default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 20.07.2017, 17:27


Kuantum Teorisi

Yazar Konuyu Başlatan: hazanlisa - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1415 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

hazanlisa
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 204
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 15


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 19.01.2013, Saat: 01:57
Kuantum teorisi, çıplak gözle görülemeyen atom seviyesindeki dünyayı açıklamaktadır ve 20. yüzyılda ortaya konduğundan beri hem bilim hem felsefe hem de teoloji alanlarında pek çok tartışmaya sebep olmuştur. Bilim alanında determinizm, yalnızca bu teoriyle sorgulanmış, bu teoriye dayanılarak ‘ontolojik indeterminizm’in varlığı savunulmuştur. ‘Uzaktan etkileme’ gibi birçok bilim insanınca ‘hurafe’ olarak nitelendirilecek bir olgu, sadece bu teoriye dayanılarak öngörülmüş, üstelik Aspect deneyleriyle doğrulanmıştır. Bu teoriyle atom seviyesinde, daha önceden bilimsel metodolojinin zorunlu bir unsuru olarak kabul edilen, ‘gözlem sürecinde gözlenene etki etmemenin’ mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Yine bu teoriyle fizik biliminde bile indirgeme ciliğin olanaksız olduğu; bütünü, parçalarını analiz etmek suretiyle anlayamayacağımız ortaya çıkmıştır.


Kuantum teorisine dayanılarak savunulan bu sarsıcı görüşler, ontoloji ve epistemoloji açısından ciddi anlayış değişikliklerini gerekli kılmaktadır. Fakat, bilim insanlarının da farklı felsefi görüşleri olduğu, bilimsel teorilere hermenötik yaklaşımları, bu farklı felsefi görüşlerin şekillendirdiği unutulmamalıdır. Nitekim, bilimsel teorilerimizin ve mevcut kavramlarımızın ontolojik gerçekliği açıkladığını savunan ‘klasik realist’ bir bilim anlayışını felsefi görüş olarak benimseyen ve ‘determinizm’in mutlaka evrenin gerçek yapısı olması gerektiğine dair metafizik inançları bulunan -Einstein gibi- bilim insanları; kuantum teorisinin eksik bir teori olduğunu, bu yüzden bu teorinin ‘indeterminist’ bir şekilde yorumlandığını savunmuşlardır. Kısacası, kuantum teorisine dayanılarak savunulan bahsettiğimiz iddiaların üzerinde bütün bilim insanlarının konsensüsü olmadığı hatırlanmalıdır, ama ‘Kopenhag yorumu’ adı altında savunulan bu iddiaların doğruluğunun, çoğunluğun kanaati olduğu da bilinmelidir. İndirgemeciliğin imkansızlığı’ ve ‘gözlem sürecinde gözlenenin etkilendiği’ ile ilgili görüşlerin, kabul edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca ne kadar inanılmaz gözükse de 1980′li yıllardaki Aspect deneylerinden sonra ‘uzaktan etkileme’nin bu evrenin bir fenomeni olduğu anlaşılmıştır. Fakat, Popper’a benzer şekilde biz de ‘determinizm’ ile ilgili görüşler gibi ‘indeterminizm’ ile ilgili görüşlerin de ‘metafizik iddialar’ olduğunu düşünüyoruz. Popper, her ikisini de metafizik gördüğü bu görüşlerden ‘indeterminizm’i benimsemiştir; fakat biz, bu görüşlerden birini benimsemek için bir sebep görmüyoruz, bu yüzden bu iki alternatife karşı da ‘agnostik’ bir tavır benimsiyoruz.


‘Kuantum indeterminizmi’ bilim insanları arasında ihtilaflı bir konu olmuştur, üstelik kuantum teorisiyle ilgili felsefi ve teolojik tartışmalar en çok ‘ontolojik indeterminizm’ iddiasıyla ilgilidir. Kısacası, bilimsel açıdan ‘kaygan zemin’de felsefi ve teolojik tartışmalar yapılmaktadır; fakat mevcut durumda başka bir çaremiz de bulunmamaktadır. Bu yüzden ‘mümkün’ü göstermeye çalıştığımız yerlerde ‘olan’ ile ilgili iddialarda bulunmadığımıza birçok defa dikkat çektik. ‘Kuantum indeterminizmi’ ihtilaflı olsa da, kuantum teorisinin ‘klasik realizm’in doğru olmadığını gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Diğer yandan bilimsel teorileri, zihinlerimizin evrene yüklediği ve ontolojik gerçeklikle ilişkisi önemli olmayan icatlar olarak gören ‘araçsalcı yaklaşım’ın da benimsenmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Polkinghorne, Barbour ve Peacocke gibi düşünürlerin de savunduğu şekilde, safça bir realizmden ve gerçeklikle bilimsel teoriler arasında hiçbir ilişki kurmayan araçsalcılıktan farklı bir yol olan ‘kritikçi realizm’i benimsemenin, en tutarlı yol olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşımımıza göre bilimin içinde insan unsuru bulunmaktadır ve insanların toplumsal şartlanmalar, önyargılar, apriori kabuller, kavramsal ve kapasite yetersizlikleri gibi sınırlılıkları vardır. Bunlar, bilimsel teorilere karşı ‘kritikçi’ unsurun sebebidir; bilimlerin (özellikle kuantum teorisinin) teknoloji üretimi ve öngörüde bulunmayla ilgili başarıları ise doğanın gerçekliğine kısmen de olsa ulaştığımızı (‘realizm’in hedefine kısmen yaklaştığımızı) gösterir ki, böylece ‘kritikçi realist’ yaklaşım karşımıza çıkar.


Teolojiyle ilgilenen pek çok kişi, geçmişteki kötü tecrübelerin de etkisiyle, bilim ile din arasında ilişki kurulmasına soğuk yaklaşmaktadırlar. Bizce, geçmişteki kötü tecrübeler, ilişki kurmamaya değil, fakat sofistike ve temkinli yaklaşımların geliştirilmesine sebep olmalıdır. Bilim alanında olduğu gibi din alanında da ‘kritikçi realizm’in benimsenmesinin, bilim-din ilişkisiyle ilgili sağlıklı bir yol olacağı kanaatindeyiz. Din, Tanrısal vahyin bir ürünü olsa da, Tanrısal vahiyden sonuçlar çıkaran teolojiler, insanların ürünüdür. Böylece bilimlerde olduğu gibi teolojilerde de insanların toplumsal şartlanmalar, önyargılar, apriori kabuller, kavramsal ve kapasite yetersizlikleri gibi sınırlılıklarıyla karşılaşırız. Kısacası, bilim alanında ‘klasik realizm’den vazgeçilmesi gerektiği gibi, din alanında da Katolik Kilisesi gibi kuruluşların yorumlarının Tanrısal vahiyle özdeş olduğunu savunan ‘hermenötik realizmler’den vazgeçilmesi gerekir. Buradan varacağımız sonuç ise bilim ile din çatışırsa; hatayı her iki alanın ‘yalnızca’ birinde aramaktansa, ‘her iki alanda da’ hata yapılmış olabileceğini düşünerek, her iki alanı da irdelemenin gerektiğidir. Bu anlayışta, dinsel alandaki hataların sebebi ‘insanların sınırlıkları’na bağlandığı için, bu yaklaşım, teist dinlerin mutlaklık anlayışıyla çelişmez. Bu yaklaşımla şöyle denmiş olmaktadır: “Tanrı’nın yarattığı doğa ve Tanrı’nın gönderdiği din çelişmez, fakat insanların, doğayı anlama çabası olan bilimde de, dini anlama çabası olan teolojilerde de hatalar olabilir; bilim-din arasında olduğu iddia edilen çelişkilerin kaynağı da bunlardır.” Tanrı’nın, kuantum belirsizliklerini (boşluklarını) belirleyerek etkide bulunduğunu savunan görüşler, ‘boşlukların Tanrısı’ argümanıyla karıştırılmamalıdır. ‘Boşlukların Tanrısı’ olarak isimlendirilen argümanlarda, önce bilgilerimizdeki boşluklar gösterilir, sonra ise bunlar Tanrısal etkinlikle doldurulur. ‘Kuantum indeterminizmi’nde ise boşlukların ontolojik olduğu savunulur; bunlar, bilgisizliğimizle ilişkilendirilmez. ‘Kuantum indeterminizmi’ni Tanrısal etkinlikle ilişkilendiren düşünürlerin hepsi aynı yaklaşımı benimsememişlerdir. Bazıları Pollard gibi Tanrı’nın tüm kuantum belirsizliklerini belirlediğini, bazıları Tracy gibi Tanrı’nın sadece bazı belirsizlikleri belirlediğini, bazıları ise Peacocke gibi Tanrı’nın belirsizliklere müdahale etmediğini savunmuşlardır. ‘Kuantum indeterminizmi’ni Tanrısal etkinlik açısından önemli gören yaklaşımlardan Murphy’ninkini başarılı bulduğumuzu söyleyebiliriz. Murphy, Tanrı’nın, tüm kuantum belirsizliklerini belirlediğini Pollard gibi söyleyerek, etkinliği bütün evrene yaygın aktif bir Tanrı anlayışını savunmaktadır. Bu yaklaşımda belirsizlik kalmamakta ve ‘yeter sebep’ ilkesi gözetilmektedir ki bu da, bu anlayışı felsefi açıdan daha cazip kılmaktadır. Murphy, Tanrı’nın, kuantum belirsizliklerini belirlerken, insanların özgür iradelerini olduğu gibi elektron ve diğer parçacıkların kendilerine mahsus özelliklerini de ihlal etmediğini savunur. Murphy’nin okkasyonalizm ile panteizmden uzak durmaya ve özgür iradenin varlığına yer açmaya çalışması, yaklaşımının olumlu yönlerini oluşturmaktadır.


Doğa yasaları ihlal edilmeden Tanrısal etkinliğin gerçekleştiğini savunan John Polkinghorne, kaos teorisine odaklanmayı, kuantum teorisinden daha iyi bir seçenek olarak görmüştür. Onun yaklaşımına göre kaos teorisinin determinist yapısı, doğanın aslında indeterminist olan yapısına bir yakınlaşmadır ve Tanrı, doğadaki indeterminist boşluklardaki esnekliklerden faydalanarak müdahalede bulunmaktadır. Biz de Murphy, Tracy ve Russell gibi, zahiren determinist olan kaos teorisine dayanarak evrende indeterminist bir yapı olduğunun savunulmasındansa, zahiren indeterminist olan kuantum teorisine dayanarak indeterminizmi savunmanın daha iyi bir alternatif olduğunu düşünüyoruz.


Kaos teorisinin kuantum teorisiyle beraber ele alınması ise ihlalci olmayan bir mucize anlayışının savunulabilmesi için önemlidir. Kaos teorisinde ‘başlangıç koşullarına hassas bağımlılık’ önemli bir unsurdur ve bununla, çok ufak bir değişikliğin çok büyük sonuçları olabileceği gösterilir. Başlangıç koşullarındaki tetikleyici değişikliğin, kuantum belirsizliklerinin Tanrı tarafından belirlenmesiyle gerçekleştirildiği savunularak; ‘mucize’ olarak nitelenen birçok olayın, doğa yasaları ihlal edilmeden gerçekleştirilebileceği modeller savunulabilir. Aslında, bilim alanında kuantum teorisiyle kaos teorisinin nasıl birleştirilebileceği konusunda çok tartışma yapılmış ve bu konu bir sonuca bağlanmamıştır. Fakat atom seviyesindeki dünyayla, çıplak gözle görülen dünya bir yerde birleştiğine ve tüm evren atom seviyesindeki parçacıkların birleşmesiyle oluştuğuna göre, kuantum teorisiyle kaos teorisinin birleşmesi gerektiğine dair öngörü sağduyuya uygun bir beklentidir. Böylece kaos teorisinin determinizmdeki ‘epistemolojik belirsizlik’, kuantum teorisi sayesinde ‘ontolojik belirsizliğe’ dönüşür ve Tanrı’nın, doğadaki bu esneklikten (objektif olasılıklardan) faydalanarak, büyük değişiklikleri mucizeleri hiçbir doğa yasasını ihlal etmeden oluşturduğu modeller savunulabilir.


Newton’dan sonra determinist anlayış yaygınlık kazanmış, evrenin kapalı bir sistem olarak gözüktüğü bu anlayışta, Tanrı’nın, mucize oluşturacaksa doğa yasalarını ihlal etmesi gerektiği söylenmiştir. Bu dönemden sonra, ‘mucizeler’ konusunda yapılan felsefi ve teolojik tartışmalarda, üzerinde en çok durulan husus bu olmuştur. Natüralizm ve bilimcilik adına “Din bilimle çatışır, çünkü mucizeyi savunur” denilmesinin yanında, teoloji adına “Tanrı bir eliyle koyduğu yasaları diğeriyle bozmaz” denilerek, ihlalci mucizelere karşı birçok eleştiri yapılmıştır. ‘Kuantum indeterminizmi’ evrenin kapalı bir sistem olmadığını göstererek, özellikle son birkaç yüzyılda, determinizm adına mucizelere getirilen pek çok felsefi ve teolojik eleştirinin haksızlığını göstermektedir. Felsefe ve teoloji alanında birçok kişi tarafından yapılmış olan bu hatayı tespit etmek, din felsefesi açısından önemlidir. Natüralistlerin ve bilimcilerin, bilimi doğa yasalarıyla eşitlemenin ve bilimin son sözünü Newton’la söylediğini zannetmenin; teologların, Newtoncu yasalarla Tanrı’nın yasalarını (Sünnetullah’ı) eşitlemenin; Spinoza gibi panteistlerin ise mekanik yasalarla Tanrı’nın Doğası’nı eşitlemenin hatasına düştükleri anlaşılmaktadır.


Kuantum teorisinin, ihlalci olmayan mucize anlayışı için modellere imkan tanıdığını savunurken, mucizelerin böyle gerçekleştiğine dair bir iddiaya sahip olmadığımızı; amacımızın, bilimcilik ve teoloji adına yapılan hatalara dikkat çekmek olduğunu özellikle vurguladık. Öncelikle din adına ihlalci olmayan bir mucize anlayışının savunulmasını zaruri görmüyoruz. Nitekim Newton, Boyle ve Mersenne gibi ünlü düşünürler, Tanrı’nın, doğa yasalarını ihlal etmesinde hiçbir sorun görmemişlerdir. Hatta Boyle ve Mersenne, mucizelerle ilgili yaklaşımlarında, bunu daha makbul bile kabul etmişlerdir. Diğer yandan, mucizelerin ‘doğa yasalarının ihlali’ olarak tarifi, sadece doğa yasalarına felsefi yaklaşımlar ‘zorunlulukçu’ ise karşımıza çıkmaktadır. ‘Düzenci yakla-şım’da olguların yasalara göre önceliği esas alındığı, ‘araçsalcı yaklaşım’da bilimsel yasalar ile doğa yasalarının arasında bir irtibat kurulmadığı için; bu anlayışlarda, doğa yasalarının ontolojik statüsü düşüktür ve ‘yasa ihlali’ diye bir kavramın önemi kalmamaktadır. Doğa yasalarına ‘zorunlulukçu yaklaşım’ kabul edilince ise karşımıza modern bilimin en temel iki teorisinden biri olan kuantum teorisindeki ‘ontolojik ola-sılıkçı’ yapı çıkar ki bu yapıda, ihlalsiz mucizeleri savunmanın mümkün olduğunu gördük. Sonuçta, ‘doğa yasalarını ontolojik determinist yapıda gören zorunlulukçu yaklaşım’ dışındaki bilim felsefesindeki farklı yaklaşımlar açısından ‘mucizeler’ konusunda, doğa yasalarının ihlal edilmesi diye bir sorun yoktur.


Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal edip etmeyeceği tartışmasındaki tavrımızı ‘teolojik agnostisizm’ olarak niteliyoruz. Bunun sebeplerini şöyle özetleyebiliriz: Birincisi, zorunlulukçu yaklaşımın düzenci yaklaşımdan daha iyi bir alternatif olduğunu düşünmüyoruz. İkincisi, ‘kuantum indeterminizmi’ ortaya konduktan sonra, ‘determinist-zorunlulukçu yaklaşım’ın modern bilimin görüşü olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Üçüncüsü, determinist-zorunlulukçu yaklaşımla beraber ihlalci olmayan mucizelerin savunulmasında, teizm açısından bir alternatif daha vardır; Tanrı’nın ‘baştan müdahale’ ile her şeyi ayarlamak suretiyle, doğa yasalarını ihlal etmeden mucizeleri oluşturduğu savunulabilir. Özellikle zamanın izafi olduğu izafiyet teorisiyle gösterildikten sonra, evrenin başı ve şimdisi arasındaki zaman sürecinin uzunluğu önemsizleşmiş ve bu görüşü savunmak kolaylaşmıştır. Dördüncüsü, teizmin kudreti sınırsız Tanrı anlayışı ile Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal ettiğine veya etmediğine dair görüşlerden herhangi birinin, çelişkili olduğunu düşünmüyoruz. Beşincisi, tektanrıcı dinlerin kutsal metinlerinde asıl olan, mucizelerin Tanrı tarafından gerçekleştirildiğidir, fakat mucizelerin ‘doğa yasalarının ihlali’ anlamına geldiğini ifade eden bir tarif yoktur. Sonuçta, mucizelerin, doğa yasalarının ihlaliyle veya ihlalsiz gerçekleştiği hususuna karşı agnostik yaklaşımımız, dördüncü ve beşinci maddelerdeki teolojik sebeplerle de desteklenerek, bu konudaki ‘teolojik agnostik’ tavrımızı oluşturmaktadır.


Tüm bu hususları bir arada değerlendirirsek, kuantum teorisinin mucizeler sorunu için önemini ‘abartmadan ve küçümsemeden’ tespit edebiliriz. Öncelikle mucizelerin doğa yasalarının ihlali ile oluştuğunu savunanlar için, herhangi bir bilimsel teori gibi bu teorinin de bu sorun açısından bir ehemmiyeti bulunmamaktadır. Doğa yasalarına felsefi yaklaşım olarak ‘düzenci yaklaşım’ı veya ‘araçsalcı yaklaşım’ı benimseyenler için ‘yasa ihlali’ kavramının bir önemi kalmayınca, kuantum teorisine dayanarak ihlalsiz mucizelerin nasıl oluşmuş olabileceğini göstermenin bir önemi yoktur. ‘Baştan müdahale’ yaklaşımı, mucizelerin determinist bir evrende ihlalsiz oluşabileceğini gösterecek bir model sunduğundan, bu yaklaşım açısından kuantum teorisinin mucizeler sorunuyla ilişkilendirilmesine gerek kalmamaktadır. Kuantum teorisine, mucizeler sorununda ihtiyaç, zorunlulukçu yaklaşımla beraber ihlalsiz mucize anlayışının gerekliliğinin savunulmasında kendini gösterir. Buna göre, zorunlulukçu yasaların determinist değil, ‘ontolojik olasılıkçı’ yapıda oldukları ve ihlalsiz mucizelerin gerçekleşmesi için olanak tanıdıkları söylenir. Newton’dan beri ilk olarak kuantum teorisiyle böylesi bir şansın doğduğunun, ilk defa bilimsel anlayışın en temel teorilerinden birine dayanılarak ‘ontolojik olasılıklar’ın varlığının savunulmasının mümkün olduğunun altını çizmek gerekir.


Kötülük sorununun kuantum teorisiyle ilişkisi, özgür irade sorunuyla kuantum teorisinin ilişkisine bağlıdır; bu yüzden, kötülük sorununda özgür iradeye atfedilen değerin derecesine göre, kuantum teorisinin kötülük sorunu açısından önemi artabilir veya azalabilir. Kötülük sorununa karşı ‘az kötülük için çok iyiliğin terk edilmemesi gerektiği’ veya ‘insanların manevi yükselişi için kötülüklerin lüzumu’ gibi birçok argüman ifade edilmiştir. Fakat insanların özgür iradeye sahip olduğuna, özgür iradenin ise iyiden yana olduğu gibi kötülükten yana da tercihini kullanabileceğine, bunun ise gözlenen kötülüklerin en önemli sebebi olduğuna dikkat çekilmesi, kötülük sorununa karşı en ön plana çıkan yaklaşım olmuştur. Özgür iradenin varlığına yapılan bu vurgu, birçok farklı argümanla birleştirilerek, kötülük sorununa cevap verilirken sıkça kullanılmıştır.


Kötülük sorununa verilecek felsefi veya teolojik cevaplarda, öncelikle ‘insan zihninin sınırlılıklarına dikkat çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Wykstra’nın böylesi bir yaklaşımla kötülük sorununu ele alması, bu konudaki başarılı bir örnektir. Bu hususta, özgür iradenin varlığına dikkat çeken farklı argümanlardan da mutlaka istifade edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ayrıca özgür iradeye vurgu yapan yaklaşımlar dışındaki kimi yaklaşımlardan da faydalanmak yerinde olacaktır; evrendeki kötülüklerin varlığının hikmetinin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz yönündeki görüşümüz, farklı argümanları değerlendirmemize sebep olmaktadır. Bunları yaparken, Plantinga gibi, Tanrı’nın ve evrende gözlemlenen kötülüklerin bir arada ‘olabileceği’ni göstermekle yetinmemiz, bunların bir arada ‘olması gerektiği’ni ispat etmek gibi başarılı olması mümkün olmayan bir yola sapmamamız gerekir. İlaveten, teizmin ‘kötülük sorunu’ ile karşı karşıya olduğunu söyleyenlere, ateizmin de ‘iyilik sorunu’ ile karşı karşıya olduğunu söylemek faydalı olacaktır. Bu yaklaşımla, evrende gözlemlenen iyilik veya kötülük gibi olgulardan yola çıkılarak ontolojik yargılarda bulunulmasına karşı çıkılabilir. Kötülük sorunu hakkında, bu konudaki Tanrısal hikmeti biliyormuşuz gibi ‘açıklayıcı’ bir tavır takınmaktansa; gözlemlenen kötülüklerden yola çıkılarak ateist bir ontolojinin temellenemeyeceğini göstermeye çalışan ‘savunmacı’ bir tavırla yetinmek, en isabetli yol olacaktır.


Özgür irade sorununun kuantum teorisiyle bağlantısı kötülük sorununa nazaran daha doğrudandır. Bilimsel dünya görüşüne determinizm egemen olduktan sonra; determinizm ile aksi mümkün olmayacak şekilde insanların karakterleri ve davranışları belirleniyorsa, özgür iradenin varlığından bahsedilip bahsedilemeyeceği, felsefenin önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bilimsel determinizmin özgür iradeye oluşturduğu tehdit, hem teist hem de ateist birçok düşünürü rahatsız etmiştir. ‘Kuantum indeterminizmi’, önceden bilim dünyasında mutlak doğruymuş gibi kabul edilen determinizme, modern bilimin en temel ve en başarılı teorilerinden birine dayanılarak karşı çıkılmasına olanak tanımıştır.


Böylece, bilimsel determinizm çerçevesinde değerlendirilmiş özgür irade sorunuyla ilgili felsefi ve teolojik tartışmalar ile argümanların, baştan ele alınması gerektiği ortaya çıkmıştır.


Özgür iradeyle determinizmin birbirleriyle çelişmediğini söyleyerek ‘bağdaşıra’ (ılımlı determinist) bir yaklaşımı benimseyenler için, ‘kuantum indeterminizmi’nin bu sorun açısından bir önemi bulunmamaktadır. Kuantum teorisi, özellikle bilimsel determinizmle özgür iradenin birbirleriyle bağdaşmayacağını savunanlar için önemlidir. Bağdaşmazcı yaklaşımı savunan ‘katı deterministler’, determinizmle özgür irade arasında olduğu düşünülen çelişkiyi, determinizmin varlığını kabul, özgür iradenin varlığını inkar ederek çözme yoluna gitmişlerdir. Bağdaşmazcı yaklaşımı savunan ‘libertaryanlar’ ise determinizmin varlığını reddederek, çelişkiyi çözme yoluna gitmişlerdir; bu yüzden, ‘kuantum indeterminizmi’ne en çok ehemmiyet atfedenler bu yaklaşımı benimseyenler olmuştur. Diğer yandan, dualizm veya zuhur etme ile ilgili yaklaşımları benimseyerek, insan zihninin determinizmden bağımsız olduğunu ileri sürenler, libertaryan anlamda özgür iradenin varlığını ‘kuantum indeterminizmi’ne atıf yapmaksızın savunabilirler.


‘Kuantum indeterminizmi’nin, insan beyni gibi makro yapıların seviyesinde önemli olmadığını Searle gibi düşünenler için de ‘kuantum indeterminizmi’nin özgür irade sorunu açısından bir önemi yoktur; bu görüşün, determinizmin evrenin gerçek yapısı olduğu görüşünden ciddi bir farkı bulunmamaktadır. Diğer yandan Penrose ve Ellis gibi birçok düşünür, insan beyniyle ilgili fenomenlerde kuantum olaylarının önemine inanmaktadırlar. Burada dikkat edilmesi gerekli husus, atom seviyesindeki indeterminizmle, beyin seviyesine gelindiğinde, adeta sihir gibi özgür iradenin oluştuğuna dair bir iddianın savunulmadığıdır (veya savunan varsa savunulmaması gerektiğidir). Libertaryan anlamda özgür iradenin varlığının savunulması için, bütün önceki koşullar aynı olduğunda bile, insanın ‘farklı olasılıklardan birini gerçekleştirebilmesi gerekir. Kuantum indeterminizmiyle ortaya çıkan ‘objektif olasılıklar’, insan zihninin, bu farklı olasılıklardan (belirsizliklerden) birini gerçekleştirdiğinin savunulmasını mümkün kılar ki libertaryan anlamda özgür iradenin savunulması için gerekli olan budur. İnsan beyni, eğer bilardo topu gibi makro bir yapı olsaydı, Searle’ün dediği doğru olabilirdi; fakat insan beyni, bilinçli olma ve tercihler yapma gibi özellikleriyle bilardo topu gibi maddi nesnelerden -Griffin’in dikkat çektiği gibi- çok farklıdır, bu yüzden Searle’ün diğer makro varlıklar ile insan beynini benzetmesi hatalı bir analojidir. Kuantum indeterminizminin ‘objektif olasılıklar’ın varlığını göstermesinden yola çıkarak; bu olasılıklara, beyin seviyesinde önem atfeden yaklaşımların, özgür irade sorunuyla ilgili tartışmalarda göz önünde bulundurulması gerektiği kanaatindeyiz.


Kuantum teorisindeki ‘gözlem sürecinin gözleneni etkilemesi’, Yeni Berkeleyci bir yaklaşımla ‘gözlemcinin yaratıcılığı’ olarak yorumlanmış ve bu yaklaşımın, özgür iradenin varlığını gösterdiği söylenmiştir. Buna göre, zihin etkileyendir ve ontolojik statüsü böylesine yükseltilmiş bir zihnin, determinizmden etkilendiği düşünülemez. Bu tip yaklaşımlarda, ‘gözlemcinin etkisi’ ile ‘gözlemcinin yaratması’nın birbirine karıştırıldığı ve kuantum seviyesindeki gözlem süreci ile ilgili epistemolojik sınırlılıklarımızın abartılı bir şekilde yorumlandığı kanaatindeyiz. Bu yüzden bu yaklaşımın, özgür irade sorunu açısından önemli olmadığını düşünüyoruz. Newtoncu fiziğin determinizmiyle materyalizmi temellendirmeye çalışmak hata olduğu gibi; modern fiziğin kuantum teorisiyle Berkeleyci idealizmi temellendirmeye çalışmak da benzer bir hata olmuştur.


Ayrıca, kuantum teorisiyle özgür irade sorunu arasında ilişki, Tamamlayıcılık İlkesi’nden özgür irade sorununa analoji yoluyla da kurulmuştur. Tamamlayıcılık İlkesi’nde birbirleriyle zahiren çelişkili gibi görülen durumların (dalga ve parçacık olmak gibi) bir arada olabileceğinin savunulmasıyla analoji kurularak; bilimsel veya teolojik determinizmle özgür iradenin bir arada olabileceği söylenmiştir. Kurulan bu analoji, özgür irade sorununun nasıl çözüleceğini gösteremez, ayrıca fizikten başka alanlara analoji kurulmasıyla ilgili sorunlar da mevcuttur. Fakat, bu yaklaşımdan, bu sorunu niye çözemediğimizin ipuçlarını elde edebiliriz. Kuantum teorisinin Tamamlayıcılık İlkesi’nde ortaya çıkan güçlükler gibi özgür irade sorununu çözmekteki güçlüklerin de dilsel, kavramsal ve mantıksal sınırlılıklarımızdan kaynaklandığı kanaatindeyiz.


Özgür irade sorununda üç belirlemenin birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceği önemlidir: Tanrısal belirlemenin, doğa yasalarının belirlemesinin ve insanın özgür iradeli belirlemesinin. ‘Kuantum indeterminizmi’ ile doğa yasalarında ‘objektif olasılıklar/boşluklar’ olduğu gösterilerek, Tanrı’nın ve insanın özgür iradeli etkinliklerine, doğa yasaları adına karşı çıkılmasına gerek olmadığı ve doğa yasalarının, Tanrı’nın ‘ihlalsiz mucizeler’ oluşturması için bir engel oluşturmadığı gösterilmiştir. Fakat Tanrısal etkinlikle (teolojik determinizmle) insanların özgür iradeli etkinlikleri arasında sınırın nasıl çizilmesi gerektiği sorununu çözmekte, hiçbir bilimsel teorinin yardımı olamaz. Bu sorun tamamen teolojiktir ve de özellikle Tanrı’nın sıfatlarının nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgilidir.


Özgür irade sorunuyla ilgili olarak en çok tartışılan Tanrı’nın sıfatı, Tanrı’nın geçmiş ve gelecekteki her şeyi bilmesi olmuştur. Burada, Tanrı’nın gelecekteki her şeyi biliyorsa, bilinenleri gerçekleştiren insanların özgürlüklerinin söz konusu olup olamayacağı tartışma konusudur. Bizim bu konudaki görüşümüz, Tanrı’nın, gelecekteki her şeyi bildiği ile ilgili teizmin klasik inancını muhafaza etmek ve bunun, insanların özgür iradeli olmalarıyla çelişkili olmadığını savunmak yönündedir. Bu konuda, Molinizm’in ufuk açıcı görüşleri olduğunu düşünüyoruz. Molinizm’de, Tanrı’nın, özgür iradeli bireyler hangi koşullarda olurlarsa olsunlar ne yapacaklarını, bu bireyler yaratılmadan önce bildiği ve bu bilgisiyle, özgür iradeli bireyleri seçtiği ortamlara yerleştirdiği söylenir. Bu yaklaşımda, hem Tanrı’nın bütün ayrıntılarıyla geleceği bildiği ve kontrol ettiği, hem de libertaryan anlamda özgür iradeli insanların yaratıldığı savunulmaktadır. Bu yaklaşım, mucizeler konusundaki ‘baştan müdahale’ yaklaşımına benzemektedir.


Tanrı’nın ‘zamana aşkınlığı’na dikkat çekilmesi’, Tanrı’nın geleceği bilmesi ile özgür irade arasında olduğu düşünülen sorunu değerlendirmekte faydalı olacaktır. İzafiyet teorisi, zamanın, çekim gücü ve hız gibi değişkenlere bağlı olduğunu gösterdikten sonra Tanrı’nın, ‘bu evrenin zamanına aşkın olduğu’nu savunmak, eskisinden daha kolay olmuştur. Bu yaklaşıma göre Tanrı’nın, adeta sonsuz geçmişteki bir yerden ilerideki olayları görüyormuş gibi düşünmektense; adeta banyo edilmiş bir filmin karelerini beraberce aynı anda görüyormuş gibi, tarihin bütün anlarını da aynı şekilde beraberce gördüğünü düşünmek daha doğrudur. Zamana bağımlı zihinlerimiz, zamana aşkın bir Varlığın, zamanı nasıl algıladığını elbette anlayamaz. Böylesi bir yaklaşımla, özgür irade ile ilgili sorunları çözemeyiz, ama çözemememizin sebeplerinin en azından bir kısmının, bu evrenin-zamanına bağımlı olmamızdan kaynaklandığını idrak edebiliriz.


Fakat, Tanrı’nın geleceği de kuşatan bilgisinin yanında adaleti, kudreti, iyiliği, mükemmelliği gibi daha birçok sıfatı özgür irade sorunuyla alakalıdır. Bu sıfatların hem birbirlerine, hem de özgür iradeli insanlara göre nasıl tarif edilmesi gerektiği gibi önemli ve değerlendirilmesi zor sorunlar vardır; bunlara ise bu çalışmamızda girilmemiştir.
Bu kitapta özgür irade sorununu irdelememizin neticesinde, doğa bilimlerindeki hiçbir görüşün, özgür iradenin varlığına tehdit olamayacağını söyleyebiliriz. Modern bilimin en temel teorilerinden kuantum teorisinin yanı sıra dualizm, zuhur etme, Molinizm gibi alternatiflerle libertaryan anlamda özgür iradenin varlığı savunulabilir. Bağdaşırcı bir anlayışla özgür iradenin varlığını savunanlarınsa, zaten böylesi alternatiflere ihtiyaçları yoktur.


Sonuçta, teizm adına, kötülük sorununda olduğu gibi özgür irade sorununda da ‘açıklayıcı’ bir yaklaşım yerine ‘savunmacı’ bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Özgür irade sorunu tartışılırken, ‘irade’nin tam olarak ne olduğu bile belli değildir; teizm veya ateizm adına ileri sürülen herhangi bir ‘açıklayıcı’ görüşün, başarılı olma şansı yoktur. Özgür irade sorununun açıklanamadığı kabul edilmeli, ama aynı sorunun hem teizm hem de ateizm için geçerli olduğuna dikkat çekilmelidir. Katı determinizm, ılımlı determinizm ve libertaryan yaklaşımın her birini benimseyen hem teistler, hem de ateistlerin olması ile ilgili tablo; bu sorunun teistler tarafından nasıl anlaşılması, ateistler tarafından nasıl anlaşılması gerektiği belli olsaydı, herhalde karşılaştığımız manzara olmayacaktı. Biz katı determinizmi reddetmemiz gerektiğini düşünürken, libertaryan ve ılımlı determinist yaklaşımlardan hangisini seçmemiz gerektiği konusunda agnostik kalıyoruz. Hiçbir teolojinin, Tanrı’nın sıfatları açısından, Tanrısal belirleme ve insanın özgür iradeli belirlemesi arasında sınırın nasıl çizilmesi gerektiğini, tam olarak gösterebildiğini düşünmüyoruz. Hiçbir ateistin ise fiziki şartların belirlediği maddi bir varlığın, bu fiziki şartların belirlemesine rağmen, ne şekilde özgürlüğünden bahsedilebileceğini başarıyla gösterebildiğini düşünmüyoruz. Bir teist, neliğini anlamasa ve bu konuyla ilgili teolojik sorunları çözemese de, özgür iradeye sahip Tanrı’nın, isterse kullarına da özgür irade bahsedebileceğine rahatlıkla iman edebilir. Kuantum teorisi, özgür irade sorununda bilimsel determinizmle çıkartılmış problemlerin halledilmesinde yardımcı olur. Fakat özgür irade sorununu, teist veya ateist hiçbir yaklaşım ve hiçbir bilimsel görüş tam olarak çözemez; bu sorun metafiziktir ve bu konudaki görüşler metafizik seçimler tarafından belirlenmektedir.
Her geçen gün her yönden daha da iyiye gidiyorum...


Konu Bağlantı Araçları
Kuantum Teorisi Konusunun Linki Direkt Link
Kuantum Teorisi Konusunun HTML Kodu HTML Link
Kuantum Teorisi Konusu BBCode Linki BBCode Link
Kuantum Teorisi Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Kuantum Düşünce: Ne Düşünürsek Onu Yaşarız, Ne Düşünürsek O Oluruz! ulas 0 1,965 19.01.2013, Saat: 02:27
Son Yorum: ulas
Big Grin Kuantum Olumlama Nedir? Nasıl Yapılır? ulas 0 1,976 19.01.2013, Saat: 02:26
Son Yorum: ulas
  Kuantum Nedir? kaizen 0 1,788 19.01.2013, Saat: 02:22
Son Yorum: kaizen
Information Kuantum'a Katkısı Olan Bilim Adamları Ve Kuantum'un Gelişme Süreci kaizen 0 3,409 19.01.2013, Saat: 02:20
Son Yorum: kaizen
Exclamation Kuantum Sıçrama Nasıl Yapılır? hazanlisa 0 6,793 19.01.2013, Saat: 02:11
Son Yorum: hazanlisa

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Kuantum Teorisi indir, Kuantum Teorisi Videosu, Kuantum Teorisi online izle, Kuantum Teorisi Bedava indir, Kuantum Teorisi Yükle, Kuantum Teorisi Hakkında, Kuantum Teorisi nedir, Kuantum Teorisi Free indir, Kuantum Teorisi oyunu, Kuantum Teorisi download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap