default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 20.09.2017, 03:21


Kim Bu Gözcüler ?..

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 864 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 18.01.2013, Saat: 21:01
İbrani folklorunda adları “Nefilim”. Eski Mısır’da “Neter” olarakadlandırılıyorlar. Sümer, ilk kez adlarının duyulduğu yer. Bütün bu kültürlerdeortak olan ve “Gözcü” olarak nitelenen bu “sıradışı” varlıklar birer mit mi,yoksa gerçek mi?


[b]Kim bu “Gözcü”ler ?[/b]
İbrani mitlerinde ve Tevrat’ta onlara “Nefilim” diyorlar. Eski Mısır’daadları, “Neter”. Sümer mitlerinde “Anunnaki” diye geçiyorlar. Diğer yandan“Sumer” sözcüğü, “Gözcü’lerin ülkesi” anlamına sahip. Hangi adla anılırlarsaanılsınlar, bütün eski kültürlerde ve bu kültlere ilişkin mitlerde başrolonların. Eski diller uzmanları, Antik Çağ kültürlerine şaşılacak biçimde netbiçimde damgasını vurmuş bu esrarengiz varlıkların, neredeyse bütün eskiuygarlıklarda “gözcüler” olarak adlandırıldıklarını söylüyorlar.
Sözünü ettiğimiz dönem, İsa’dan en az 3000 yıl öncesi. İyi ama, “geçneolitik” olarak adlandırılan dönemin bütün uygarlıklarının literatürlerinebenzer ifadeler ve anlatılarla girmiş bu “Gözcü”ler kimler? Neyi ya da kimi“gözlüyorlar”? Bütün bunlar yalnızca antik Çağ insanlarının düşgüçlerinin birürünü mü, yoksa gerçekten bugün anıları silinmiş, izleri bulunamayan,haklarında hiçbir şey bilmediğimiz birileri, bu gezegende yaşamışlar mı?


[b]Mitler ve gerçekler[/b]
Sürekli vurguladığımız gibi, bilginin az olduğu ya da bazen üzerinin örtüldüğüyerlerde, spekülasyonların başını alıp gitmesini engellemek mümkün değildir.Bilimsel yöntemlerden, bilimsel şüphecilikten (scepticism) ve somut bulgulardanbaşkasına güvenmemekten söz ederken, aynı şüpheciliği şu anda bildiğimizivarsaydığımız alanlara uygulamamak, bazen spekülasyonlardan da olumsuz sonuçverir. Bilim eğer “gerçeği aramak” amacını içeriyorsa bizler için, bu aynızamanda kurumlaşmaya, bilimsel otokrasiye de karşı çıkmamızı da gerektirir.


Herhangi bir alanın “spekülasyona açık” olması bizi ürkütmemeli; verileridoğru okumak, burada anahtar sözcük niteliğine sahip. Ortodoks bilim veakademisyenler, çoğu kez içinde bulundukları “bilimsel bürokrasi”nin ellerinikollarını bağlayıcı hantallığı ve “ağaçlardan ormanı görememe” alışkanlığınedeniyle; yeni ve sarsıcı düşüncelere baştan olumsuz tepki vermeyeeğilimlidirler. Hele bu, onların “Akademisyenler Olimpos’u”nun dışındangeliyorsa. Arkeoloji ve arkeoastronomi, yirminci yüzyılın başlarından bu yanabu sorunu yoğun biçimde yaşıyor. Sıradışı olduğu varsayılan düşünce ve teorileryalnızca dışlanmakla kalmıyor, bir de aşağılanıyor kendilerini “bilimselşüpheci” diye adlandıran ortodoks çevrelerde. Oysa tarih, uzun ve yavaş biryürüyüş. Geniş dilimler halinde onu incelediğimizde, her aşamasındaortodoksinin engellemelerini ve inanılmaz tutuculuğunu fark ediyor, ama uzunvadede “sıradışı” varsayılan fikirlerin yaşadığını görüyoruz.


“Neter”ler ya da “Gözcüler” sorunu da yirminci yüzyılın bitmeyentartışmalarından biri. Dogmalarla gözünü bağlamayan ve açık fikirli olmaya çabagösterenler, bugün “mitler” deyip geçtiğimiz anlatıların bu denli geniş bircoğrafyada ve neredeyse birbirinin aynı ayrıntılarla varolmasından yolaçıkarak, bu metinlere daha farklı bakmamız gerektiğine işaret ediyorlar.


Oysa ortodoks bilim akademisyenlerinin yaklaşımı, oldukça farklı. Onlar,eski toplumları bütünüyle çözümlediklerine inanıyor ve ekliyorlar: “Din dindir,mitoloji de mitoloji. Bunları gerçek tarihsel olgularla karıştırmayın.” Bunusöylerken de, bilerek ya da bilmeyerek, bugünün egemen dinlerinin yörüngesindeduruyorlar. Eşine az rastlanır bir ikiyüzlülük ve çifte standart uygulaması bu.Bir yandan somut bilimsel bulgular dışında hiçbir şeye prim vermemekten sözediyorlar, bir yandan da yaşadıkları çevrenin egemen diniyle sürtüşmemeye çabagösteriyorlar. Bunun kendilerine göre “etik” bir yolunu da bulmuşlar: “Bilimayrıdır, din ve inanç ayrı.” Oysa “inanmak ve inanç” sözcüklerinin egemenolduğu bir kültürde bilim ve bilginin her zaman bu çifte standartın gölgesindekalacağını bilmezden geliyorlar.
Ama ne gam; “bilimsel” kurumların birçoğunun bütçesini, Kilise’yidestekleyen holdingler, hatta bazen bizzat dini vakıflar sağlıyor. Çoğuüniversitede kürsü başkanları arasında en az bir musevi var. Bilimin “beşiği”olduğu varsayılan ABD’de halkın ezici bir çoğunluğu İncil’e bütün kalbiyleinanıyor. Ortalığı bulandırmanın anlamı var mı şimdi?
“Gözcüler” sorunu, Antik Çağ tarihi ve modern arkeolojiye ilişkin en kilitnoktalardan biri. Bir biçimiyle, felsefe ve ilahiyat akademisyenlerini, hattadilbilimcileri de bu tartışma çemberi içinde düşünebiliriz. Şimdi, bu uzungirizgahtan sonra meseleyi olabildiğince yalın biçimde ortaya koyalım:


[b]Eski Mısır’ın “Neter”leri[/b]
Bütün Antik Çağ metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan kalmışbelgeler, geriye doğru giden kronolojilerinin sıfır noktasına, net olarakçözümlenemeyen bir tür “başlangıç dönemi” yerleştiriyorlar. Bu, onlarıntarihlerinde, “yönetimin tanrılardan insanlara geçmekte olduğu” bir ara dönemibelgeliyor. Belirsiz bir başlangıç döneminden beri bizzat “tanrılar” tarafındanyönetildiğini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde “Gözcüler” adı verilenüstün yaratıklarca yönetildiğini ve sonuçta krallığın insanlığa devredildiğinianlatıyorlar. Eski Mısır’da bunların adı, “Neter”ler. Son olarak Osiris’in oğluHorus tarafından yönetilen ülke, belli bir dönem sonrasında, bir “Kral yaratma”(Kingmaker) töreninden sonra insanlara bırakılıyor ve Neterler geri planaçekiliyorlar – sonra da, izleri siliniyor. Bu ilk “insan kral”, bugünarkeolojinin değişmez bir gerçek biçiminde kabul ettiği, Firavun Menes.Bildiğimiz, yazılı tarihe göre İ.Ö 3100 dolaylarında Yukarı ve Aşağı Mısır’ıbir tek ülke halinde birleştiren Menes, Mısır tarihinde “Hanedanlar Dönemi”denen bir evrenin de başlatıcısı.


Mısır kronolojisi üzerine bildiklerimiz, iki ana belgeye dayanıyor: BunlarMısırlı tarihçi Manetho’nun yazdığı krallar listesi ve bugün “Torino Papirüsü”olarak bilinen bir yazıt. Her iki belge de birbiriyle uyumlu. Bu sayedearkeologlar ve ejiptologlar, Mısır’ın kronolojik gelişimini formüleedebiliyorlar. Buna göre, Firavun Menes’le başlayan Hanedanlar Dönemi, altevrelere ayrılıyor: Eski Krallık, 1. Ara Dönem, Orta Krallık, 2. Ara Dönem(Hiksoslar Devri) ve Yeni Krallık. Bugün okutulan tarih kitaplarında da bukronolojik düzen aynen böyle. süreç içindeki arkeolojik bulguların Manetho’yuve Torino Papirüsü’nü doğrulaması sayesinde, Yeni Krallık ve sonrası, neredeysebütünüyle tarihlenebilmiş durumda. Eski Krallık’ta, en fazla 150 yıl yanılmapayıyla arkeologlar hanedan listesini ve Kralları sıralayabiliyorlar. Yani buiki belge, doğruluğu desteklenmiş veriler içeriyor. Bütün sorun da aslındaburada: Çünkü Manetho’nun listesi ve Torino Papirüsü, yalnızca hanedanlar dönemiMısır’ını değil, ondan çok daha öncesini de kronolojik sıra içinde sunuyor.Yalnız burada yöneticiler insanlar değil, Neterler. Normal insanlara göre çokdaha uzun yaşayan, ülkeyi binlerce yıl yöneten, esrarengiz varlıklar.Ejiptoloji ve modern arkeoloji bunun üzerine ne yapıyor? “Alt paragraflarını”tartışmasız biçimde kabul ettiği ve bulgularla doğrulanan bir tarihi yazıtın“üst paragraflarını” ya yok sayıyor, ya da “Bunlar mitoloji” deyip işin içindençıkıyor. Neden? Çünkü hayranlıkla benimsediği alt paragraflarda “normalinsan”lar krallık yapıyor; üstteyse, kim oldukları anlaşılamayan üstünyaratıklar. Böylece bilimsel ortodoksi, aynı belge üzerinde işine gelen bölümü“olgu” diye benimseyip dosyalarken, işine gelmeyen, çünkü anlayamadığı, işingerçeği “dini inanışlarına aykırı düşen” bölümleri “mitolojik” bulup ayıklıyor!


Mezopotamya’da aynı şeyle karşılaşıyoruz: Layard ve Wooley’nin yaptığıaraştırmalarda, son derece değerli ve ilgi çekici kil tabletler ele geçiyor.Bunlar, Sümer Kral Listeleri olarak adlandırılıyor. Aynı Mısır’da olduğu gibi,listenin en üst sırasında, yani “normal krallar”dan önce, her biri neredeyse10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan yöneticiler var. Bunlar, “Tufan’dan önce” uzunsüre ülkeyi yönetmişler, sonra insanlara devretmişler. Babil metinleri bu olayı“Krallık gökten indiğinde” gibi bir deyişle açıklıyor.
Bütün Mezopotamya’da aynı kült var aşağı yukarı. Bulunan belgeler, “en eskimetin” olduğuna inanılan Tevrat’ın, Tufan başta olmak üzere bir sürü temayıSümer ve Babil anlatılarından ödünç aldığını ortaya koyarak Kilise’de ve diniçevrelerde buz gibi rüzgarlar esmesine neden oluyor. Üstelik, Tufan öncesiülkeyi yöneten “tanrılar”dan söz ediliyor, tek bir tanrıdan değil!


Bu durumda ortodoks arkeoloji ne yapıyor? Mısır’da yaptığının aynısını. YaniSümer Krallar Listesi’nin “normal insan ömrüne sahip” kralları doğru kabulediliyor ve belgenin bu bölümü “somut bulgu” sınıfına sokuluyor ama Tufanöncesi ülkeyi yönettiği anlatılan, 200.000 yıl hüküm sürmüş “tanrılar” veonların sonrasında, “ara dönem”de insanlara yönetimin geçişini üstlenen vedenetleyen “Gözcü”ler, “mantıksız” bulunarak “mitoloji” sınıfına sokuluyoryine. Aynı belgenin alt kısmı doğru, üst kısmı “masal”!
Enoch’un şaşırtıcı hikayesi


Benzeri durum, Tevrat’la ilgili incelemelerde de söz konusu. Mezopotamyabulgularından sonra, çok daha eski metinlerden esinlendiği belli olan Tevrat,bütün o eski metinlerdeki “Tanrılar” sözcüğünü tek bir “Tanrı” olarakdüzeltmiş. Bu arada, Tanrı’ya verilen sıfat ve onun genel adı, “Efendi” ya da“Sahip” anlamına gelen “Lord” sözcüğünde somutlanıyor. Yahudi toplumunun meskentuttuğu bölgenin eski mitleri, büyük tanrı Baal’den söz ediyor. “Baal”in sözlükanlamı da “Efendi” ve “Sahip”. Aynı sıfatların, daha sonraki yıllarda bütünBatı toplumlarında yöneticiler için kullanılması ilginç.


Ama daha ilginç olan, bütün o eski anlatıları ayıklayarak “Tanrılar”sözcüğünü “Tanrı” olarak tashih eden Tevrat’ın, birkaç yerde bunu unutması.“Elohim” sözcüğü, Tevrat’ta birkaç kez geçiyor. İbranicedeki anlamı, “ilahlar”;yani, “çoğul” bir sözcük. İlahiyatçılar bunun tartışma konusu yapılmasına bilekarşı çıkıyorlar – arkeologlarsa, sessiz. Ama bundan daha kafa karıştırıcıolanı var: Yaratılış (Genesis) bölümünün 6. Bab’ında “O günlerde ve sonrasındada, dünyada Nefilimler vardı” diye bir ifadeye rastlıyoruz.
Sözü edilen zaman, Tufan’dan öncesi. “Nefilim” sözcüğü, İngilizce’ye“devler” diye çevriliyor. Oysa İbranicedeki fiil yapısına göre tam ifadesi,“yukarıdan aşağıya inmiş olanlar”. Yaratılış’taki hikayede “devler”in hiçbiranlamı yok – daha sonra da Nefilim sözcüğüne rastlanmıyor zaten. Sanki “arayayanlışlıkla girmiş” gibi bir sözcük. İğreti duran, ne anlatmak istediği belliolmayan bir ifade. Oysa aradan yıllar geçip 1947′de Ölü Deniz yakınındaki birmağarada orijinal el yazmaları bulunduğunda, “Nefilim”in aslında son dereceönemli, neredeyse kilit denebilecek bir kavram olduğu çıkıyor ortaya. Bununyanı sıra, Tevrat’ın din adamlarınca “edit edildiği” de anlaşılıyor. Çünkü İ.Ö4. yüzyıldan kalma yazıtlar arasında yer alan ve daha önce Etiyopya’daki KutsalKitap’ta rastlanmış olan kopyası “sahte” sanılan “Enoch’un Kitabı”nın orijinalnüshası da bulunuyor Ölü Deniz mağaralarında.


Yaratılış’ta yalnız birkaç satırda adı geçen ve “Tanrı’yla birlikteyürüdüğü” söylenen Enoch’un, aslında son derece ilginç bir hikayesinin olduğunuve Tevrat’tan çıkarılan bu parçaların “Nefilim” sözcüğüne de açıklıkgetirdiğini fark ediyoruz. Boşluklar Enoch’un Kitabı’nda yazanlarladoldurulduğunda, Bap 6′nın aynı satırında sözü edilen “..ve Tanrı’nınoğullarını insanın kızlarını gördüler ve onlar güzeldi. Onları kendilerine eşseçip onlardan çocuk sahibi oldular” ifadesi de anlamlı hale geliyor.İlahiyatçıları, dilbilimcileri ve tarihçileri yıllardır uğraştıran “Tanrı’nınoğulları” ile insanın kızları arasındaki ilişki Tevrat’ta yalnızca o cümledegeçiyor ve bir daha sözü edilmiyor.
Ama Enoch’un Kitabı’nı okuduğumuzda, bunun müthiş sonuçlar doğuran bir olayolduğu çıkıyor ortaya. Evinden, ailesinden ayrılan ve “Tanrı katında” yaşamınısürdüren Enoch, “Gözcülerden” söz ediyor anatısında. Bunlar, Tanrı ile insanlararasındaki ilişkinin bazen “ara halkası” olma görevini üstlenen, insanlaranezaret eden, üstün varlıklar. Ama hepsi, “emir kulu” sonuçta. Enoch’unayrıntılı olarak anlattığı hikayede, bir gün bunlardan birinin dünya üzerindeki“gözcülük” görevi sırasında “insan kızları”nı arzuladığı ve bu fikrini diğer“gözcü”lere de söylediği belirtiliyor. Bir grup Gözcü (ya da Nefilim –“yukarıdan inen”) aralarında karar alıyor ve yemin ediyorlar: Hepsi insankızlarıyla sevişip onlardan birer karı alacak ve bu bir sır olarak kalacak.Çünkü öğreniyoruz ki, yapılan aslında “yasak”.
Sonuçta bu birleşmeden “melez” çocuklar doğuyor ve genetik sorunlar yüzündenbu çocuklar sağlıksız, vahşi, garip yaratıklar oluyorlar. Diğer yandan, “insankızlarıyla” birlikte oldukları süre boyunca Nefilimler, onlara bilgi aktarıyor,bir şeyler öğretiyorlar ki, bu da çok büyük bir yasağı çiğnemek anlamınageliyor. Sonuçta Tanrı hem Nefilimleri cezalandırıyor, hem de yarattığıTufan’la insanları.


Sümer ve Babil metinlerini bulmuş olmamız, Enoch’un kitabının da, Tevrat’ındiğer bölümleri gibi Mezopotamya anlatılarından esinlenilerek, daha doğru birdeyişle bunlar “revize edilerek” yeniden yazıldığını anlıyoruz. Ama bu, birgarip durumu fark etmemize engel değil: Çok eski zamanlarda “Gözcü”ler denenbirilerinin dünya üzerinde dolaştığı ve yaptıklarıyla dünyadaki hayatı derindenetkilediğine ilişkin en az on toplumun kültüründen gelen tanıklıklar varelimizde. İşin en kafa bulandırıcı yanı, çok benzeyen anlatılara, Antik YakınDoğu’yla fiziksel teması hiç bulunmadığı varsayılan eski İnka ve Mayafolklorunda da rastlıyoruz! Şimdi, bütün bunlara “Mitoloji işte canım” deyip,elimizin tersiyle bir yana mı itmemiz gerekiyor, “bilimsel tavır” sergilemişolmamız için. Yoksa eski metinleri farklı bir bakışla bir daha inceleyip, “Kimbu Gözcüler?” diye sormak mı daha mantıklı bir davranış.
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Kim Bu Gözcüler ?.. Konusunun Linki Direkt Link
Kim Bu Gözcüler ?.. Konusunun HTML Kodu HTML Link
Kim Bu Gözcüler ?.. Konusu BBCode Linki BBCode Link
Kim Bu Gözcüler ?.. Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Kim Bu Gözcüler ?.. indir, Kim Bu Gözcüler ?.. Videosu, Kim Bu Gözcüler ?.. online izle, Kim Bu Gözcüler ?.. Bedava indir, Kim Bu Gözcüler ?.. Yükle, Kim Bu Gözcüler ?.. Hakkında, Kim Bu Gözcüler ?.. nedir, Kim Bu Gözcüler ?.. Free indir, Kim Bu Gözcüler ?.. oyunu, Kim Bu Gözcüler ?.. download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap