default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 20.07.2017, 17:38


Kuantum Gerçek Nedir?

Yazar Konuyu Başlatan: hazanlisa - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 769 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

hazanlisa
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 204
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 15


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 19.01.2013, Saat: 01:55
O zamanlarda kuantum sıçramaya henüz maruz kalmamış olan fizik, Descartes geometrisinin üç boyutlu uzayında tamamen sabit ve sarsılmaz görünüyordu. Fakat birkaç yıl içinde bilim dünyası temellerinden sarsıldı, işgal ettiğimiz uzay eğilip büküldü ve hatta ‘kurtçuk delikleri’ ile doldu. Kuantum fiziğinin ortaya çıkışıyla birlikte, fizikçi Wolfrang Pauli ile gerçekleştirdiği çalışmaları sonucunda Jung, eşzamanlılık adını verdiği bu rastlantıların bilinç ve maddeyi kapsayan fenomenler olduğunu açıklamaya koyuldu. Özetle aradığı, bilimin sırtını döndüğü telepati, sezgi, öngörü gibi parapsikolojik durumların mantıklı açıklamasıydı.


1920′lerde Albert Einstein ile yediği bir akşam yemeği esnasında aklına birden ‘eşzamanlılık’ fikrinin geldiği söylenir. Belki de benzer fenomenlerin cevaplarını dış evrende arayan Einstein’la birlikteyken bunu bulmuş olması yine bir ‘anlamlı tesadüf’ olabilir. Kendilerine meydan okuyan en yüksek zirveye tırmanmaya kalkışmış olan bu iki adam, aslında aynı soruya farklı açılardan yaklaşmayı seçmişlerdi. Yemek masasındaki Jung ve Einstein görüntüsünü biraz karikatürize edecek olursak, Jung’ın kafasının üzerinde 220 voltluk bir ampülün bir anda ‘çling’ diye yandığını ve nedensellikten bağımsız olan kuantum bağlantıları farkettiğini söyleyebiliriz. Özetle, fiziğin de benzer sorular sorduğunu anlayan Jung, kuantum mekaniğinin temelini oluşturan olasılık faktöründen çok etkilemişti. Belki o zamanlar bu teorileri bilim dünyasında ciddiye alınmamış olabilir ancak günümüzde kuantum fiziğinin vardığı noktada kozmos ve insan bilinci arasında çok güçlü bağlar olduğunu farkeden bilim adamları Jung’ın eşzamanlılık görüşünü yeniden gözden geçirmeye başladılar.Tüm gerçeklikler eşzamanlı olarak mı var?
Tüm potansiyel olasılıkların yan yana var olması mümkün müdür?
Siz hiç, bir başkası haline gelip de, kendinizi onun gözlerinden gördünüz mü?
Ve kendinize hiç nihai gözlemcinin gözleriyle baktınız mı?
siz kimsiniz?
Biz kimiz?
Nereden geliyoruz?
Ne yapmalıyız?
Ve nereye gidiyoruz?
Neden buradayız? İşte, esas soru bu, öyle değil mi?


Gerçeklik nedir?


Başlangıçta Boşluk vardı. Sonsuz olasılıklarla dolup taşıyordu. Bunlardan birisi de sensin. Neler oluyor ve neden buradayım? Nereden geliyoruz? Kuantum Fiziği olasılıkların fiziğidir. Kuantum Mekaniğinin olası kıldığı... Üstün Akıl. Beyin, milyonlarca nöron ağı oluşturabilir. Duygusal bir tepkidir... Beyin çevresinde gördükleri ile hatırladıkları arasındaki farkı bilmez. Bütün macerayı biz yönetiyoruz. Çevremizdeki dünyayı gözlemlememizi sağlayan her ne ise onun gerçekliğini tayin eden öz, maddi değilken; Dünyayı gerçek olarak görmeye nasıl devam edebilirsin ki?




Geçmişte bana gerçekdışı görünen şeyler, şimdi bazı açılardan gerçek sandıklarımdan daha fazla gerçek görünüyor. Bunu açıklayamazsınız. Bunun içine dalıp giden bunu açıklamak için çok zaman harcayan kişinin gizemli labirentlerde ebediyen kaybolması olasıdır. Kuantum fiziğini ne kadar incelerseniz o kadar gizemli ve hayret verici bir hal alır. Kuantum Fiziği, en öz ifade biçimiyle, olasılıkların fiziğidir. Bunlar, bu sorular, dünyayı nasıl algıladığımıza dair sorulardır. Dünyayı algıladığımız haliyle, gerçek hali arasında fark var mıdır?


Hiç düşündünüz mü; düşüncenin aslı nedir diye?


Sanırım, bugün çocuklarda gördüğümüz bazı şeyler, kültürümüzün yanlış bir paradigma içinde olduğuna ve düşüncenin gücüne itibar edilmediğine işaret ediyor. Her yaş, her kuşak, kendi varsayımlarını inşa eder. Dünya düzdür der, dünya yuvarlıktır der, vesaire... Peşinen kabul ettiğimiz, doğru veya yanlış böyle yüzlerce varsayım vardır. Elbette, tarihteki vakaların çoğunda, bunlar doğru değildir. Yani, tarihi rehber alırsak göreceğimiz odur ki; dünya hakkında kanıksadığımız şeylerin çoğu yanlıştır. Ama çoğu kez, ne olduklarını bile bilmeden bu hükümlerin içinde hapsoluruz.


Bu bir paradigmadır.


Modern materyalizm insanları sorumluluk duygusundan uzaklaştırır. Çoğu kez din de aynısını yapar. Ama bence, kuantum mekaniğini yeterince ciddiye alırsanız sorumluluğu doğruca kucağınıza bırakıverir. Ve kesin, açık, rahatlatıcı yanıtlar vermez. Der ki "Evet, dünya çok büyük bir yer ve çok gizemli, yanıt mekanizma değil ama sana yanıtı söyleyecek de değilim. Çünkü sen kendi kararını verebilecek yaştasın."


Her birey bir gizem midir?
Her birey bir muamma mıdır?


Kesinlikle öyledirler. Kendinize böyle daha derin sorular sormak, size dünyada var olmanın yeni yollarını açar. Taze bir nefes getirir. Hayatı daha neşeli kılar. Yaşamın gerçek püf noktası, bilgide değil, gizemde yatar.


Ne biliyoruz ki?
Neden aynı gerçekliği yaratıp duruyoruz?
Niçin hala aynı ilişkilere tutunuyoruz?
Neden tekrar tekrar aynı işlere giriyoruz?
Bizi çevreleyen bu sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan aynı gerçeklikleri yaratıyoruz?


Mevcut seçenek ve imkânların farkında olmamamız şaşırtıcı değil mi?
Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık kendimizi?
Belli yaşam tarzlarına çok mu koşullandırıldık?
Ki hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapılıyoruz?


Öğrenmenin vakti geldi. Dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna inanmaya koşullanmışız. Ama bu yeni bilim modeli, bize tam aksini söylüyor. Diyor ki


"İçimizde olan, dışımızda olanı yaratacaktır."


Tüm gerçeklikler eşzamanlı olarak mı var?
Tüm potansiyel olasılıkların yan yana var olması mümkün müdür?
Siz hiç, bir başkası haline gelip de, kendinizi onun gözlerinden gördünüz mü?
Ve kendinize hiç nihai gözlemcinin gözleriyle baktınız mı?


Biz kimiz?
Nereden geliyoruz?
Ne yapmalıyız?
Ve nereye gidiyoruz?
Neden buradayız? İşte, esas soru bu, öyle değil mi?


Gerçeklik nedir?


Başlangıçta Boşluk vardı. Sonsuz olasılıklarla dolup taşıyordu. Bunlardan birisi de sensin. Neler oluyor ve neden buradayım? Nereden geliyoruz? Kuantum Fiziği olasılıkların fiziğidir. Kuantum Mekaniğinin olası kıldığı... Üstün Akıl. Beyin, milyonlarca nöron ağı oluşturabilir. Duygusal bir tepkidir... Beyin çevresinde gördükleri ile hatırladıkları arasındaki farkı bilmez. Bütün macerayı biz yönetiyoruz. Çevremizdeki dünyayı gözlemlememizi sağlayan her ne ise onun gerçekliğini tayin eden öz, maddi değilken; Dünyayı gerçek olarak görmeye nasıl devam edebilirsin ki?


Geçmişte bana gerçekdışı görünen şeyler, şimdi bazı açılardan gerçek sandıklarımdan daha fazla gerçek görünüyor. Bunu açıklayamazsınız. Bunun içine dalıp giden bunu açıklamak için çok zaman harcayan kişinin gizemli labirentlerde ebediyen kaybolması olasıdır. Kuantum fiziğini ne kadar incelerseniz o kadar gizemli ve hayret verici bir hal alır. Kuantum Fiziği, en öz ifade biçimiyle, olasılıkların fiziğidir. Bunlar, bu sorular, dünyayı nasıl algıladığımıza dair sorulardır. Dünyayı algıladığımız haliyle, gerçek hali arasında fark var mıdır?


Hiç düşündünüz mü; düşüncenin aslı nedir diye?


Sanırım, bugün çocuklarda gördüğümüz bazı şeyler, kültürümüzün yanlış bir paradigma içinde olduğuna ve düşüncenin gücüne itibar edilmediğine işaret ediyor. Her yaş, her kuşak, kendi varsayımlarını inşa eder. Dünya düzdür der, dünya yuvarlıktır der, vesaire... Peşinen kabul ettiğimiz, doğru veya yanlış böyle yüzlerce varsayım vardır. Elbette, tarihteki vakaların çoğunda, bunlar doğru değildir. Yani, tarihi rehber alırsak göreceğimiz odur ki; dünya hakkında kanıksadığımız şeylerin çoğu yanlıştır. Ama çoğu kez, ne olduklarını bile bilmeden bu hükümlerin içinde hapsoluruz.


Bu bir paradigmadır.


Modern materyalizm insanları sorumluluk duygusundan uzaklaştırır. Çoğu kez din de aynısını yapar. Ama bence, kuantum mekaniğini yeterince ciddiye alırsanız sorumluluğu doğruca kucağınıza bırakıverir. Ve kesin, açık, rahatlatıcı yanıtlar vermez. Der ki "Evet, dünya çok büyük bir yer ve çok gizemli, yanıt mekanizma değil ama sana yanıtı söyleyecek de değilim. Çünkü sen kendi kararını verebilecek yaştasın."


Her birey bir gizem midir?
Her birey bir muamma mıdır?


Kesinlikle öyledirler. Kendinize böyle daha derin sorular sormak, size dünyada var olmanın yeni yollarını açar. Taze bir nefes getirir. Hayatı daha neşeli kılar. Yaşamın gerçek püf noktası, bilgide değil, gizemde yatar.


Ne biliyoruz ki?
Neden aynı gerçekliği yaratıp duruyoruz?
Niçin hala aynı ilişkilere tutunuyoruz?
Neden tekrar tekrar aynı işlere giriyoruz?
Bizi çevreleyen bu sonsuz olasılıklar denizinde nasıl oluyor da durmadan aynı gerçeklikleri yaratıyoruz?




Mevcut seçenek ve imkânların farkında olmamamız şaşırtıcı değil mi?
Günlük yaşamımıza çok mu kaptırdık kendimizi?
Belli yaşam tarzlarına çok mu koşullandırıldık?
Ki hayatlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığı fikrine kapılıyoruz?


Öğrenmenin vakti geldi. Dış dünyanın, iç dünyamızdan daha gerçek olduğuna inanmaya koşullanmışız. Ama bu yeni bilim modeli, bize tam aksini söylüyor. Diyor ki


"İçimizde olan, dışımızda olanı yaratacaktır."



Kaya kadar sert bir maddi gerçeklik var fakat bu ancak bir başka maddi unsurla çarpıştığında varlık buluyor. O unsur biz de olabiliriz ve elbette böyle olmasından yanayızdır. Ama böyle olmak zorunda da değildir. Havadan uçup gelen tesadüfî bir taş da olabilir bu, uçarken bu bulanık madde kütlesiyle etkileşime girer. Ve kuşkusuz onu özel bir varoluş durumuna sokar. Geçmişte bazı filozoflar derdi ki:


"Kayayı tekmelediğimde, parmağım acırsa, o gerçektir. Gerçek hissi verir. Bu da gerçeklik demektir."


Ama bu yine de bir deneyimden ibarettir, sadece o kişinin algısıdır. Bilimsel deneyler gösterdi ki; bir kişinin beyni, tomografi cihazı ya da bilgisayar teknolojisiyle izlenirken, onlardan belirli bir nesneye bakmaları istendiğinde, beynin belirli bölümleri aydınlanmaktadır. Sonra deneklerin gözlerini kapatıp bu kez aynı nesneyi hayal etmeleri istendiğinde, sanki o nesneye gözleriyle bakıyorlarmış gibi yine aynı bölümler aydınlanmaktadır. Bu da bilimcilerin şu soruyu sormasına yol açtı:


Öyleyse gören kim?
Beyin mi?
Yoksa gözler mi?
Peki, "gerçek" nedir?
Beynimizle gördüğümüz müdür?
Yoksa gözlerimizle gördüğümüz mü?


Hakikat şudur ki, beyin, çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez. Çünkü aynı nöron ağları ateşlenir. O zaman sorulur: Nedir Gerçek? Muazzam miktarda bilgi bombardımanı altındayız. Bedenimize duyu organlarımızla giren bilgiyi işliyoruz. Süzgeçten geçiriyor ve her adımda bilgiyi biraz daha eliyoruz. Nihayet bilincimize damlayan, işimize en çok yarayacak bilgi oluyor. Beyin saniyede 400 milyar bit bilgi işler, biz sadece 2,000'ini fark ederiz. Farkına vardığımız bu 2.000 bitlik bilgi de sadece çevreye, bedenimize ve zamana ilişkindir. Buzdağının sadece tepesini gördüğümüz bir dünyada yaşıyoruz. Uçsuz bucaksız Kuantum Buzdağının sadece bir kısmı. Beyin 400 milyar bit veriyi işlerken biz ancak 2,000'inin farkındaysak bu demektir ki, gerçek her daim beynimize ulaşıyor fakat biz onu ayıklayamıyoruz. Gözler objektife benzer. Fakat asıl gören kayıt bandı beynin arkasındadır. Adı görsel kortekstir. Bu kamera ve kayıt bandı gibi




Kaya kadar sert bir maddi gerçeklik var fakat bu ancak bir başka maddi unsurla çarpıştığında varlık buluyor. O unsur biz de olabiliriz ve elbette böyle olmasından yanayızdır. Ama böyle olmak zorunda da değildir. Havadan uçup gelen tesadüfî bir taş da olabilir bu, uçarken bu bulanık madde kütlesiyle etkileşime girer. Ve kuşkusuz onu özel bir varoluş durumuna sokar. Geçmişte bazı filozoflar derdi ki:


"Kayayı tekmelediğimde, parmağım acırsa, o gerçektir. Gerçek hissi verir. Bu da gerçeklik demektir."


Ama bu yine de bir deneyimden ibarettir, sadece o kişinin algısıdır. Bilimsel deneyler gösterdi ki; bir kişinin beyni, tomografi cihazı ya da bilgisayar teknolojisiyle izlenirken, onlardan belirli bir nesneye bakmaları istendiğinde, beynin belirli bölümleri aydınlanmaktadır. Sonra deneklerin gözlerini kapatıp bu kez aynı nesneyi hayal etmeleri istendiğinde, sanki o nesneye gözleriyle bakıyorlarmış gibi yine aynı bölümler aydınlanmaktadır. Bu da bilimcilerin şu soruyu sormasına yol açtı:


Öyleyse gören kim?
Beyin mi?
Yoksa gözler mi?
Peki, "gerçek" nedir?
Beynimizle gördüğümüz müdür?
Yoksa gözlerimizle gördüğümüz mü?


Hakikat şudur ki, beyin, çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez. Çünkü aynı nöron ağları ateşlenir. O zaman sorulur: Nedir Gerçek? Muazzam miktarda bilgi bombardımanı altındayız. Bedenimize duyu organlarımızla giren bilgiyi işliyoruz. Süzgeçten geçiriyor ve her adımda bilgiyi biraz daha eliyoruz. Nihayet bilincimize damlayan, işimize en çok yarayacak bilgi oluyor. Beyin saniyede 400 milyar bit bilgi işler, biz sadece 2,000'ini fark ederiz. Farkına vardığımız bu 2.000 bitlik bilgi de sadece çevreye, bedenimize ve zamana ilişkindir. Buzdağının sadece tepesini gördüğümüz bir dünyada yaşıyoruz. Uçsuz bucaksız Kuantum Buzdağının sadece bir kısmı. Beyin 400 milyar bit veriyi işlerken biz ancak 2,000'inin farkındaysak bu demektir ki, gerçek her daim beynimize ulaşıyor fakat biz onu ayıklayamıyoruz. Gözler objektife benzer. Fakat asıl gören kayıt bandı beynin arkasındadır. Adı görsel kortekstir. Bu kamera ve kayıt bandı gibidir.
Her geçen gün her yönden daha da iyiye gidiyorum...


Konu Bağlantı Araçları
Kuantum Gerçek Nedir? Konusunun Linki Direkt Link
Kuantum Gerçek Nedir? Konusunun HTML Kodu HTML Link
Kuantum Gerçek Nedir? Konusu BBCode Linki BBCode Link
Kuantum Gerçek Nedir? Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Kuantum Düşünce: Ne Düşünürsek Onu Yaşarız, Ne Düşünürsek O Oluruz! ulas 0 1,965 19.01.2013, Saat: 02:27
Son Yorum: ulas
Big Grin Kuantum Olumlama Nedir? Nasıl Yapılır? ulas 0 1,976 19.01.2013, Saat: 02:26
Son Yorum: ulas
  Kuantum Nedir? kaizen 0 1,788 19.01.2013, Saat: 02:22
Son Yorum: kaizen
Information Kuantum'a Katkısı Olan Bilim Adamları Ve Kuantum'un Gelişme Süreci kaizen 0 3,409 19.01.2013, Saat: 02:20
Son Yorum: kaizen
Exclamation Kuantum Sıçrama Nasıl Yapılır? hazanlisa 0 6,793 19.01.2013, Saat: 02:11
Son Yorum: hazanlisa

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Kuantum Gerçek Nedir? indir, Kuantum Gerçek Nedir? Videosu, Kuantum Gerçek Nedir? online izle, Kuantum Gerçek Nedir? Bedava indir, Kuantum Gerçek Nedir? Yükle, Kuantum Gerçek Nedir? Hakkında, Kuantum Gerçek Nedir? nedir, Kuantum Gerçek Nedir? Free indir, Kuantum Gerçek Nedir? oyunu, Kuantum Gerçek Nedir? download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap