filizler taşıyan genç, gittiği kurumda da engellemelerle karşılaşacaktır. Bakar ki, içinde bulunduğu kurum, yüz yıllık yöntemlerle çalışıyor. O “Değişmeyi, yenileşmeyi..” salık verir ve bunun için yeni, yaratıcı yollar, yöntemler önerir. Bir söyler, iki söyler… Sonra birileri onun tehlikeli olduğunu anlarlar ve ona çelme takmak, söylediklerini yalanlamak için bin dereden su getirirler.

O yenilikçi, heves ile dolu genç, koca bir devler ordusu karşısında yalnız kaldığını anlar. İki yol vardır. Ya “başım sonunda belaya girecek”, diye susup oturmak ve ötekilerine benzemek… Ya da sürekli bir savaşımı, mücadeleyi göze almak. Sonunda kim kazanır. Başta yobazlar kazanır gibi görünse de doğa, akıllı olandan, doğadan yana olandan yanadır. Sonunda Doğa kazanır.

Yaratıcılık, hiç de göründüğü kadar tehlikeli bir şey değildir. Aslında dünyanın, tadını ,tuzunu veren şey yaratıcılıktır ve yaratıcı insanlardır.

O yaratıcı sanatçılar olmasaydı, bu güzel tablolar, şiirler, kitaplar, eserler nasıl yazılırdı.
O yaratıcı, yenilikçi bilim adamları olmasaydı, bu bilgisayarlar, uçaklar, bisikletler, ütüler, buzdolapları, klimalar vb, vb… nasıl olabilirdi? Bütün bunlar falan kitabın falan sayfasında yazılı değil. Bunları bulmak için o insanlar çok okumuşlar, çok denemişler ve çok çabalamışlardır. Kolay değildir.

Bütün bunlar, yaratıcı akılların eseri. O zamana kadar ezberlenmiş bilgilerin dışına çıkan insanların eseri. Toplum insanın başını ne kadar eğse de bazıları başını kaldırmasını bilecektir. Sanatın ve bilimin gerçek anlamını anlayacaktır. Topluma, bu güçlerle kuşanmış olarak gidecektir. Eğitim artık ne kadar yozlaştırıcı olursa olsun, dünyanın gerçekleri tümden saklı değil.. Kendin bul, kendin pişir, kendin bir şeyler ortaya koy; kendin yarat ve yaşat…

Ne kadar itiraz etseler, sonunda kabul edeceklerdir. Eğer sonunda doğanın yol gösterdiği gerçekler varsa, yeniliğin, yaratıcılığın önüne, insan yaşadıkça kimse geçemez

Devamını Oku..baglantıya git
Görüntüleme - Okunma Okunma: (1665) - Yorum Yorum Yok Yazdır Yazdır  -  Gönder Gönder

Big Grin Ayurvedik Beden-Kişilik Tipleri
Yazar Yazar: ulas Takvim Tarih: 17.01.2013, Saat: 02:51 - Saat Saat:

Hiç kendinize sonra da çevrenize bakıp bazı insanlara çok benzerken, bazılarından çok farklı olduğunuzu gördünüz mü? Gerçekten de insanlar arasında hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük çeşitlilik var. İnsanın fiziksel ve psikolojik mutluluğu için de bu farklar göz ardı edilmemeli. Ayurveda tıbbında kişinin bu farklı yapısını anlamak esastır. Ayurvedada canlı bireyin durumu, insan olarak hasta, hem sağlıkta hem hastalıkta en önemli faktördür.
Ayurvedaya göre hastalık kendine ait bir varlığa sahip olmayıp bireyin tabiatından veya davranışlarından kaynaklanan bünyesel dengesizliklerin bir komplikasyonudur. Bu tıbba göre hastalık dıştan gelen patojenlerin sonucundan ziyade içsel yanlış işlevlerin bir ürünüdür. Hastalık faktörleri her zaman çevremizde olsalar da, bu hastalık faktörlerine yatkınlık, içsel enerjilerinizin durumuyla belirlenir.

AYURVEDİK BEDEN TİPİNİZİ ÖĞRENMEK İÇİN TEST YAPIN

Ayurveda bütün vücut fonksiyonları dış evrendeki mukabil hareketlere kıyasla açıklar. Dış alemdeki üç ana güç Güneş, Ay ve Rüzgar’dır. Güneş ateşle temsil edilen dönüşüm enerjisidir. Ayurvedaya göre insandaki biyolojik ateşe mizacına karşılık gelir ve adı Pitta’dır. Ay toprak ve sunun birleşimiyle temsil edilen serinletici güçtür. İçimizdeki biyolojik su mizacına tekabül eder ve adı Kafa’dır. Rüzgar hava ve esirin birleşimiyle temsil edilir ve hareket ilkesidir. Biyolojik hava mizacına tekabül eder ve adı Vata’dır. Bu üç güce Ayurveda’da Doşa’lar (Dosha) denir. Evrende bu üç gücün dansı süreklidir ve doğum anında hangi doşa veya doşalar hakimse bireyin zihin beden tipi ona göre oluşur. Dış şartlar, beslenme ve başka faktörler bu doşalarda değişiklik yapsa da, genelde hayat boyu kalıcı bir faktördür.

Üç Ana Mizaç

Vata
Vata bireyleri genelde ince ve uzundurlar, dayanıklı değildirler, vücut kuvvetleri azdır. Genelde vücutları ağır değildir ve kasları ve kanları iyi gelişmemiştir. Sindirimleri ve metabolizmaları değişkendir, bu yüzden istikrarlı ve sağlam dokular geliştiremezler. Aynı şekilde hastalıklara ve sıcak soğuk gibi çevresel faktörlere karşı dirençleri zayıftır, hava değişimlerinden daha kolay etkilenirler.
Tipik Vata mizacı gergin ve hassastır. Vata kişilikler görevlerine uzun süre hırsla ve azimle odaklanmakta güçlük çekebilirler. Bu yüzden bir süre sonra yan yollara sapabilirler. Eğer onlarda bol bulunan heyecanlarını ve yaratıcılıklarını azimle uygulayabilirlerse hayatta çok şey başarırlar. Bu tür bireyler fazla fiziksel aktivite, uzun süreli konsantrasyon gerektirmeyen, çok soğuk veya kuru olmayan ortamlardaki işleri tercih etmelidir.
Eğer ağır iş yapmak zorunda bırakılırlarsa, sinir ve kemik hastalıkları, kilo kaybı ve kabızlık yaşayabilirler. Zihinleri ve vücutları kırılgan olduğu için onlara nazik davranılmalıdır.

Pitta
Pitta tipleri ortalama boy ve yapıda olurlar; kan dolaşımları iyi, elleri ve ayakları sıcaktır. Hızlı ve güçlü bir sindirim sistemleri vardır. Bu sayede çok çeşitli yiyecekleri yer ve bu yüzden kilo almazlar. Aşırı ısınmamak için sürekli olarak serin içecek ve yiyecekler ihtiyaç duyarlar. Yiyecekleri iyi kaliteli dokulara çevirme yetenekleri olsa da, vücuttaki toplam dönüşüm oranı çok yüksek olduğu için bazen fazla enerji tüketerek çok yorulabilirler.
Pitta tiplerinin cildi yumuşak, yağlı ve kadife gibidir. Erken yaşlarda saçlara ak düşme veya kelleşme eğilimi vardır. Gözleri keskin, nüfuz edicidir. Vücutlarının köşeli, çıkıntılı bir şekli vardır. Çalışma kapasite ve güçleri ortalamadır. Hemen sinirlenen tipler olmasa da, önlerine çıkan engeller canlarını çok sıkabilir.
Pittalar çabuk kavrarlar, algıları açıktır ve zekidirler. Seçmiş oldukları alanda genelde iyi bir bilgileri olur. Doğuştan liderdirler. Toplumda genelde zengin ve rahat bir konumları olur. Serin bir yerde çalışmaları gerekir, güdülerine uygun yaratıcılık gerektiren faaliyetlere ihtiyaç duyarlar.

Kafa
Kafa bireylerinin güçlü, kalın bir vücut yapıları, güçlü kas iskelet sistemleri vardır. Etleri, kemikleri, saçları, dişleri iyi gelişmiştir. Doğuştun kuvvetlidirler, bağışıklık sistemleri kuvvetli, canlılıkları yüksektir. Genelde sağlıklı ve uzun ömürlü olurlar. Sindirim ve metabolizma hızları yavaştır, diğer tiplere göre daha az yemeleri ve içmeleri gerekir. Hoş, derin sesleri vardır ve genelde de hoş görünümlüdürler. Sakin, sessiz bir yapıları vardır, mallara ve insanlara kolay bağlanırlar.
Kafa tipleri ağır ve zahmetli işleri yerine getirirler, ama buna teşvik edilmeleri gerekir. İnsan ilişkilerini korumak, insanları bir araya getirmek, başka insanlara alaka göstermek konusunda iyidirler. Uzun dönemli işlerde başarılı olurlar ve aileleri ve kendileri için bayağı bir mülk biriktirebilirler. Bununla birlikte soğuk, rutubetli yerlerde çalışmamaları gerekir, yoksa enerjileri duraganlaşır. Eklem hastalıkları, şeker hastalıkları ve kalp problemlerine yol açan obeziteye eğilimlidirler.

Yedi Karma Tip
Karma tipler de genellikle tek doşa hakimdir, ikinci doşa da ikincil doşa olarak kabul edilir. Örneğin bir vata pitta kişisinin vata özellikleri pitta özelliklerine göre daha güçlü ve fazla olacaktır. Son olarak hiçbir tipin hakim olmadığı dengelenmiş üçlü doşa olarak adlandırılan bir tip vardır.

Vata-Pitta
Saf Vata tip gibi ince, çabuk hareket eden, arkadaş canlısı, konuşkan fakat daha girişken ve keskin zekalıdır. Vatanın aşırılıklarına sahip olmayıp maymun iştahlı ve düzensiz değildir. Güçlü sindirim gücüne sahiptir ve soğuğa karşı dayanıklıdır. Vata tiplerine göre Pittanın güçlü enerjisine sahiptir. Kolaylıkla bağımlılıklara kapılabilirler ve durağanlığa gereksinim duyarlar.

Pitta – Vata
Vata Pittalara göre daha kaslı, ortalama bir beden yapıları vardır. Onlar aynı zamanda hareketlerinde hızlıdır, iyi bir tahammül güçleri vardır, çoğunlukla iddiacıdırlar. Vata tipinin hafifliğine rağmen bariz bir şekilde yoğundurlar. Güçlü bir sindirimleri v eVata Pitta’ya veya Vatta’ya göre daha düzenli eliminasyonları vardır. Stres altında olurlarsa korku ve öfkeyle hareket edebilirler. Bu da onları güvenilmez (tehlikeli), gergin ve katı yapar. Yemek yemeyi çok severler. Hafızaları güçlüdür ve iyi konuşmacıdırlar. Çok sıcak onları rahatsız eder.

Vata - Kafa
Birçok özellikte karşıt durumların olması nedeniyle bu testlerde en zor tespit edilen tiptir. Genellikle ince bir Vata beden yapısına sahiptirler ve Kafa gibi rahat, sakin tavırlıdırlar. Stres altında olmadıkça sakindirler. Hızlı ve etkindirler. Kafa'nın bugünün işini yarına bırakmama özelilklerinin bilincindedirler. Biriktirmeyi ve tasarruf etmeyi severler ve soğuktan hiç hoşlanmazlar. Sindirimleri yavaş ve düzensizdir.

Kafa – Vata
Vata Kafa’ya benzerler, fakat yapıları daha sağlamdır ve hareketleri daha yavaştır. Onlar da sakindir ve Vata Kafa’lara göre daha rahattırlar, fakat daha az coşkuludurlar. Atletik yapıya meyillidirler ve oldukça dayanıklıdırlar. Sindirim düzensizlikleri olabilir, soğuktan şikayetçidirler ve mukus oluşumundan dolayı sıkıntı çekebilirler.

Pitta - Kafa
Güçlü bir Kafa beden de Pitta özeliklerine sahiptir. Kafa tipine göre daha kaslı yapıda ve daha iri cüsseli olabilirler. Kişilikleri Pitta’nın etkisi ve eğilimi ile öfkeli ve eleştirmendir. Kafa tipinin kararlılıklarını gösterirler. Dayanıklılık ve enerji sahibi olmaları nedeniyle atletler için en uygun tiptir. Asla öğün atlamazlar. Sindirimleri Pitta tipindeyken, hastalıklara Kafa gibi direnirler.

Kafa - Pitta
Kafa yapısına sahip fakat Pitta Kafa’dan daha şişman kişiliklerdirler. Yüzleri ve bedenleri yuvarlak yapılıdır. Oldukça yavaş hareket ederler ve Pitta Kafa’dan daha rahattırlar. Değişmez bir enerjileri vardır ve bir Pitta veya Pitta Kafa tipinden daha dayanıklıdırlar. Egzersiz yapmaktan hoşlanırlar, fakat Pitta Kafa tiplerine göre spor yapmak için motivasyonları daha düşüktür. Kibirli ve eleştirilmeye tahammülsüz olabilirler.

Vata - Pitta - Kafa
Tanınması en zor tiptir, çünkü her doşadan eşit miktara sahiptir. Uzun bir yaşama, iyi sağlığa ve bağışıklık sistemine sahip olma eğilimiyle en dengeli tiptir. Ayurvedik hekimler dengelerini yitirdiklerinde tedavi edilmesi en zor tipin bu tip olduğunu söyler. Oldukça az sayıda gerçek Vata-Pitta-Kafa tipi vardır. Kendini bu tip zanneden kişiler de genellikle iki doşa hakimdir.

Devamını Oku..baglantıya git
Görüntüleme - Okunma Okunma: (1533) - Yorum Yorum Yok Yazdır Yazdır  -  Gönder Gönder

 
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı/E-Posta:

Şifreniz:


 Şifremi Unuttum?  Yardım


Forum İstatistikleri
istatistik Toplam Üyeler: 22
istatistik Toplam Konular: 607
istatistik Toplam Yorumlar: 673
istatistik Son Üye: nero101
istatistik Detaylı İstatistikler

Kimler Çevrimiçi
Toplam: 262 kullanıcı aktif
» 0 Kayıtlı
» 262 Ziyaretçi
Çevrimiçi Kullanıcılar


Forumdan Son Aktiviteler
  Konular Yorumlar Okunma Son Yorum
Geçmişte yaşamak en ağır ... 0 551 Takvim Tarih: 22.02.2017, Saat: 01:07
Yazar Son Yorum: kaizen
İnanç hayatın mimarıdır. 0 344 Takvim Tarih: 22.02.2017, Saat: 00:20
Yazar Son Yorum: kaizen
PLEİADES MESAJLARI 0 1,672 Takvim Tarih: 27.07.2014, Saat: 18:51
Yazar Son Yorum: ulas
eşruhlar RAMTHA 0 1,246 Takvim Tarih: 27.07.2014, Saat: 00:40
Yazar Son Yorum: ulas
FOTON KUŞAĞI 0 1,463 Takvim Tarih: 27.07.2014, Saat: 00:31
Yazar Son Yorum: ulas

MCTR Portal
Forum İstatistikleri
Konu Tarih, Saat  Yazar Son Gönderen Forum
  Geçmişte yaşamak en ağır ... 22-02, 01:07 kaizen kaizen Kişisel Geliş...
  İnanç hayatın mimarıdır. 22-02, 00:20 kaizen kaizen Kişisel Geliş...
  PLEİADES MESAJLARI 27-07, 18:51 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  eşruhlar RAMTHA 27-07, 00:40 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  FOTON KUŞAĞI 27-07, 00:31 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİH... 26-07, 23:56 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  Agarta ve Dabbet’ül-Arz İ... 03-02, 19:35 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  Piramitler Uzaya Enerji I... 03-02, 19:23 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  Evrende Sonsuzluk Kavramı 03-02, 19:11 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  Ezoterik Dünya Tarihi 03-02, 19:03 ulas ulas Mitoloji - Ke...
  Güney Amerika’da Dünya Dı... 03-02, 18:57 ulas ulas Mitoloji - Ke...
En Çok Okunan
  Lucid Rüya'nı... 8282
  En ünlü kahin... 7937
  Astral Seyaha... 7739
  Kuantum Sıçra... 7209
  En ünlü kahin... 6736
En Çok Rep Alan
hazanlisa 15
ulas 6
susogeliy 1
kaizen 0
ülkü bilgin 0
En Çok Cevaplanan
  Bilinçaltını ... 4
  Başarinin 7 k... 3
  Maya Kehanetl... 3
  Farkındalık N... 2
  Otoritelerden... 2
En Çok Yazan
ulas 391
hazanlisa 204
kaizen 64
susogeliy 8
system 5
En Çok Teşekkür Alan
Teşekkür eklentisi kurulu değil, Teşekkür Plugin İndir.
Yeni Üyeler
nero101 08-11
ozan yıldız 21-09
azit 15-09
ülkü bilgin 30-08
iyibirinsan 08-06


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap