default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 20.07.2017, 17:31


Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?..

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 584 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 18.01.2013, Saat: 15:20
(Son Düzenleme: 18.01.2013, Saat: 15:21, Düzenleyen: ulas.)
Zamanı takvimle ölçüyoruz ama hangi takvimle? Çağlar boyu bir çok takvimkullandık ve hala zamanı ölçme konusunda emin değiliz. Yaşamımızdan yıllareksiliyor veya fazla geliyor. Şu an, hangi yılda olduğumuz bile kesin değil.Gerçek takvim beynimizde ve onun yönettiği kalp atışlarının sayısında saklı;belki de gelecekte kalp atışı sayısına göre zamanı belirleyeceğiz…

Kaç yıl yaşadınız? Ya da, kaç yaşındasınız? Ne kadar zamandan beri bugezegende yaşıyorsunuz? Örneğin, 30 yaşındayım, dediniz… Peki ama neredenbiliyorsunuz? Emin misiniz? Nüfus kağıdınıza bakarak bunu söylüyorsanız,yanılıyorsunuz çünkü bu sizin hukuk yaşınızdır. Yok eğer annenizin veya babanızınsize söylediği zamana göre yaşınızı söylüyorsanız, yine yanılıyorsunuz çünkü bukez onların hukuki zamanlarını kullanıyorsunuz. İyi de acaba, gerçekten kaçyaşındasınız?İşin aslına ve bu yazının gittiği yöne bakacak olursanız,hiçbirimiz yaşadığımız veya dünyada bulunduğumuz zaman diliminin uzunluğunugerçekten bilmiyoruz. Eğer zaman konusunda, yakın bir gelecekte, halenkullandığımız zaman ölçülerini bir yana bırakıp, kozmik takvime göre birdüzenleme yapmazsak, geçmiş yanılgılarımızı gelecekte de yineleyecek ve şu anpek farkında olamadığımız ciddi hataları yineleyip duracağız.


[b]969 yıl yaşayan peygamber…[/b]
Güneş bize zamanı belirler, dünyamızın onun çevresindeki bir turu bize birgünü yani 24 saati verir, diğer ölçü gök objemiz ise Ay’dır, tam bir hesaba kalkışırsak,29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 2.8 saniyede bir aylık bir zaman ortaya çıkar.İlk insan toplulukları, Güneş’in değişiminden çok Ay’ı daha kolay izliyorlar vebiraz da karanlığı aydınlattığı için, zamanı Ay’la belirliyorlardı. Hatta ilkeltoplumlar, zamanı mevsimlere göre ölçüyorlardı. Örneğin, yağmur mevsimi yılınbaşı olarak kabul edilirdi yani İlkbahar ve Sonbahar yağmurları birer yılolarak alındıklarında, bize göre bir yılı iki yıl olarak yaşamış sayılırlardı.O zaman çok uzun bir ömür ölçüsü ortaya çıkıyordu. Tevrat’ta adı geçen çok uzunömürlü peygamberlerin farklı bir zaman ölçüsüyle değerlendirildikleridüşünülmelidir. Peygamber Methusalah’ın 969 yıl yaşadığı yazılmıştır ama busüreyi, günümüz takvimi ile değerlendirecek olursak, 79 yıl yaşadığını anlarız.Yıl ölçüsü, bugün için 12 aydır, buna bir yıl deriz. Ama Ay takvimi ile farklıbir yıl buluruz yani Müslüman zaman ölçüsü Hicri takvimde olduğu gibi. Hicritakvimde de, 12 ay vardır, aylar 29 veya 30′ar gün çekerler ama Ay günlerine göre,bir ay 29.53 gündür ve 12 ayın toplamı bu hesapla 354.36 gün olarak ortayaçıkar. Bundan ne mi olur?


[b]Hicri ve Miladi takvim birleşecek;[/b]
Cevap açıktır; her yıl bu düzeni sürdürürsek, üçüncü yılda, yeni yıl bir günönce. altıncı yılda iki gün önce başlayacak ve bu eksilme sürüp gidecektir.Sonuçta 60 yılda, 20 gün eksilecektir, peki ama tüm yaşamda 20 gün nedir ki?Ama bu kadar değil! Güneş’in çevresinde dönüş süremiz 365 gündür fakatyukarıdaki Ay hesabına göre, bu süre 11 gün daha kısadır yani yılda bir 11 gündaha kaybediyoruz, üç yılda bu süre 33 gün yani bir aydan fazladır. O zaman 33yıl sonra 363 günü yani yaşamımızdan yaklaşık bir yılı yitiririz. O zaman da,Hicri tarih sürelerini hesaplarken ortaya ciddi farklılıklar çıkacaktır. Pekiama hangisi doğru? Hicri takvimin 9.ayı Ramazan’dır, gün ışığında oruç biribadet olarak Ramazan boyunca yerine getirilir, ışık bitince de oruç sona erer.Bu Allah’a ibadetin yanı sıra, O’nun yarattığı yaşam kaynağı Güneş’e gösterilensaygının da bir tür ifadesidir ama Ramazan, dünyanın dönüşü doğrultusunda,mevsimlerin dönüşümü ile orantılı olarak her 33 yılda bir döner, yani mevsimdeğiştirir, uzun bir hesap sonucunda, oruç tutma süreleriyle, gündüzuzunluklarının ters orantılı oldukları görülür. Bu da bize yine gün hesabınındeğişkenliğini gösterir; Hicri takvim, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’yeHicret tarihi olan miladi 622 yılı ile başlar. Ama yukarıdaki kayıp günhesabının sonucunda görülür ki; her iki takvim birbirine yaklaşmaktadır,hesaplamalar sonucunda görürüz ki, 20.874 yılında Hicri ve Miladi takvimler birolacaktır ama buna daha çok zaman var…


[b]Şu an hangi yıldayız?[/b]
Miladi takvimin babası, Roma İmparatoru Jül Sezar’dır, bilinen Güneş Yılıhesabıyla takvim yapılmıştır. Modern astronomide bu değerin kökü dünyanınVernal Ekinoks’u yani İlkbahar’ın ilk günüdür. Sezar’ın sistemi, MS 325′deİznik Konseyi’nde kabul edilmiş ve günümüze kadar gelmiştir ama yanlıştır.Çünkü vernal ekinoks yani baharın ilk günü hem her yıl değişmekte, hem deEkvator’dan kutba doğru farklılık göstererek ayrı günlerde oluşur. Bu sistemegöre, her 400 yılda bir, üç yıl kaybedilir ve bu kayıp oranı katlanarak artar.Kısacası bu takvime göre, bugüne kadar 146.097 gün yani 97 artık yıl kaybıvardır; bu da 12 yıl demektir. Bir gariplik daha var; 1582′de Hıristiyandünyası ikiye ayrıldı; Protestanlık kurulmuştu, o zaman Paskalya törenleritemel alınarak yeni bir zaman ölçüsü ortaya çıkarıldı, bu kez 11 günlük birzaman farkı vardı. Sonuç tuhaftı; çünkü Katolikler George Washington’un doğumgününü 11 Ocak’ta kutlarken, Protestanlar 22 Ocak’ta kutluyorlardı ve bu olaysürdü gitti. Bu defa 1800′ler de Ortodokslar, iki sistemin ortasında birdüzenlemeye giriştiler, İlkbahar gününü 5 gün farklı kabul ederek GregorianTakvim’e yeni bir düzen getirdiler ve Ortodoks Rusya’da bu sistem kabul edildive tabii işler iyice karıştı. Artık yıllar tamamen değişiyor ve 40 yaşındakibiri üç yaşında gözüküyordu. Elbette ki tüm bu karmaşa adına takvim denenbasılı kağıtların üzerinde; tüm takvimler aynı içerikte ama zamanı gerçektenbelirleyen mevsimsel dönüşümler ve Güneş olduğuna göre gezegenin çeşitliyerlerinde farklı hesaplar yapılabilir. Özetle bir zaman paradoksu ile karşıkarşıyayız ama biz gerçekten kaç yaşındayız? Yani dünyanın her yerinde aynızaman ölçüsünü kullanmamız zor gibi görünüyor. Halen kullanılan JulienTakvimi’ne göre bir insan doğum gününü, her yıl 13 gün daha önce kutluyor veyaşını ancak göreceli olarak bilebiliyor. O zaman, 40 yaşındaki bir insan oyaşa kadar 520 gününü yitirmiş oluyor yani 40 yaşını kutluyor ama aslında 40yaşında olmuyor.


[b]Hz. İsa, ne zaman doğdu?[/b]
Matta İncili 2:1′i okuyoruz; “Hz İsa, Beytlehem’de Kral Herod dönemindedoğdu…” O tarihte geçerli olan, kayıtlarda Herod döneminde kullanıldığı görülenDionisos Takvimi’ne göre, İsa’nın doğduğu yıl 1. yıl değil aslında 4. yıldır;bu kez de şu andaki takvime göre 4 yıl önde olduğumuz ortaya çıkar yani şu anda2000 yılındayız. Yani 4 yıl daha yaşlıyız. Yine Matta İncili, doğanpeygamberden korkarak, iki yaşındaki tüm çocukların öldürülmesini emreder veardından ölür, yani Hz. İsa Herod öldüğünde, İncil’e göre iki yaşındadır, işleriyice karışıyor. İncil’deki zamanlamaları toparlarsak, artı eksi sonuçta 17yıllık bir zaman kaybı karşımıza çıkar ve bir kez daha farklı bir zamandaoluruz; demek ki, şu anda 1979 yılındayız. Peki öyleyse, gerçek nerede? Zamaniçinde zamansızlığı mı yaşıyoruz? İnsanlık dinsel inançlara göre zamanıölçtüyseler, aynı yılda doğmuş çeşitli inançlardaki insanlar, Budist, Hindu,Protestan veya Müslüman ayrı yaşlarda mı oluyorlar? Zira, Uzak Doğu’da karmaşaiyice büyüyor. Güneş’in ve dünyanın karşılıklı konumları bir başka fenomen;dünyanın Güneş’in çevresinde ne zaman dönmeye başladığını bilmiyoruz, kendikendimize ölçüler kolmuş, tarihler, yıllar belirleyip duruyoruz. Kim bilir, 500yıl sonra nasıl bir takvim kullanacağız?


[b]Kalp atışları, zamanı belirliyor…[/b]
Bilinen resmi kaynaklara göre, en uzun yaşamış insanlardan birisi 115yaşında ölen bir İngiliz kadındır, bu yaşa bilim tarafından üst tavan kabuledilir yani insanın yaşayabileceği en uzun süre 115 yıl civarıdır. Diğer canlıtürlerine geçelim; ağaçlar hariç tabii çünkü onlar çok yavaş yaşıyorlar ve hareketsizleryani aktif bir yaşama sahip değiller. Balıklar için yapılan araştırmalarsürüyor; bilim gerçek anlamda yaşlanarak ölen bir balık ömrünü henüz kesinsaptamış değil; bir bilimsel araştırmaya göre balıklar yaşlanmıyorlar; nitekim,birçok efsanede çok yaşlı balıklar vardır, bir Kelt yazmasında 200 yıldır aynıgölde yaşayan bir balıktan söz edilir. Deniz canlılarının en uzun ömürlücanlısı 200 yılın üzerinde yaşayan Galapagos kaplumbağalarıdır ve onlar da çokyavaş hareket eden hayvanlardır. Papağan veya kuğular gibi… Bu araştırmaya görezeka, yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Fil fareden daha uzun yaşar ama tüm bunlararağmen insanın avantajı yine zekasıdır çünkü yüz yaşına gelmiş bir insan, diğertüm uzun ömürlü canlıların ölümlerine tanık olur zira zekasıyla yaşamayı bilenve doğanın sayısız ölüm nedeninden olabildiğince kurtulmayı beceren tek canlıtürüdür. Ama yine de, İnsanoğlu’nun yaşamı yüz yılı aşamaz, bunun bir nedeni deduygusallığıdır… 


Fiziksel boyut, metabolizmayı etkiler bunun göstergesi kalp atışlardır;ortalamalara bakarsak, farenin kalbi dakikada 590 defa çarpar, köpeğinki 95defa, insanınki 72 defa, filin kalbi ise dakikada 30 defa çarpar. İşte, ömrünzaman ölçüsü buna bağımlıdır yani fizik zaman ve yaşam düzenimiz, kalp ritmiile ilişkilidir ve sır burada saklıdır; Aslında insan yüz yaş civarında öldüğüzaman, kalbi çarpan diğer tüm canlılardan çok daha uzun yaşamıştır yani kalbien çok sayıda artmıştır çünkü diğer çok uzun ömürlü canlılar, bir nedenle hattaçoğu zaman insanın elinde çoktan ölmüşlerdir. Acaba kalp çarpma sayısı bizeyaşam ve zaman ölçüsü belirlenmesi yolunda ışık tutabilir mi? Doğum zamanımızıgerçek olarak bilemiyoruz; Çünkü gezegenimizin zaman düzenini çözebilmişdeğiliz; hatta bu sırrı çözsek dahi sanki uyum sağlayamayacağız. Önümüzde çokuzak ufuklarda, sisler içinde olsa dahi, evrensel bir formül gözüküyor sanki;madde kütle artıp, zeka azaldıkça yaşam süresi uzuyor ama madde küçülüp, zekaarttıkça yaşam süresi azalıyor, peki acaba maddeyi iyice küçültüp, zekayı çokilerletirsek? Ama bu henüz ham hayal… Ama madde ötesinin ve sonsuz yaşamınsırrı galiba bu yönde; sadece bir varsayım olarak tabii…


[b]R Kompleksi’nin sırrı…[/b]
Gerçekte, zamanı kalp atış sayısı belirliyor; bu sayıyı belirleyen yer isebeyin kökü ve onu örten R Kompleksi; kalp atış sayısı ve solunum düzeni buradanyönetiliyor; töresel duygularımız, saldırı iç güdümüz, toprağa bağımlılığımızve sosyal hiyerarşi anlayışımız buradan doğuyor; bu sistem milyonlarca yıllıkbir gelişim sonucunda bu hale gelmiş ve hala gelişmekti. Evrensel programcıprogramı böyle yazmış gibi… R Kompleksi, kalbimizin kaç kez çarpacağınıbelirliyor, ortama göre ayarlıyor hatta biliyor ve alınyazısı anlayışı daburadan kaynaklanmakta. Gerçek zamanını ve yaşını bilemeyen bizler, ölümle heran yüz yüzeyiz; dinsel ve felsefik dogmalar sonucunda varlığımızın nedenlerinidışımızda arıyoruz ama sır kendimizde saklanıyor; gece olduğunda çevresinegöremeyen ve korkan ilk insan, bir kovuğa saklanarak uyumayı seçti ve evrim buseçimi işleyerek metabolizmamızı belli bir süre için uykuya mahkum etti. Terside olabilirdi veya gecenin olmadığı bir gezegende yaşayabilirdik, kim bilirnasıl bir canlı türü olurduk? Uyku zamanı acaba kalp ritminin değişiminedeniyle nasıl değerlendirilmeli? Çünkü uyurken yaşamımız yavaşlıyor, odinginliği uyanıkken yakalayabilsek nasıl olurdu? 


Meditasyon, yoga gibiyöntemler bize bunu bir oranda sağlayabiliyorlar ama zararlı etkilerden vealışkanlıklardan korunmak şartıyla. Buna karşın, çok üstün zekalı insanlarınçok az uyuyarak, ömürlerini bitirdiklerini görüyoruz, içlerinde çok kısa veyaçok uzun yaşayanları var ama süre ne kadar olursa olsun, onlar yaşamlarınabirkaç bin hatta bazen milyon insanın yapamayacaklarını sığdırabiliyorlar.yukarıdaki araştırmaya göre beynin yeterli bilinç düzeyinde olması, RKompleksi’ni etkileyip yeni süreçler yaratıyor. Eğer böyleyse, doğasal kirlenmede dahil olarak, yaşamsal kirlenmeden uzaklaştıkça yaşam süremiz değişebilir.Neye göre mi? Takvime göre değil tabii ki, çünkü değişen beynimizdeki yaşamsüresidir ve zamanın gerçek ölçüsü beynimizdedir. Gerçek yaşımızı aslabilemeyeceğiz, bu süreç R Kompleksinde yazıyor ama biz onu okumayı henüzbilmiyoruz, aksine ölümü çabuklaştırmanın yollarını daha iyi öğreniyor ve hergeçen an ölüme daha çok koşuyoruz aynen kelebeğin ışığa koşması gibi…


İçimizdeki ve bir parçası olduğumuz dışımızdaki kozmik zamana göre, belkibin, belki de bir yaşındayız; bunun önemi pek yok; varsın takvimler olsun;aslında takvimler dünyasal ihtirasların göstergesi olarak çok işe yarıyorlar;varsın öyle kalsınlar. Bilim fiziksel yıpranmayı yavaşlatmaya uğraşırken, biryandan da daha çok ve daha hızlı öldürmenin yollarını da arıyor. Bu çelişkiarenasında, yaşımızın fazla önemi yok sanki, en iyisi takvim kaosundanuzaklaşarak, arzuladığımız yaşı maskara olmadan hissedip yaşayabilmek. Sonuçtazamanı biz belirliyoruz; ölerek ve öldürerek…
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Konusunun Linki Direkt Link
Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Konusunun HTML Kodu HTML Link
Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Konusu BBCode Linki BBCode Link
Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. indir, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Videosu, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. online izle, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Bedava indir, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Yükle, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Hakkında, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. nedir, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. Free indir, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. oyunu, Kaç Yaşında Olduğunuzu Sanıyorsunuz?.. download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap