default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 24.10.2017, 05:25


Işıktan Hızlı Parçacıklar

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 640 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 18.01.2013, Saat: 14:51
Avrupa’da 18. yüzyılda gelişen “Aydınlanma” dönemi aslında bir tepki felsefesidir. Zira, orta çağ adı verilen karanlık dönemde insanlar din adına korkunç işkenceler görmüşlerdir. Hatta meydanlarda, herkesin gözü önünde, ateşte yakılmışlardır. Bu türden, tamamen akıl ve mantıktan yoksun, vahşi davranışlara karşı bir tepki olarak aklın ve mantığın esas ölçüt olması gerektiği görüşünü savunmuştur, düşünürler.


Bu noktaya kadar tamam. Fakat akıl ve mantığı her türlü bilginin şekillendiricisiolarak kabul etmek, bir felsefe değil bir ideoloji olmaktadır. Zira ideoloji,kısıtlayıcı, inanç içeren, tek yönlü bir bakış açısıdır. 18. yüzyıla kadar dinideolojisi her türlü dünyevi ve uhrevi yaklaşımın tek ölçütü olduğu gibi, 18.yüzyıldan itibaren akıl ve mantığın süzgeci tek ölçüt sayılmaya başlanmıştır.Sezgiler ve içe bakış red edilmiş, onların bilimde yer alamıyacaklarısavunulmuş ve dış gözlemle deney esas tutulmuştur.


Günümüzde bu dışa dönük ve tümüyle nesnel bakış açısı sorgulanmaktadır. Hernekadar nesnel (objektif) bakış açısı tarafsız olduğunu savunsa dahi, gene dedış dünyanın bir yorumu olmaktan öteye gidememektedir. Dış dünyadan duyuorganlarımıza ulaşan birtakım verileri biz yorumlayarak anlayabiliyoruz. Hiçbirzaman dış dünyanın aslını, esas dokusunu bilemiyoruz. Pozitif bilimler, ölçümüesas olarak kabul ederler. Her olayı ve nesneyi ölçmek isterler. Zira pozitifbilimlerin dili matematiktir ve matematiğin abecesi de sayılardır. Matematikselbir ifade sayısal bir ifade demektir. Sayı ise ölçüm gerektirir.


Ancak, doğada her türlü yapı ve oluşum ölçülemez. Uzayın sonsuz büyükboyutları ve elementer parçacıkların sonsuz küçük boyutları söz konusuolduğunda ölçüm yapmakta temel zorluklarla karşılaşıyoruz. Bu zorluklar dahahassas ve güçlü aletler geliştirerek giderilebilecek türden zorluklar değildir.Yani ölçüm tekniğinin bir limiti bulunmaktadır ki, bu limit hem pratik hem dekuramsal olarak aşılamaz.


Ayrıca, kendi içimize dönüp baktığımızda sevgi, aşk, kin, nefret vs..gibihislerin var olduklarını kabul ediyoruz ama bunları sayıya döküp ölçemiyoruz.Bu bakımdan günümüzün bilimi özneyi dışlar. Özneden gelen bilgileri yok sayar.Sadece nesnel bilgilere değer verir. Yani günümüzün bilimi katılımcı değil,gözlemci bir bilimdir.
Günümüzün postmodern felsefesi bu yaklaşımı sorgulamaktadır. Zira gözlem yaparak gerçeği bulmak mümkün değildir. 20. yüzyılda gelişen “kuantum kuramı”gözleyen ve gözlenenin bir bütün oluşturduklarını ve bunların birbirlerini etkilediklerini iddia etmiştir. 1982 yılında ise deney yoluyla bu iddianın doğru olduğu kanıtlanmıştır. Yani, biz gözlem yaparak dış dünyayı olduğu gibideğil, kendi görüş ve inancımızı da katarak algılıyoruz. Alet kullanarak ölçümdahi yapsak gene de aletin verdiği sayıları yorumlamak gerekiyor. İşte bu noktada kendi görüş ve inançlarımız devreye giriyor. Genelde deney ve gözlemler bir kuramı doğrulamak veya red etmek için yapılır. Yani temelde bir görüş söz konusudur. Eğer gözlem ve deneyler bu görüş ile açıklanamazsa yeni bir görüş getirilir. Ama yeni görüş de sadece bizim zihnen yaratmış olduğumuz bir modelden öteye gitmez. Doğanın aslına yine ulaşamayız.


Doğayı anlama uğraşımız daima bir ikilem içermektedir. Herhangi bir nesnenin varlığından söz edebilmek için o nesneyi çevresinden yalıtmak ve belirtmek durumundayız. Nesnenin kendisi ile içinde bulunduğu arka zemin ikilemi(ayırımı) olmadan ne bilim yapılabiliyoruz ne de kavram üretilebiliyoruz. Budüalistik (ikilemci) yaklaşımımız sonucunda evrende her varlığın bir karşıtını ve her etkinin bir tepkisini bulmaktayız. Maddenin karşıtı olan anti-maddedenve çekici kuvvetlerin karşıtı olan itici kuvvetlerden söz ediyoruz. Ancak,bizlere farklı gibi görünen bu olgular, bir madalyanın iki yüzü gibi, tek bir gerçeğin iki farklı tezahürü (yansıması) olarak algılanmalıdır. Zira, doğanın aslında ikilik değil teklik vardır. Fakat varlıklar aleminde ikilikten de kaçış yoktur. İkilik olarak algıladığımız her olgunun altında gizli duran bir temel simetri yatmaktadır. Evrende her varlık, en küçükten en büyüğe, bu temel simetriyi yansıtır.


Işık konusunda, örneğin, ‘ışık hızı’ aşılması mümkün olmayan bir limit hız olarak kabul edilir ve tüm evrenin sadece ışıktan yavaş hareket eden parçacıklardan ibaret olduğu var sayılır. Oysa ki görelilik (rölativite) kuramına göre ışık hızından daha yüksek hızlarda hareket edebilen parçacıklar varolabilmektedirler. Takiyon adı verilen bu parçacıklar zamanda geriye doğrugitmekte ve sanal kütleli olmaktadırlar. Işıktan hızlı ve sanal kütleli parçacıkları hiçbir aletle gözleyemeyiz. Sanal (imajiner ‘kök içinde eksi birsayı’) kütleli bir parçacığı gözlemek mümkün değildir, çünkü sanal kütle ölçülemez. Bir diğer zorluk da Takiyonların gelecekten geçmişe hareketetmelerinden dolayı bizim ölçüm aletlerimizle girişime girmelerinin olanaksız oluşudur. Biz, neden sonuç içinde geçmişten geleceğe gelişen olayları ölçeriz.Tersini ölçemeyiz, zira evrenimizde nedensel olaylar hep geçmişten geleceğedoğru gelişirler.


Bu nedenselliğin bir diğer yansıması da Termodinamiğin ikinci prensibindebelirir. Bu prensibe göre kendi haline bırakılan kapalı bir sistem içindeki parçacıklar hep düzenli bir dağılımdan en düzensiz dağılıma doğru hareketederler. Bir kapalı kap içindeki hava molekülleri her tarafa eşit miktarda yayılırlar. Bir köşeye toplanıp diğer hacmi boş bıraktıkları görülmez. Yani doğada hep düzenden düzensizliğe doğru bir değişim vardır. Bunun nedeni ise evrenimizin ışıktan yavaş hareket eden maddesel parçacıklardan oluşmuşolmasıdır. Bu nedenle de zaman geçmişten geleceğe doğru ilerler, gibi görünürbizlere.


Peki ama Takiyonlar nasıl davranırlar? Işıktan hızlı hareket ettiklerinegöre onların termodinamiği bizimkinin tam tersi olacaktır. Düzensizlikten düzene doğru hareket edeceklerdir. Işıktan hızlı hareket ettiklerinden onların en yavaş hızı da ışık hızı olacaktır. Takiyonlar düzen sağlayıcı parçacıklardır ama bizim evrenimizle etkileşmeleri mümkün müdür? Evet, bunu da Kuantum kuramının belirsizlik prensibi sağlar. Nasıl ki radyoaktif bir çekirdek anidenbir gama ışını salarsa ve bu ışın ne zaman salınacağı bilinemezse, aynı şekilde hudut bölgede (ışık hızı bölgesinde) Takiyonlar bizim evrenimize geçip etkileşirler. Bu olaya ‘Tünel Olayı’ da denir. Bir tünelden geçer gibi bir başka alemden (evrenden) bizim evrenimize geçerler ve anlık bir etkileşme ile tekrar kendi evrenlerine dönerler. Bu öylesine kısa bir süredir ki “on üzeri eksi kırk saniye” gibi bir süre içinde etkileşme sona erer. Ama olay sürekli bir tekrar içindedir. Bu kısa süreyi ölçecek hiçbir alet henüz yoktur, olacağıda şüphelidir. Zira belirsizlik prensibi dolayısıyla ölçülen hakkında kesin birbilgi de edinmek olanaksızdır. Şimdi Takiyonların etkisini görelim.


Sanal kütleli Takiyon evreni bizim evrenle çok kısa süreler içindeetkileşmektedir. Her etkileşme bir ufak değişim, bir yeni denge durumudemektir. Gündelik hayatımızdan bir benzetme yaparak anlamak istersekalternatif şehir ceryanına benzetebiliriz. Şehir ceryanı sürekli olarak artıpazalır. Yani, sürekli olarak çok kısa aralıklarla bir var olur bir yok olur.İşte Takiyonlar bu tür bir etki ile evrenimize düzeni getirmektedirler. Işıktanyavaş hareket eden parçacıklar Entropiyi (düzensizliği) arttırırken, gelecektengeçmişe hareket eden Takiyonlar Entropiyi azaltarak düzeni sağlarlar. Sonuçtabizim evrenimizde gördüğümüz her türlü doğa yasasının nedeni Takiyonlarıngetirdiği etkidir.


Olaya Takiyonların yarattığı iki zıt kuvvet olarak da bakabiliriz. Takiyonların her var oluşu bir itme kuvveti ve her yok oluşu bir çekme kuvveti yaratıyor da diyebiliriz. Bu durumda sürekli olarak itme ve çekme kuvvetlerinin denge durumu söz konusudur. Bu iki kuvvet birbirlerine eşit veya çok yakın iseler nesne varlığını sürdürür veya çok yavaş bir değişim içinde olur. Eğer bunlardan bir tanesi diğerine göre hayli üstün ve güçlü ise cisim ya büyür ve genişler veya küçülür ve daralır. Evrende her var olan bu tür bir değişim içinde değil midir? Yıldızlar ve galaksiler dahi doğuyorlar ve belli (bize göre oldukça uzun) bir süre sonra da yok oluyorlar.


Yeni Çağ bilimi Takiyonların da varlığını kabul etmek durumundadır. Ziraevrende her varlığın bir simetrik karşıtı olması gerekmektedir. Ancak busimetrik karşıta bir hasım olarak değil, aynen Yin ve Yang gibi, bütünselteklikten doğan tamamlayıcı bir eş olarak bakmak gerektiği kanısındayım.


[b]Doç. Dr. Haluk Berkmen[/b]
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Işıktan Hızlı Parçacıklar Konusunun Linki Direkt Link
Işıktan Hızlı Parçacıklar Konusunun HTML Kodu HTML Link
Işıktan Hızlı Parçacıklar Konusu BBCode Linki BBCode Link
Işıktan Hızlı Parçacıklar Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Big Grin Işıktan Hızlı Bir Uzay Gemisi Kara Delik Oluşturabilir ulas 0 833 18.01.2013, Saat: 19:57
Son Yorum: ulas

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Işıktan Hızlı Parçacıklar indir, Işıktan Hızlı Parçacıklar Videosu, Işıktan Hızlı Parçacıklar online izle, Işıktan Hızlı Parçacıklar Bedava indir, Işıktan Hızlı Parçacıklar Yükle, Işıktan Hızlı Parçacıklar Hakkında, Işıktan Hızlı Parçacıklar nedir, Işıktan Hızlı Parçacıklar Free indir, Işıktan Hızlı Parçacıklar oyunu, Işıktan Hızlı Parçacıklar download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap