default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 20.08.2017, 18:24


Karma Yoga 3

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1079 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 19.01.2013, Saat: 03:45
(Son Düzenleme: 19.01.2013, Saat: 03:46, Düzenleyen: ulas.)
[b]KARMA YOGA İLE İLGİLİ YAZILMIŞ ,SON DERCE BİLGİLENDİRİCİ VE GÜNLÜK HAYATTAN ÖRNEKLERİN OLDUĞU DEĞERLİ BİR YAZI…[/b]

Ishavasya Upanishad en önemli on Upanishad’tan biridir. Karma Yogayı gerçekten ilk olarak tasvip eden Upanishad’tir. Bhagavad Gita’da Karma Yoga ‘dan ayrıntılı bir şekilde bahseder.”Karma” “yapılan iş” “Yoga” ise “aklın huzuru” anlamına gelmektedir. Yani Karma Yoga yaptığımız işlerle aklın huzuruna sakinliğine erişme yöntemidir. Fakat Karma bazen farklı anlamlarla da kullanılır. İnsanlar Karmayı geçmiş aktivitelerimiz ve onların etkileri olarak ima ederler. Bir şeyin karmik olduğunu belirtirken ; mesela neden Türkiye’ de doğdum neden Amerika’da değil? gibi.Bu benim karmik durumum denir. Veya neden hep acı çekmeliyim? Bu da karmiktir. Ama ne zaman müthiş bir haz ve mutluluk duyarız, o zaman bu karmik değildir. Ve kolaylıkla deriz ki; “Çok çalıştım çok çabalayıp kazandım bütün eforumu bu işe sarf ettim.” Halbuki ıstırap çekme durumunda veya herhangi bir kötü sonuçta bu karmik oluverir. Bu yüzden karma çok yakın şekillerde kullanılır. Yani temel olarak karmanın ne olduğunu iyi anlamamız gerekli.


İkinci durum da karmanın bizi nasıl aklın huzuruna götürdüğüdür. Bütün acılar , rahatsızlıklar ve stres karmadan meydana gelir.Hissettiğimiz aktivite rahatsızlığa neden olur. Bu nedenle insanlar “aklın huzuru” denince bunu her işi bırakmakla eşdeğer tutarlar.Aklımızı sakinleştirmekten bahsettiğimizde dinleyiciler hemen tepki verip “Aklımı sakinleştirirsem nasıl çalışırım? Nasıl olur da işlerimi sükunet içinde ilerletebilirim?” gibi sorular sorarlar. Ama bu demektir ki karma bizim problemlerimize neden olan eylemdir ve bu aktiviteyi bırakmak da söz konusu değildir. Öyle ise işle bütünleşmiş bir durumdayken sakin bir akla sahip olmak mümkün değildir. Temel olarak anlayabildiniz mi? Bu Karma Yoga’ nın bizi yönlendirdiği ilk sırdır. Problem olan eylem değildir. Problem başka bir şeydir. İsterseniz bir hikayeden küçük bir örnekle konuyu tasvir edelim.
Yoganın düşüncesi bir şeyi olağanüstü şekilde yapmaktır. Büyüleyici bir şey olmalı. Nasıl olur da basit bir şekilde yapılan aktivite bize yoganın yararlarını sağlatabilir? Nitekim bize yoganın yararını veren şeyler insani olarak imkansız görünen sert disiplin , acı veren vücut ve zihin egzersizleridir, acı yoksa kazanç da yok durumu. Sıradan bir aktivite bize nasıl yarar sağlayabilir ki?


İşte size yapmayı beklediğiniz şeyin o kadar da insana aykırı bir şey olmadığını göstermek için klasik bir hikaye :
Yoga Normal Bir İş Olabilir Bir gün Kaushik adli bir aziz ormanda bir ağacın altında derin meditasyon halindeymiş. Ağacın dallarında bir kuş kendince olağan sesler çıkararak ötüyormuş. Bilge Kaushik meditasyonırasında kusun sesinden çok rahatsız olmuş ve büyük bir sinirle kusa yakıcı gözlerle bakmış. Bu çok kızgın bakışlar kuşu yakmış ve kuş ölüp yere düşmüş. O anda Kaushik kuş için kendini üzgün hissetmiş , diğer taraftan da meditasyon sırasında sahip olduğu güce şaşırıp kendiyle gurur duymuş.Meditasyonu sona erdirildiğinde kendini aç hissetmiş. Yiyecek bir şeyler istemek için yakındaki bir evin önüne kadar gelmiş. O günlerde derin meditasyona bağlı olan spirituel rayıcıların ihtiyaçlarını karşılamak geleneksel olarak toplumun sorumluluğuymuş. Fakat bunun kibirle değil alçak gönüllülükle yapılması gerekirmiş. Aziz ön kapıda beklerken evin hanımı azize hizmet etmek üzere tüm saygısıyla yanına gelmiş. Ama aynı anda evin kapısından içeri kocasının girdiğini görmüş. Bir sofu kadının değişmez görevlerinden biri eşine hizmettir. Bu yüzden azize ” Efendim, size hizmet etmeyi gerçekten çok isterim.


Lütfen bana on dakika müddet verin esimle ilgileneyim sonra size gereken hizmeti edeyim” demiş. Kaushik bu sözlere hiddetlenmiş. “Nasıl olur da sıradan kocasına hizmet edip burada duran büyük güçlere sahip yogiyi ihmal eder” diye düşünmüş fakat kendini kontrol edip kadının gelmesini beklemiş. Kadın içeride beklediğinden biraz daha fazla kaldıktan sonra yanına gelmiş ve özür dileyerek “Sizi beklettiğim için çok üzgünüm efendim” demiş . Fakat Kaushik in siniri yatışmamış. Kadın sürekli özür dilemeye devam etmiş ama kibir merhametle davranmaya engel olmuş.
Azizin değişmemesine ve ısrarına karşı kadın olayın kasıtlı olmadığını ve durumu dönüştüremediğinden “Efendim bu kızgın bakışları bırakın artık” demiş ve eklemiş “Ben sizin ormanda bu bakışlarla yaktığınız kuşa benzemem”.


Kaushik duydukları karşısında şok olmuş.Çünkü bunları ormanda ondan ve kuştan başka gören olmadığına eminmiş. Nasıl olur da bu kadın yogik güçleri olmadan bunu bilebilir diye düşünmüş. Demek ki bu kadının güçleri kuşu yakan Kaushik in güçlerinden daha da üstünmüş. Bunu anlayınca aziz ,kadının ayaklarına kapanıp özür dilemiş ve ona bu güçlere sahip olmak için nasıl yogik çalışmalar yaptığını sormuş. Bunun üzerine kadın sade bir gülümsemeyle; “Hiç bir spirituel çalışma yapmıyorum, yaptığım sadece evimin gerektirdiklerini büyük bir itina ve özenle yapmam” demiş. Ama Kaushik buna inanmamış ve kadının ondan sakladığını düşünmüş. Bunun üzerine kadın ona eğer daha fazla bilgi istiyorsa yan kasabada bulunan gurusu Dharma Vyaadha’ ya gitmesini söylemiş.


Bunun üzerine Kaushik büyük bir ashram gibi bir şey bulma umuduyla kadının söylediği guruyu aramak için yan kasabaya gitmiş ve etrafa bakınmaya başlamış. Fakat şaşırtıcı bir şekilde beklediği gibi herhangi bir yerle karşılaşmamış. Sonra birden üzerinde Dharmavyaadha Kasap Dükkanı yazılı bir dükkan görmüş. Fakat bunun o olamayacağını çünkü böyle büyük bir adamın et satamayacağını düşünmüş.
Dükkanın önünde tereddütlü bir şekilde dururken içerden bir adam onu çağırmış ve “Merhaba beyefendi. Sanırım siz yan kasabadaki bayanın tavsiyesiyle beni bulmaya gelen Kaushik olmalısınız. Ben aradığınız Dharmavyaadha yım.” demiş. Kaushik in tam anlamıyla dili tutulmuş.Nasıl olur da yalnız onun ve kadının arasında gecen şeyi bilebilir diye donakalmış.


Sessiz ve şaşkın bir şekilde beklerken adamın et kesip para toplamasını izlemiş ve paraları saymasına bakmış. Adam işini bitirdikten sonra paralarını saymış toplamış ve Kaushik’i alıp evine götürmüş. Orada ailesiyle ilgilendikten sonra sormuş “Evet beyefendi sizin için ne yapabilirim?”
Adamın bu bilgeliğini ve yaptıklarını gördükten sonra Kaushik sormuş; “Efendim böyle büyük bir üstat olmak için ne gibi sadhana ve çalışmalar yaptığınızı öğrenebilir miyim?” Dharmavyaadha cevaplamış: “Ben sadece yapmakla yükümlü olduğum görevleri özenle ve gayretle yerine getiriyorum , işte benim meditasyonum bu.” İşte bu öyküden alınacak ders sıradan günlük islerimizi özel bir tutumla yapmanın hiçbir spirituel sadhanadan aşağı kalır bir yanı yoktur. Simdi mesele burada nasıl bir tutumla günlük işlerimizi sadhanalara veya spirituel çalışmalara çevirebileceğimizle ilgili!
Sevgiler


[b]Raghuram[/b]
[u][b]Karma Yoga (II)[/b][/u]
Simdi vereceğim anekdotla tutumların, işlerin görünüşlerini nasıl
değiştireceğini görelim.
Doğru Tutum Bir İşi İbadete Çevirebilir
—————————————


Bir köyde inşa edilmekte olan bir Tapınak ve bu inşaatta taşları yontup kırarak muhteşem heykeller ortaya çıkaran birçok işçi varmış.Bir gün bir ajanstan muhabir gelip çalışanlarla röportaj yapmak istemiş. İlk önce gittiği bir çalışana sormuş “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam büyük bir öfkeyle yanıt vermiş “Görmüyor musunuz ne yaptığımı işte taş kırıyorum. Hem de çok sert taşları.Ellerime bak ne hale geldiler. Kıpkırmızılar. Taş dövmek cehennem gibi bir şey. Bir delik bulupaçabilsem keşke ama nerde !Şef sürekli kafamda bana bakıyor. Bütün bu iş cehennem gibi. Bir de bana soruyorsun bu iş zor mu diye? Bu iş tam bir bela. Sanki lanetlendim bu işi yapmak için. Keşke bir an evvel bu sefil işten kurtulabilsem!” Muhabir yeniden bir soru yöneltmiş “Taş kırıp dövdüğünüzü anladım fakat burada inşa edilen nedir?” Adam “Bu saçma sapan yolu niye yapıyorlar anlamadım , zaten beni hiç alakadar da etmez.” demiş.


Sonra muhabir bir diğer isçiye gidip sormuş “Ne yapıyorsunuz?” Adam cevap vermiş “Ben taş kesiyorum. Bu benim işim. Sekiz saat çalışıp 10 dolarımı alırım. Benim karım çocuklarım var. Bu benim sorumluluğum. Çoluk çocuğuma bakmak zorundayım. Bu benim sadece görevim.” Kadın sormuş “Burada ne inşa olduğunu biliyor musunuz?” “Evet bir tapınak olduğunu söylediler. Bütün işi bir tapınak için yapıyoruz. İsterse hapishane olsun benim için fark etmez. Ben sekiz saat işimi yapar on dolarımı alırım. Başka da işim olmaz.”


Sonra kadın üçüncü adama gider ve sorar “Burada ne yapıyorsunuz?” Adam cevap verir: “Ben bir Tapınak inşa ediyorum. Bu köyde yıllardır bir tapınak yoktu. Ne zaman bir festival olsa bütün insanlar yan köye giderlerdi. Benim büyükbabam denedi ama bütün hayati boyunca başaramadı. Babam da çok çabaladı ama bir tapınak inşa edilemedi , hep bir rüya olarak kaldı. Benim zamanımda da olmayabilirdi belki ama Tanrının lütfuyla bu Tapınak benim zamanımda inşa ediliyor.


Biliyor musunuz taşa vurduğum her an muhteşem bir melodi çıkıyor. Bakın burada her şey tapınak inşaatı başladığından beri bir festival gibi. Bu tapınak bütün köyü bir araya getirdi. Bu uykulu halk bir anda festival oduna geçti.” Muhabir sormuş “Burada ne kadar çalışıyorsunuz?” “Neden soruyorsunuz ki? Kalkar kalkmaz buraya gelirim ve taşları kesmeye başlarım. Burada yerim içerim, her şeyimi burada yaparım. Eve gittiğimde , yattığımda ,hatta rüyamda bile taş keserim ben. Bu gerçekten çok mutluluk verici bir şey benim için. Bu benim hayalim” Muhabir sormuş “İnşaat ne zaman sona erecek?” “Neden bana bunu soruyorsunuz ? Ben bu tapınak inşaatının bitecek olmasına son derece üzülüyorum. Keşke daha çok uzun sure hünerlerimi bu tapınağın etrafında gösterebilsem. Bu bir kutsanmışlık.” Eğer yapılan işe bakarsanız , üç insanda aynı işi yapmakta, fakat birincisi için bu bir cehennem , ikincisi için bir görev, ödev,oysa ki üçüncüsü için bir kutsama. Eğer işin doğal olarak iyilik ve kötülük nitelikleri varsa, o halde bu üçü de ayni şeyleri hissetmeliler. Ama bu realite değil. İş kendi başına bu nitelikleri taşımaz. Peki bu kadar büyük farkları yaratan nedir? Aklımızı rahatsız eden iş değildir, bu bir hiledir. İş dışsal bir şeydir. Davranışlarımız içseldir. İş dünyaya aittir. Davranışlarınız ise size.


İşleri değiştiremezsiniz , çünkü onlar dış dünyaya bağlıdır. Değişmek isterse değişir. Ama işin arkasındaki davranış ve tutumlar sizin elinizdedir. Kesin bir tavır işinizi perişan bir hale çevirebilir ya da onu mutluluk verici kılar. Tutumlarınızı değiştirin ve spirituel bir hale gelin. Eğer doğru tutumlar sergilemiyorsanız spirituel değilsinizdir.
Sizin spirituel olup olmadığınızı belirleyen iş değildir. Bu konu derinlemesine anlaşılması gereken bir durum. Nitekim Hint felsefesinde buna örnek bir çok hikaye bulabilirsiniz. Bir kadın sıradan bir fahişe olabilir ya da olağanüstü bir azize. Bunun sebebi onun yaptığı iş değildir, sergilediği tutumlardır. Davranışlarınız sizin elinizdedir ve bunları istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.
Kimse herhangi bir tutum için sizi zorlayamaz. İnsanlar sadece sizin davranışlarınıza tesir edebilirler. Ama yine de nasıl davranacağına karar verecek olan sizsiniz , ve doğru davranışlar size yoga düşüncesinin içine girmekte yardim eder.
Sevgiler,


[b]Raghuram.[/b]
[u][b]Karma Yoga (III)[/b][/u]
Ne Yaptığınıza Karsı Nasıl Yaptığınız
—————————————————–


Bu yönden baktığınızda yoga bazı bedensel duruşlar yapmak değildir. Birçok şekillerde kıvrılabilen eğilebilen güzel vücutlu insanlar gördüm ama kendi davranışlarını eğip bükemiyorlardı Sonsuza dek nefeslerini tutabilirlerdi ama açgözlülüklerini kibirlerini vs. çok çok az.
Simdi yoga nedir ve ne değildir? Yoga gibi görünen bir şey aslında yoga olmayabilir.Karşı karşıya geldiğimiz, doğru davranışlar içinde bulunamayan bir çok yoga öğretmeni var. Çok güzel eğilip bükülüyorlar fakat doğru duyularda yogiler değiller çünkü davranışları doğru yolda değil. Yani karma yoga bizim dışarılarda yaptığımız işler değil. Aslında işin arkasında olan bizim davranışlarımız. Sizi aklın sakinliğine götüren davranış doğru bir davranıştır. Zihnimize acı getiren bir davranış yogik bir davranış değildir. Sadece dünyevi bir davranıştır. Bizim Prashanti’de çok güzel bir asramimiz var.


İnsanlar orda güzel aktiviteler yaparlar. Ama bazen yanlış davranışlar sergileyen insanlar görebilirsiniz. Bu her yerde olabilir ve olmakta. Eğer bir insan ona gerçekten yardım edebilecek bir şeyin kapısına kadar gelmişse ve ondan yararlanamıyorsa bu yemek dolu kaşığı ağzına kadar götürüp burnuna sokmaya benzer. Acı çekersin. Buna sebep olan yaptığın iş değil sen ve senin davranışlarındır. Eğer doğru tutum alırsanız , yaptığınız iş sizi aklın huzuruna götürebilir. Ama doğru tutum yoksa ortada iş size bir baskı gibi gelir. Gelin size farklı tutumlar elde etmek için bazı ipuçları vereyim. Bir kere derinlere giderseniz karma yogayı anlamak için yüzlerce şey bulursunuz , ama zaman kısa olduğundan belki birkaç şeyi tartışabiliriz.


Eğer aktiviteyi göz önüne alırsanız, ilk adımda bazı aktiviteler diğerlerine zarar verebilir veya rahatsız edebilir. Sonra o insanlar intikam için beni rahatsız edebilirler. Ben birini incitirsem , o insan da beni incitir. Ben birine yalan söyler, yanlış yollara yönlendirirsem ,o da bana aynısını yapar.Böylece ben acı çekerim. Ve derim ki “Bak ben acı çekiyorum!” Sonra biri bana sorar: “Neden acı çekiyorsun?” “Ben birine zarar verdim o da beni rahatsız ediyor” Buna çözüm olacak basit bir yol ‘Başkalarına kötülük yapmayın’ Eğer siz kötülük yapmazsanız onlar da sizi rahatsız etmez. Bu ayrıca spirituel bilgi de gerektirmez. Çok basit ve ahlaki bir bilgi. Çok basit bir dille şöyle denir “Başkalarına iyi olun kötü değil , doğru olun yanlış olmayın , yardım edin incitmeyin.” Bu bir öğrenim gerektirmez.
Fakat burada anlamamız gereken ince bir nokta var. İncitmemeliyiz , ama sadece karşımızdaki için değil. Sizin yaptığınız size geri dönecektir.Bu psikolojik kanunlardan biridir. Psikolojik kanunlar der ki etki-tepki,sebep-sonuç , eşit-karşıt. Sebep ve sonuç akraba gibi bağlıdır. Küçük bir örnekle eğer kötü bir şey yersem , midem rahatsız olur. Bu çok basit bir psikolojik kanundur. Basit bir şekilde anladığımız bu kanun bize yaptıklarımızın sebep ve sonuç ilişkisi olduğunu söyler. Bunun adi ADHI-BHUTA’dir
Ektiğini Biçersin
————————-


Yaptığım her şeyin yararlarını , sonuçlarını alırım. Kötü bir şey yaparsam kötü bir sonuçla karsılaşırım . Eğer sekizinci kattan atlarsam , ya ölürüm ya da bir yerimi kırarım. Tanrı niye bana nazik davranmadı diyemem , Karmamın kötü olduğunu söyleyemem. Kimseyi suçlayamazsınız. Yanlış yaptınız yanlış sonuçlar aldınız. Bu bir fizik kanunudur. Sebep ve sonuç birbiriyle ilişkilidir.


Mantık olarak bu tamam. Ektiğini biçersin. Bu Karma Yoga’ daki çok basit şeylerden biridir. Kimseye kötü bir şey yapma. Hatta düşünme bile. Bu bir sekme etkisi yaratabilir. İyi şeyler yapmaya çalış. Ama bundan sonra diğer soru gelir “Her zaman iyi şeyler yapmaya çalışıyorum ama sonuçlar kötü oluyor” Bu ihtiyatsızca araba kullanan birine benzer, ya da yanlış yolda giden bir adamın kaza yapmasına. Yanlış yaptı ve sonuçlarını aldı. Yani basit olarak yanlış yolda araba kullanma. İhtiyatsız araba kullanma sonunda kaza yapmazsın. Ama ben doğru yolda kullanıyorum , ve ihtiyatsız da kullanmıyorum karşıdan gelen adam bana çarpıyor.O yanlış ve incindi ama ben niye acı çekmeliyim?Ben ne yanlış yaptım? Bu ne demek oluyor? İyi oldum ama kötü sonuç aldım. Bu bizim karsılaştığımız bir durum. Acı çeken iyi bir insansa hep su soruyu sorar, “Neden iyi olmama karşın açı çekiyorum?”


Simdi bu görüşü göz önüne alalım. Kaza bir fizik kanunudur. Bunun bir fizik kanunu olduğunu söylediğimiz anda ; sebebi ve sonucu olur. Sen fiziksel olarak incindin, yani basitçe bir sebep sonuç ilişkisi var. Fizik kanunlarına bağlı olarak iki boyut olabilir. Birincisi fiziksel olarak iki araba çarpışır ve ben yaralanırım. Bu sizin doğru veya yanlış yönde olduğunuzu düşünmez. Fiziksel olarak iki araba çarpışmış ve kaza olmuştur. İkinci boyut ince bir noktadır.Her şeyi doğru yaptıysam neden ben acı çekmeliyim? Bu şans olarak adlandırılabilir ki bunda sizin doğru veya yanlışlığınızın hiç bir payı yoktur. Bu sadece talihtir. Ama bu açıklama bizim iç gözlemimize yardım edemez ve olan her şeyin bir şans eseri olması bizim bu konularda hiçbir özgürlüğümüzün olmaması anlamına gelir. Bu konuya farklı bir bakış açısı da ha vardır. Bu bir fizik kanunu olduğuna göre bunun içinde bir sebep sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani bundan daha önce yaptığınız bir şeyin sonuçlarını şimdi alıyorsunuz diyebiliriz! Sebep ve sonuç yakın zaman içinde meydana gelebilir. Ama çoğu zaman uzun bir farkla meydana gelebilir , ya da sebep ve sonuç birbirinden çok uzak olabilir. O kadar uzak olabilir ki algılarınız ona yetişemeyebilir.


Hafızamız ve algılamamızın kesin limitleri ve sınırları vardır. Genelde otuz kırk yıl önce neler yaptığımızı bilmeyiz. Nitekim , dört yaşındaki fotoğraflarımıza baktığımızda kendimizi tanımayız. Şaşırırsınız “Bu ben miyim?” diye. Yani hafızamız o kadar ilerilere gidemez. Hafızamızın o kadar ilerilere gidememesi yer alan olayların varolmaması anlamına gelmez. Sebep ve sonuç hafızanızın da ötesinde olabilir ,ama ilişkilidir. Eğer bir mango tohumu ekerseniz, meyve almanız on iki yıl kadar sürer. Ektiğiniz tohumun muhteşem lezzetli bir mango olacağını düşünebilirsiniz.


Ama meyve almadan farkı anlayamazsınız. On iki yıl sonra ağaç meyve verir ve inanılmaz berbat bir tat ortaya çıkar. Sonra söylenmeye başlarsınız “Ben muhteşem bir mango tohumu ektim ama çok kötü bir meyve aldım” diye. Bu nasıl olabilir? Ne ektiyseniz onun meyvesini aldınız. Bu kanun ihlal edilemez. Sizin hafızanız onu hatırlamaya yeterli değil diye sebep orada yok olamaz.Bu bir fizik kanunudur ve ne istisnası ne de itirazı olabilir.


Afrika’ da duyduğum bir kabile var. Bazı yerel genetik durumlardan dolayı bu kabile insanları altı aydan öncesini hatırlayamıyor. Sadece altı ay içinde olmuş olayları akıllarında tutabiliyorlar , ve bunun öncesinde ne olduğuna dair hiç bir fikirleri yok. Seks ve çocuk yapmaya gelince de dokuz aylık bir period olduğundan çocuğun Tanrı ‘dan geldiğini seksinde hayatin başka bir parçası oluğunu düşünüyorlar. Bu sebep sonuç ilişkisinin olmadığını göstermiyor sadece bu ilişkinin hafızanın öncesinde yer aldığını gösteriyor. Hint felsefesine göre sarf ettiğiniz eforların sonucunu sadece bu yasamda değil bundan sonra da alabilirsiniz. Tohumları simdi ekiyorsunuz ama meyveleri sonradan biçiyorsunuz.
Bu sonra bu hayatta da olabilir belki bir dahakinde de. İşte bu karma diye adlandırılır. Yani Karma deyince başka biri sorumlu olamaz sorumlu olan sizsinizdir. Sonra öğrenci bu hipotezin yararları nelerdir diye sorar. Bu bilgiden nasıl faydalanabiliriz? Bu bilginin sonucunda anlayacağımız , kötü bir şey olduğunda başka birini suçlamayın.Biliriz ki bize meyve veren kendi yaptığımız eylemlerdir. Şimdiye kadar yaptığımız her eylem ve davranışın ardından sonunda ne meyveler alacağımızı düşünüyorduk. Yani şimdiden sonra nasıl bir eylem yaparsak yapalım kimseye kötülük gelecek bir şey planlamayalım ki geleceğimizi ıstırap olmadan yaşayalım.


[u][b]Karma yoga (IV)[/b][/u]
Buddha’nın Hikayesi
——————–
Bir gün Buddha bir evin önüne gidip yemek rica etmiş. O zamanlar Hindistan da spirituel hayat surenler için bu normal bir şeymiş. İstekleri çok az sadece biraz yemek ve giyecek birkaç parça bir şeymiş. Fazlalık hiçbir şeyleri olmazmış. Buddha büyük bir kralken bir sanyasin olmuş. Tüm ihtiyacı sadece birkaç lokma yemekmiş. Sanyasinlerin yemek pişirecek evleri yokmuş çünkü bu bağlılık oluştururmuş. Yani kültüre göre bu insanlar evlere gidip yiyecek isterlermiş. Buddha bir eve gidip yiyecek istemiş. Ev hanımı da kültürlerine saygılıymış ve hizmet etmek için kapıya gitmiş. Kapıyı açtığında iyi yapılı gürbüz sağlıklı 40 yaşlarında bir adam görmüş. Belli ki onu tanımamış ve sinirlenerek Buddha ya bağırmaya başlamış. “Neden yemek dileniyorsun sen? Çalışıp kazansana. Neden bir yerlerde çalışıp kendi yemeğini kazanmıyorsun? Neden dileniyorsun ki? Seni tembel herif” Bağırması bittikten sonra kadın kapıyı Buddhanin suratına çarpmış. Buddha nın müridi Ananda olanları duymuş ve çok sinirlenmiş. Buddha ya “Neden sessiz kaldınız? Siz buraların kralısınız. Eğer o kadın yemek yiyorsa sizin lütfunuzdur. Neden size bağırmasına izin verdiniz?” demiş. Buddha gülümsemiş. “Belki ona bundan önceki yaşamlarımdan birinde bağırmış olabilirim. Şimdi bu borcumu ödediğim için çok mutluyum. Ona simdi bağırmak istemiyorum, yani yeni bir denge yaratmadım. O bana bağırdı ve ben uzaklaştım , artık huzurluyum.
[b]Adhi Bhuta, Adhi Daiva[/b]
———————-
Bu bize temel olarak birinin davranışlarının nasıl değişebileceğini gösterir. Yani Karma felsefesi kimseyi suçlamaz ama insanin geleceğini nasıl çizdiğini gösterir. Bu insanı büyük ölçüde rahatlatır. Buna adhidaiva denir. Birinci adhibhuta da , başımıza gelen şeylerden kendimiz sorumluyuz çünkü hemen veya yakın gelecekte bunları görüyoruz hafıza sınırlarımız içinde . İkincisi ise adhidaiva , bu hafızamızın ötesinde, belki bu hayatımızda belki de bundan öncekilerde ama yine biz sorumluyuz. Üçüncüsü adhyatma . Bhagavat Gita bundan kendi doğamız olarak bahseder. Adhibhuta spirituel değildir, adhidaiva da değildir ;çünkü bunlar sebep ve sonuç ilişkilidir yani bağlıdır. Halbuki adhyatma spiritueldir, ve bu spirituel güç bizim kendi doğamızdır. Peki bu nedir?


Bu üç güç her aktivitenin bir öğesidir. Birinci öğe ‘doğru yaparsan , doğru sonuç alırsın’ İkincisi ‘Yarar sağlarsınız geçmişten gelen sonuçları olduğu gibi alırsınız, Bilinçli olarak karmanıza kötü sonuçlar doğurabilecek şeyleri elemelisiniz’ .Üçüncüsü ve en önemlisi ise adhyatma ,yani bize ne olursa olsun özgürlüğe psikolojik olarak sahibiz. Endişelenmek veya endişelenmemek bizim elimizde. Rahatsız olmak veya olmamak da, ve bu spirituel güç bizim içimizde. Hepimiz buna sahibiz. Bu bizim doğamız ve adi swabhava. Bir durum kötü olabilir , ama bu durumu nasıl kendi ellerime alabilirim. Bu durumdan rahatsız olma k veya olmamak. İşte bunu doğru yolda kullanmalıyız. Kadın bağırdı, ama ona gülümsendi bu buddha nın özgürlük çalışmasıdır.


Bu bizim içimizdeki spirituel bilgeliktir. Eğer bunu elinize alırsanız , sizi ne rahatsız edebilir? Bu dünyada sizi rahatsız edebilecek hiçbir şey yoktur. Eğer biri sizi incitirse , siz bu bilgelikle donatılmışsanız ona gülümseyebilirsiniz. Eğer biri yanağınıza tokat atarsa; siz öbürünü dönebilirsiniz. Bu özgürlük bizim içimizde. Eğer bunun yüzde birini uygulayabilirseniz, içinizde yüzde birlik bir aziz olur. Siz de bir Buddha olursunuz ; siz de bir an için İsa olursunuz. Ve bu bizim özgürlüğümüzdür. Bu Karma Yoga dir. Eğer biz hep iyi olursak kötü şeyler yapmazsak sonunda acı çekebiliriz. Bunun s ebebi yaptığımız iyi şeylerin sonuçlarını beklememizdir. Eğer beklediğimiz iyiliği alamazsak ıstırap çekeriz. Bu öğrenciler tarafından işaret edilen ikinci noktadır. Şimdi size gerçek hayattan bir olay daha anlatayım.


Hindistan’daki Madras i bilirsiniz. Bir gecekondu mahallesi vardı. Bu gecekondularda insanlar genelde evlerini temiz tutmazlardı. Oralarda gerçekten iyi şeyler yapmak isteyen bir grup genç, insanların ne kadar kirli olduklarını gördüler. Yapılacak çok iş vardı ve onlar da yardım etmeye karar verdiler. Sokakları evleri temizlediler ve insanlara nasıl temizleneceklerini, hijyenin önemini öğrettiler. Bütün çöpleri topladılar attılar , çocuklara banyo yaptırdılar. İşleri bittiğinde her şey temiz ve derli topluydu. Günden geceye çalışıp doğru işler yaptıkları için mutlu oldular ve iyi işler başardıklarını söylediler. Akılları huzur buldu.


Aynı genç grup bir sonraki hafta aynı yeri görmek için tekrar geldiler ve her şeyin bir haftada eski haline döndüğünü gördüler. “İnsanlar bir kerede öğrenemeyebilirler, belki iki üç hafta daha bunu yaparsak onlara yavaş yavaş öğretebiliriz” diye kendilerini teselli ettiler. Sonraki çarşamba bütün işi tekrardan yaptılar. Her yeri temizlediler , çöpleri attılar, çocukları yıkadılar. Herkes son derece mutlu oldu. Sonraki hafta tekrar gittiklerinde her şey yine ayniydi, ama yılmadılar hevesliydiler. Her şeyi yeniden yaptılar. İnsanlar mutluydu , öğrenciler mutluydu ve gittiler. Bir sonraki çarşamba şehrin başka bir yerinde bir takım problemler vardı. Buraya gitmek zorunda olduklarından bir-iki hafta oraya gidemediler. Bunları hep mutlulukla yaptılar. Sonra tekrardan o mahalleye gittiklerinde sakinler onlara kızarak sordular “Geçen hafta ne oldu ? Neden temizliğe gelmediniz?”


İşte simdi hayal kırıklığına uğrarsınız. Kendi kendinize dersiniz ki “Onlara güzel şeyler öğrettim , iyi olmaya çalıştım, ama bu iyilikler iyi sonuç vermedi. Sonuçlar ortaya çıkmadı. İnsanlar bunu fark edemedi” Bu bizi hayal kırıklığına uğratır. Yaptığımız iş yapmadı ama iyi sonuç alamamak hayal kırıklığına uğrattı. Bundan son normal olarak işi suçlar ve bu işi bizi hayal kırıklığına uğrattığından dolayı yapmayı keseriz. Şu inceliğe bir bakin. İş kendi başına sizi hayal kırıklığına uğratmadı , çünkü ilk hafta ondan hoşlandınız, ikinci hafta da hoşlandınız, ve şimdi bu bir hayal kırıklığı haline geliyor. Eğer sizi hayal kırıklığına uğratan iş olsaydı bunun hep olması gerekmez miydi? Nasılsa baştan mutluluk veren şey sonradan hayal kırıklığına dönüşüyor!


Eğer iş hayal kırıklığı yaratıyorsa neden bastan haz veriyor ve şimdi veremiyor?
İş kendi başına hayal kırıklığı yaratmaz, ama bunu yaratan başka bir şey vardır; bu sizin sonuç beklentilerinizdir. Beklentilerimiz bize hayal kırıklığı yaşatır. İşimizi iyi bir tavırla yaparız, ama beklenti kötü olan tavırdır. Bu yüzden Krishna bize bu altın öğüdü vermiştir : İşin meyvelerinden vazgeçin “Ma phaleshu kadaacana” Sonuçları arzulamaktan vazgeçin. İçimizde hemen bu düşünce için isyankar bir hal belirir. Eğer beklentimiz olmazsa sorular yükselir, o zaman neden iş yapıyoruz veya neden yapmak zorundayız? Burada işin doğasını derin bir perspektifte anlamamız lazım.


Yakından baktığınızda iyi işler yapmak için iyi maksatlarımızın olduğunu görürsünüz. Eğer orda değilse demek ki siz spirituel bilgi için uygun değilsiniz. Spirituellik siz kötüden iyiye yönelmezseniz ortaya çıkmaz! Ve küçük bir manevi eğitim sizi kötü yapanlardan ayırıp iyilerin yanına almakta yeterlidir. Bu yüzden spirituel insan iyi olmaya vesile olmalıdır. Planlar ve bunun için çalışır. Bunu yapmaya başladığından itibaren bundan zevk alır. Kötü işin arkasında intikam ve kin vardır ve bu insanı sakatlar ve acı verir. Kötü işten arındığında insan bütün negatifliğinden de arınır. İyi şeyler yaparsanız mutlu olursunuz.


Yani iç dünyanızda mutluluğu yakalarsınız. Ama devam ettiğimizde sonuçlar bekleriz. Beklentiler dışsaldır, yaptığınız işten aldığınız haz ise içsel ve tatmin edicidir. Ama dışarıya odaklanırsanız rahatsız olursunuz. İçinize odaklandığınız surece mutlusunuzdur. Dışarıya odaklanmaya başladığında mutsuz olursunuz. Bu sebepten beklentileriniz sizi dışarıya döndürür.. Eğer beklediklerinizi alamazsanız endişeli ve hayal kırıklığına uğramış olursunuz. Yine de itiraz sürer. “İyi işler yaptım ve sonuçları iyi olmalıydı” dersiniz. Neden hata olduğunu düşünüp endişelenirsiniz. İyi yapılan işlere inancınızı kaybedersiniz. İyi iş iyi sonuç vermedi gibi görünür.


Lütfen şunu anlayın ki iyi yapılan işle ilgili bir sorun yoktur ve iyi iş her zaman sonuç alır. Belki siz göremeyebilirsiniz. Evet , yapılan işin sonucu vardır. Siz sonuçları almazsınız. Sonuçlar size ait değildir. Sonuçlar işin kendisine aittir. Meyveler köklerindir. Ne ekersek onu biçeriz ve meyve köklere aittir size değil.
Sevgiler,


[u][b]Karma yoga (V)[/b][/u]
İyi Eylemin İyi Sonuçları Vardır
———————————
Sizi temin ederim ki her iyi işin iyi meyvesi vardır. Ama sonuçlarını bugün göstermeyebilir. Görmüyor musunuz iyiliğin iyi eylem akışı vardır. İnsanlar iyi işler yaptılar çünkü iyi sonuçlar beklediler. Aslında insanlar iyi isler yapabilmek için çok korkunç engellerle karsılaştılar. İyi işler yapan insanlardan birine zehir verdiler biri ise çarmıha gerildi.Yine aktivite iyiyse bir gün iyi meyveler verecektir. Isa yaydığı şefkat merhamet yüzünden çarmıha gerildi. Eğer yaptığı işi ve sonuçlarını bekleyip beklemediğini göz önüne alırsak Isa başarısız olmuştu , ama bakın iki bin yıl sonra ne oldu? İnsanlar onu takip ediyorlar. Ona içten bağlılar. Yaptığınız herhangi bir iyi iş hiçbir zaman kayıp değildir. Bir gün mutlaka meyve verir. Belki siz orada olmayabilirsiniz. İçinizde bunun için üzüntü olmamalı. Çabalarınız iyilik için gerçekleşmeli.
Krishna bundan beş bin yıl önce Gitayi Arjuna’ya verdi. Yine de Arjuna bundan tatmin olmadı ve yenilenemedi. Eğer Krishna sadece Arjunayi dikkate alsaydı , Gitayi ona verdiği için perişan biri olacaktı. Ve üzüntüye kapılıp “O kadar müthiş mesajlar verdim ama kimse yararlanamadı” diyecekti. Krishna hiç bir zaman bunlara bakmadı. O iyi bir mesaj vermek istedi, ve bu yüzden bu mesaj beş bin yıl sonra hala yaşıyor.
Amerika’da psikiyatri hastalarıyla çalışıyordum. Varlıklı bir milyarder bana geldi ve psikolojik destek istedi. Ona onu çok mutlu eden bazı öğütler verdim. Sonra ona bunların eski bir eser olan Gita’ dan olduğunu söyledim. Gözleri parladı ve “Ne muhteşem bir esermiş, ne harika fikirler bunlar” diye haykırdı. Gerçekten çok mutluydu, ama bir anda huzursuzdandı ve bana “Siz bu fikirlerin Gita ‘dan geldiğini söylediniz, ama Gita bir Hindu metni ve ben Hıristiyan’ım .Nasıl olur da bunu uygularım?” dedi. Ben de “Krishna bu mesajı belli bir kesim veya insan için vermedi. Onun mesajı tüm insanlığaydı. Eğer işinize yararsa alın kullanın. Eğer sizin probleminizi çözecekse lütfen deneyin.” diye cevap verdim. Kadın bu düşünceler için çok minnettar olmuştu. Bunun insanin inançlarını değiştirmek için değil insanlığın ıstıraplarını azaltıp yardim etmek için olduğunu fark etti.


İyiliğimiz ne bir insana ne bir kesime ne de yere bağlıdır. İyilikler insanlık içindir. İyiliğin sınırları yoktur. Eğer iyi bir iş bir insanın değişmesi için kullanılırsa artık o iyi bir iş değildir. İyi işin iyiliği ikinci planda kalır ve kendi amaçlarımız ön plana çıkar. İyi işin sınırları yoktur. Yalnız biz beklentilerimizle sınırlar yaratırız. Krishna “sonuçları düşünmeyin” derken bir sonuç olmayacağını kastetmemiş. Onun düşüncesi iyiliğin etrafına sınır çizmemekmiş. Sınırı olmayan şey ilahidir. (Ananthata=Hudutsuzluk) Bu Karma Yoga’ dır. Karma Yoga bize iyi işler yapmamızı ve sonuçlarına bakmamamızı söyler.
İyi İşteki Ego
——————–
Ama Krishnanin dikkatimizi çekmek istediği ve bizi bir adim daha öteye götürecek bir şey daha var. Herhangi bir görünen sonuç olmamasına karşın üzüntüye kapılmayın. İnanç sonucun her şekilde orada olacağıdır. Düşünmeye başladığımızdaki sakınca da şudur “Ne muhteşem, iyi bir iş yapıyorum. Hem de hiç bir beklentim yokken iyi bir iş yapıyorum.” İşte bu iyi iş egomuz haline gelebilir. Bu iyi işteki kötülüktür. Kötü iş yapan bir insan bu kötülükten bir şekilde kurtulur. Kötü iş yapan bir insan egoist değildir, ama iyi iş yapan biri olabilir. Buna dikkat etmemiz gerekir. Sen kimsin iyi iş yapıyorsun? Sen iyi iş yapamazsın. İyi iş her zaman dünyada bir yerlerdedir. Sen sadece bir yerlerde bulunan iyi işin bir parçası olabilirsin. Doğru söylüyorum. Doğru her zaman oradadır. Milyonlarca insan doğruları söylüyor ve doğrular onları destekliyor. Aynı zamanda, siz de doğruları söylüyorsunuz. Eğer iyi bir iş yaptığınızı düşünürseniz iyiliğin egosuna kapılmış olursunuz. İnce bir bakışla siz sadece bu dünyadaki iyi güçlere katılabilirsiniz. Yalan yanlış doğmadan doğruluk ordaydı. Yani doğruluk ezeli ve ebedidir. İyi iş de öyledir. Bu sürekli akan bir nehre benzer. Sizin yaptığınız iyi iş o nehre dalıp çıkan bir şey gibidir. Alçakgönüllü olun. İyi olmak için size bir şans verildiği için olun. İyilik devam ediyor, ve siz onunla ilişkidesiniz. Bunun bir parçası olduğunuz için Tanrı’ ya şükredin. Bu tavır çok tehlikeli olan iyiliğin egosunu ortadan kaldırır.


Karma Yoganın başka önemli bir durumu daha var. İyi ya da kötü bu işi yapacağım. İyi düşünürüm. İyi plan yaparım. İyi organize ederim. Birçok güzel şey yaparım. Bu ortadan kaldırılmalıdır. Bu mesajda verdiğim basit mesajı göz önünde bulundurun. Ben egoist olabilirim. Ama bir çok insan in ve Krishna’ nın da söylediği gibi bütün bilgi bilinçli veya bilinçsiz olarak bana ve de benden size gelir. Zeki olduğunuz için şanslısınız. Bu şeyleri bir araya getirebildiğiniz için şanslısınız. Nasıl olur da buna rağmen egoist olur ve bilgi sahipliğini suçlarsınız?


Bu aktivitelerden sorumlu olan birçok dış etken vardır ve bu siz verebildiğiniz için şanslı olmanızdır. Mesela, zihinsel gerilik durumunuz olsa ne yapardınız? Veya insanlar size bunu söylemeseydi, bunu yaratmış olur muydunuz? Bu yüzden aktivite yapın ama bunu arkasındaki kişi olmayın. İşin arkasında olan kişi olmadığınız için de aktiviteyi bırakmayın. Bu Karma Yoganın özüdür.


[b]Karma yoga (VI)[/b]
Üç Guna
———-
Karma Yoganın başka bir durumu daha vardır. Karma eylem demektir. Tanrı bir çok değişik eylem yaratmıştır. Onlar eşsiz , harikulade ve farklıdır. Bütün bir evren böyle yaratılmıştır. Doğayı dikkatle inceleyin. Anlayacaksınız. Bir bitkiye bakın. Hiçbir zaman bir bitkiye sakince bakmayız. Sabırla bir bitkiye bakarsanız ne muhteşem bir olay olduğunu anlarsınız. Kökler derinlere iner, ve biz hiçbir zaman dünyadan ve yerden neyi nasıl aldığını bilmeyiz. İçerde durmadan çalışırlar. Dünyanın tamamiyle karanlık tarafındadırlar ve aldıklarını hiç kendilerine saklamazlar umarsızca verirler. Bir de gövde vardır. Bitkiyi sıkı tutarlar. Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı sert bir yapısı vardır. Bitkiyi korur ve bu muhteşem mesajı bitkiye iletir.


Sonra üstlere gelince muhteşem yaprakları ve parlayan çiçekleri görürsünüz. Onları gördüğümüzde ne muhteşem ve güzel bir şey olduğunu düşünür ve onu sadece bir ağaç olarak görürüz. Halbuki yapraklar sadece bir kaç aylığına, sonbahar gelene kadar oradadırlar.Tekrar baktığımızda gitmiş olabilirler. Ağaç ölmüş gibi görünür, ama öldüğünde , yaprakların hepsi düştüğünde , kuru dalları orada gördüğünüzde kökler onu canlı tutmaktadır. Büyük bir sabırla bir sonraki güneşin doğuşunu beklerler. Sabırla gelecek baharı beklerler. Bitkiye büyük bir güven verirler ; Endişelenmeyin. Yine o güzel taze çiçek ve yaprakları taşıyacaksınız. Bu kökler büyük bir fedakarlık yaparlar. Bunun için her bölüm bitki içinde kendi görevini yapar.


Bitki bizim rahatımız için üç farklı duruma ayrılır. Kök , gövde , çiçek ve dallar. Bütün bitkilerde bu üç parça da onların varolabilmesi için gereklidir. Görünenin ayrı bir yeri olabilir ama köklerin zekası; gövde ve dallar hep müsaittir. Anlamak adına kimlikleri sattva, rajas, ve tamas olmuştur. Çiçekler ve dallar sattva, gövde rajas, yerin altındaki kökler ise tamas olarak adlandırılır. Bu sattva, rajas ve tamas olarak adlandırılan üç bölüm bütün yaradılışlarda vardır. Aynı tanımları ortaya konan bütün dünyada bulabilirsiniz.


Sadece bir insanoğluna bakin. Yerin hemen üstünde ayakları vardır ve bütün vücudunun ağırlığını taşır ve merdivenleri çıkmanızı sağlar. Ayaklar hiçbir zaman çok ağır olduğunuz ve hep yerde oldukları için şikayet etmezler. Ayaklar bu işi çıkar gözetmeden yaparlar. Bu bizim tamas tarafımızdır.
Vücudumuzun orta kısmı, onu bir arada tutan besinleri dağıtan ve daima kanı temizleyen tarafımızdır. Bunun adı rajas tir. Sonra kafamız, gördüğümüz, düşündüğümüz, eğlendiğimiz, planladığımız, hayal etmek gibi değişik aktiviteler yaptığımız kafamız var. Bunun adi sattvadir. Yani bizim vücudumuzda da rajas, tamas ve sattva vardir.
Yapraklar, çiçekler, meyveler, gökyüzü ve temiz hava , bunların hepsi sattvadir. Gövde ve dallar rajastir. Yani sert ve çalışan gövdenin ağacı bir araya getirmesi gibi toplayan şeyler rajastir. Yerin altında gömülü pis yerlerde çürümüş kokuşmuş şeylerle beslenen karanlıktaki kökler tamastir.


Karanlık ayni zamanda cehalet aydınlanamamak da olabilir. Buna göre tamas aynı zamanda karanlık demektir. Bunun gibi aktiviteler sattva rajas ve tamas olarak adlandırılır. Yumuşak, nazik ve sessiz aktiviteler sattviktir. Doğada devamlı olarak tedarikçi olan ve köklerden bütün bitkiye dağıtıcılık yapan ve bütün bitkiyi birlikte tutan aktiviteler rajaziktir. Bir diğeri de yorucu , monoton gün ışığı bile görmeden devam eden baskı altında emek veren aktiviteler vardır. Bunlar da tamastir.
Nitekim yaradılış bu üç değişik tipten oluşur. Bu bütün yaratılmışların nasıl rajas tamas ve sattva adı verilen üç guna dan oluştuğunu gösterir. Krishna der ki “Şu üç şeye bir bakın” Bu doğanın ve eylemin nasıl üç farklı şekilde açıklanabileceğidir.


Ne yazık ki birçok spirituel metinde bunlar sattva , rajas ve tamas olarak bir hiyerarşiyle yer alırlar. Sattva nın muhteşem olduğunu ve hepimizin sattvanın peşinden gitmemiz gerektiğini, rajas in kötü , tamas in ise korkunç olduğunu söylerler. Bir çok metin böyle tercüme edilmiştir. Ama bana göre durum böyle değil. Hepsi çok önemli ve işlerini harika bir şekilde yapıyorlar. Eğer sattvanın iyi olduğunu düşünüyorsanız, temiz havanın çiçeklerin yaprakların, kökleri alın ve onları havada tutun bitki ölecektir. Benzer şekilde “Neden ayaklarım hep bedenimi taşıyor? Ayaklarım da havada olsun. Ayaklarımla düşüneyim ve onlarda sattvik olsun. Bu yüzden başımın üstünde durayım” derseniz bu doğru olmaz. Hepsinin kendi görevi vardır. Sattva satvik bir yolda olmalıdır. Rajas rajazik yolda çalışmalıdır. Tamas da tamazik bir yolda çalışmalıdır. Sadece bu değil. Sattva sadece kendi benliğinde tanımlandığında ve kendi işlerini yaptığında haz alacaktır. Aynı şekilde rajas ve tamas da yalnızca kendi hallerinde mutlu olurlar.


İnsanoğlunda da üç çeşit tür vardır. Bu bir türe ait olan kişinin diğer özellikleri göstermediği anlamına gelmez ama temel olarak sattva, rajas ve tamas dan biri dominant olup diğerleri onu desteklerler.Bu üçüne de sahip olabiliriz ama biri dominant olur.Kimilerinde hakim karakter sattva olur, bunlar düşünen , planlı olan, düzenli aktiviteler yapan türdendir. Oysa doğasından rajas olan insanlar korumak için bir orduyu bir organizasyonu hatta bir ülkeyi yürütebilirler. Aynı zamanda vücudumuzun orta kısmının yaptığı gibi dağıtıcı olabilirler. Bunlar kralların ve tüccarların olduğu kategoridedirler. Onların doğasında bu vardır. Sattvik insanlar bizim kafamıza benzerler. Düşünür ve organize ederler. Rajazik olanlar gövdemize ya da midemize benzerler koruyucu ve yemek gibi şeyleri dağıtıcı özelliktedirler. Bundan başka da ayaklarımıza benzeyen bir kategori vardır. Çalışıp çabalarlar ve onların bu yaptıklarını taktir etmemiz gerekir. Sabahtan aksama kadar hiç şikayet etmeden vücudumuzun ağırlığını taşırlar. Bu tamazik aktivitelerin bayağı, adi düşünme ve plan yapma gibi aktivitelerin de yüce olduğunu söyleyemeyiz. Biz burada dünyayı geliştirmeye çalışıyoruz. Tamastan rajas a ve en sonunda sattva ya gitmek için. Bu şekilde insanlığı geliştirebiliriz. Bu yüzden bir insanı geliştirmeye çalışırken sattvik aktivite yaptırıp onu tamas aktivitesinden çıkarmalıyız.


Onlara bu aktiviteleri yaptırırken , bu sattvik aktiviteleri yapamayabilirler. Yani onlara sorun yaratırsınız. Bir bilim adamı sattviktir. Ama o “Hadi , işe koyulalım” derse bu bir hatadır. İş farklı bir akıl çerçevesi gerektirir. Rajazik bir akıl gereklidir. Bir profesör sattviktir. Onu bir orduya koyarsanız , bu bir hata olur. O sadece bir bilim adamı gibi düşünür. Bir gün bununla ilgili bir hadise duydum.
Acil bir durum esnasında bir ülkede orduya insanlar almak isterler. Uygun olan herkes askere alınır. Bir profesör de bunlardan biridir ve eğitim sırasında yüzbaşı emirler vermektedir. Yürüyüşü öğrenirken yüzbaşı emreder “Sol, sağ , sol, sağ sağa dön , sola dön …sonra bir daha sağa bir daha sola” Profesör durur ve emirlere uymaz. Yüzbaşı gelir ve sorar, “Neden dediklerimi yapmıyorsun?” Profesör de yüzbaşıya sorar ” Önce siz ne istediğinize karar verin Sonra ben de yürürüm. Sürekli istekleriniz değişiyor.Sağa dön sola dön yine sağa dön” Profesör bunu anlayamaz. Doğası gereği o farklı bir insandır.


Buna benzer olarak dördüncü kategoride insanlar vardır. Çalışan, çabalayan, bunlara saygı göstermemiz gerekir. Yaptıkları olağanüstü şeyler. Eğer bir profesörden böyle işler yapmasını isterseniz , büyük bir hata olur. Böyle işleri yapacak belirli insanlar vardır. Onların doğasını anlamak , onları uygun oldukları işleri yapmaya yöneltmek muhteşem uyumlu eşleşmeler çıkaracaktır. Size uyumlu olan işi ve aktiviteyi harmanlamak doğanıza hiç bir külfet getirmeyecektir.
Bir gün ofisimde bir meslektaşımı ağırlıyordum. Kendisi eğitimli bir mühendis ve doğası tam olarak tamazik. Kendisi hiç beyin gerektirmeden yapılan rapor hazırlamaktan çok mutluydu.Eski raporları toplayıp yenilerini organize etmek gayet basitti .O hiç şikayet etmeden bu süregelen aktiviteyi yapıyordu.


Bu işi niye yaptığı, raporların nereye gittiği veya bu monoton işi basitleştirmenin bir yolunu bulması onu hiç ilgilendirmiyordu. Birçoğumuz onun bu işi nasıl bu kadar uzun zamandır yaptığını merak ediyorduk. Birkaç günlüğüne yapmak sorun olmazdı belki. Bu yüzden bilgin sınıf, kraliyet sınıfı, tüccar sınıfı ve çalışan sınıfı olarak adlandırılan bu gruplar temel olarak kendi doğalarına göre bölünmüşlerdir sattva , rajas ve tamas olarak ve genel olarak bunlar aileden gelen özelliklerdir.
Gandhi doğuştan bir işadamıydı. Bu ruh ya da para meselesi onun kanında kalıtsal olarak vardı. Ne kadar usta bir doğası olduğunu isterseniz onun hayatından duyduğum bir anısıyla açıklayayım.


O günlerde özgürlük mücadelesi devam ederken , o konuşmalarıyla bütün halkı uyandırmış. Bir gün Ahmadabad ta bir konuşma yaparken bir çok insan orada bulunuyormuş. Geceymiş. İlk önce onlara ulusal özgürlük mücadelesi hakkında ateşlemiş ve sonra bunun çok mali kaynak gerektirdiğini söylemiş. Kaynakları yükseltmek istemiş.
İnsanlar bu özgürlük mücadelesine katkıda bulunmak ve kaynak aktarmak için motive olmuşlar. Organizasyonu yapanlar sahneye beyaz bir çarşaf açmışlar. İnsanlar sıraya girip neleri var neleri yoksa para, mücevher her şeyi oraya fırlatmışlar. Bütün yöneticilerde orada bekliyorlarmış. Her şey toplandıktan sonra yöneticiler bunların bir listesini yapmışlar. Gandhi birisiyle konuşuyormuş. Listeyi bitirdikten sonra ona göstermişler. Gandhi listeye sadece bir göz gezdirmiş ve “Her şeyi aldınız mı?” diye sormuş. Onlarda “Evet” demişler. Gandhi yeniden sormuş “Ufak bir şey bile atlamadınız mı?” “Hayır, neden bir de siz bakmıyorsunuz?” demişler. Hafiften sinirlenmeye başlamışlar. Çünkü bildiğiniz gibi işadamları para söz konusu olunca ufak şeylere bakarlar. Ufacık şeyleri bile arkalarında bırakmak istemezler. O ulusal bir lider oldu ama hep işadamı kalitesini taşıdı.Yöneticilerin sinirleri gerilmiş ve sonra Gandhi “Hadi gidelim” demiş ve çadırlara çekilmişler.
Birden gece yarısı, Gandhi bir fenerle sahneye gelmiş.


Diğerleri de onu izlemişler. Sahneye geldiğinde köşede duran bir tabure görmüş. Onun altında da bir tek küpe duruyormuş. Onu almış ve birine vermiş “Lütfen bunu al ve dikkat et, çünkü ben ona saygı duyuyorum. Bunu veren her kimse Tanrı’ ya yalvarıp bununla ülkenin özgürlüğüne kavuşmasını istemiştir. Bu yüzden bu çok kıymetli” demiş. Sonra Gandhi’ye sormuşlar “Çok yanılmışız Gandhiji.Nasıl oldu da bir şeyin oralarda düştüğünü anladınız?” Gandhi “Doğal olarak insanlar bu yönden gelip katkılarını fırlattılar, bir şey yuvarlanıp buralara düşebilirdi. Sonra küçük taburenin altına bakmadığım aklıma geldi. Bu yüzden buraya geldim.” demiş. Sonra tekrar sormuşlar “Bir şeyin kayıp olduğunu nasıl anladınız peki?” Burada düşündüğü resim tam bir işadamı düşüncesi. “Listeye göz atarken , bir boyunluğu şunu bunu gördüm. Hepsi tamamdı ama sonra küpelerin sayısına baktım. Düşündüm ki bir kişi iki küpe verirdi bir değil. Yani çift sayıda küpe olmalıydı ama tekti. Sonra bir şeyin kayıp olduğunu anladım”
Bu bir işadamı davranışı. Bir işadamı bunu kaçıramaz. Benzer olarak doğası gereği lider ve koruyucudur. Karma Yoga der ki ‘Birinin içsel doğasını keşfedin ve ona göre doğru işi verin’ . İşi yapılması gerektiği gibi yapın, ve ondan sonra iş bir külfet olmayacaktır.


Doğamız özünde kötü değildir sattva , rajas ya da tamasın ahenkli bir şekilde harmanlar. Sattva , rajas ya da tamas tan hiçbiri kötü değildir. Onlar oldukları gibidirler. Hayat maceramızda sattva , rajas ve tamas denilen şeylerle karşı karşıya geliriz. Biz kendimize uygun olanla rahat oluruz bunda doğru veya yanlış bir şey yoktur. Hatta renklere bile sattvik , rajazik ve tamazik açılardan bakabiliriz. Renklerin bile doğaları gereği bir yakarışı vardır. Bu yüzden biz de renklerden hoşlanırız ve bunda yanlış bir şey yoktur. Kimi merak edebilir, nasıl renklerden hoşlanırız diye. Onların doğaları renkleri takdir eder duruma götürür.
Eğer her şey iyiyse , yanlış olan ne ve niye acı çekiliyor?


Çektiğimiz acılar bizim eklentilerimizdendir. Problem bağlı olduklarımızdan kaynaklanır. Eğer doğam sattva ise buna uygun şeyler yaparım eğer doğamda rajas varsa rajazik şeyler yaparım. Bu mükemmeldir. Ama hayat her zaman bir guna da gitmez. Herhangi bir zaman ve durumda bir guna dan başkasına geçmek gerekli olabilir. Eğer bağlılığım sattva yaysa , rajas veya tamas yapmam gerekiyorsa, sadece bağlılığım için sessizce sattvayi bırakırım. Bu vücuttaki bir saplantıdır. Kabataslak bir örnek olarak eğer vücutta bir problem varsa sattvik yol da buna otlardan bir merhemdir, rajazik yol bazı acı veren ilaçlar veya uygulamalardır, tamazik yol da cerrahi müdahaledir. Vücuttaki bu şekilde bir gelişmede cerrahi müdahaleye ihtiyaç varsa ve cerrah sattvik bir kişilik olduğunu söylerse, her şeyi sattvik bir yolda uygular.Kesip açması apseyi veya büyüyen parçayı alması gerektiğinde bile… Bu bir saplantıdır ve uyum içinde olamaz. Bu yanlıştır!
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Karma Yoga 3 Konusunun Linki Direkt Link
Karma Yoga 3 Konusunun HTML Kodu HTML Link
Karma Yoga 3 Konusu BBCode Linki BBCode Link
Karma Yoga 3 Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Big Grin Yoga ÇeŞİtlerİ ulas 0 1,932 19.01.2013, Saat: 04:00
Son Yorum: ulas
Big Grin Yoga Duruşları ulas 0 1,809 19.01.2013, Saat: 03:59
Son Yorum: ulas
Big Grin Sahaja Yoga Nedir, Nasıl Yapılır? ulas 0 1,939 19.01.2013, Saat: 03:58
Son Yorum: ulas
Big Grin Sahaja Yoga'nın Faydaları ulas 0 1,709 19.01.2013, Saat: 03:57
Son Yorum: ulas
Big Grin Hatha Yoga ve Tantrizm ulas 0 1,288 19.01.2013, Saat: 03:56
Son Yorum: ulas

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Karma Yoga 3 indir, Karma Yoga 3 Videosu, Karma Yoga 3 online izle, Karma Yoga 3 Bedava indir, Karma Yoga 3 Yükle, Karma Yoga 3 Hakkında, Karma Yoga 3 nedir, Karma Yoga 3 Free indir, Karma Yoga 3 oyunu, Karma Yoga 3 download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap