default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 11.12.2017, 05:05


Hz.Nuh ve Nuh Oğulları

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1081 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 18.01.2013, Saat: 15:11
Genelde, insan tarihinin 10,000 sene önce biten son buzul çağıngerilemesiyle başladığı inanılır, tabii burada taş devrinden başlayanyükselişten söz ediyoruz. Atlantis’in olması gerektiği çağda dünyanın büyükkısmı buzlarla örtülü olmalıydı. Bu buzlar hemen hemen Kanada’nın ve KuzeyAvrupa’nın çoğunu kapladığı gibi Güney Amerika’nın bazı kısımlarını örtüyordu.Demek oluyor ki, dünyanın etrafında ince bir kuşak uygarlığı barındıracakdurumdaydı. Aslında dünyanın şimdiki durumu bundan iyi olmakla beraber yine de,onun yuvarlak oluşu ideal iklim açısından güneşi bazı yerleri fazla, bazıyerleri az ısıtmaya ve aydınlatmaya yol açıyor. Ancak, buzul çağı ile ilgilibilmediğimiz birçok şey vardır. Buzul çağların neden olduklarını bilim adamlarısaptayamamıştır. Bir takım hipotezler ortaya atılmıştır. Güneşte periyodikolarak ısı gücün azaldığı veya güneş sistemi zaman zaman soğuk alanlara girdiğiortaya atılmıştır. Ayrıca son buzul çağında tropik iklimlerin bitki ve hayvançeşitlerinin bulunması iklim kuşaklarının yer değiştirdiği tezinigüçlendiriyor.


Bilindiği gibi İbranilerin kutsal kitapları arkeoloji ve tarih açısındangenelde oldukça güvenilir kaynaklar oldukları saptanmıştır. Ancak kronolojikkayıtlar daha eski çağlara indikçe güvenilirliği de aynı oranda azalmaktadır.Dünyanın Tevrat’ta belirtildiği gibi 6000 yıl önce yaratılmadığı ve en az dörtbuçuk milyar yıllık ömrü olduğu artık herkes tarafından biliniyor. Oysa, 1654yılında, Ussher adında bir İrlandalı Başpiskopos, Tevrat’taki verileredayanarak yaratılışın M.Ö. 4004 yılında, 26 Ekim sabahı, saat dokuzdabaşladığını iddia etmişti. Bazı metin ve hadislere dayanarak, dünyanınyaratılış süresi olan 6 günü, her günü 1,000 veya 50,000 yıl ile çarpsak yinedealınan netice tatminkar değildir. O halde, eski İbrani metinlerinin Kuran’dabelirtildiği gibi tahrifata uğradığı kanısına varmak mümkündür. Oysa, mecaziaçıdan, Kuran’da da belirtildiği gibi, Yaratılışın sürdüğü 6 günün, aslındafarklı anlama geldiği, ilerdeki bölümlerde ele alınacaktır. “Gün” denildiğizaman belirli bir devreyi (bir siklüsü) tamamlayan bir süre düşünüldüğü ortayaçıkıyor. Kutsal kitaplarda (Kuran, İncil ve Bhagavad Gita) bu bazen 1000 yılolarak ifade edilmektedir (“Tanrının nezrinde bir gün bin yıl gibidir”), 6 güniçin daha farklı yaklaşımlar da söz konusu. Bu konuyu kapsamlı olarak“Siklüsler” adlı bölümde ele alınacağız.


Aynı şekilde, Atlantoloji açısındanda, Nuh tufanı M.Ö. 2500 veya 3000değilde, M.Ö. 10.000 civarında olması mümkündür. Bu tarihlerde, büyükolasılıkla, önce açıkladığımız gibi dev bir asteroid’in yeryüzü ile çarpışması,ya dünyanın yörüngesini güneşe daha yakın getirmişti, veya ekseninideğiştirerek yine buzul alanları yaratıp eski buzul alanın erimesine yolaçmıştır. Böylece, kutuplarda yer değişme iklim değişliklere de yol açmasıgerekir. Kutuplarda buzların altında bulunan ormanları, aksi taktirde nasılaçıklarız. İlginçtir ki, gerek Enok’un kitabında gerek Herodotus’ un Mısırrahiplerinden duyduklarında ve nice eski kayıtta böyle bir eksen değişikliğiolduğu açıklanıyor. Mısırlı rahiplerin Herodotus’a anlattıklarına göre Güneşbir zaman batıdan doğuyormuş ve doğuda batıyormuş ve dünya birkaç kez eksendeğiştirmiş.


Çarpışma yerinin büyük olasılıkla Atlas Okyanusunda, belki de Meksika körfezindeolması okyanusdaki kara parçaları volkanik patlamalar eşliğinde denizin dibinesürükledi. Amerika kıtasında incelemeler oranın belirsiz bir geçmişte, büyükbir meteor yağmuruna tutulduğun göstermiştir. Aynı şekilde Büyük Okyanusta birzamanlar böyle bir meteor yağmuruna maruz kalmıştır. Gökten gelen felaketinsonucunda Atlantis kıtası batmıştı, bazı dağ tepeleri de okyanus ortasındaadalar olarak kalmıştır. Bir taraftan kara parçaları çökerken, başka karaparçaları yükselmeye başlamıştı, bunların arasında And dağları, Cordillerasdağları, Himalayalar, Pamir dağları ve Kafkas dağlarını sayabiliriz. Hayvansürüleri, doğa örtüleri ve insanlar toplu olarak öldüler. İnsanların uygarlıkanıtları yeryüzünden silindi.


O halde, insan tarihin dünya geçmişi açısından bu kadar kısa bir süre öncebaşlamasına şaşmamak gerekir. İnsanlar her şeyi yeniden başlamaları gerekirdi.Bu öykünün doğru olmadığını savunanlar, Platon’un belirttiği tarihten çok sonrayazı ve uygarlığın geliştiğini belirtiyorlar. Ancak mevcut arkeolojik bulgularadayanarak M.Ö. 8-9 bin yıl önce Konya yakınlarında Çatalhöyük’te gelişmişşehircilik olduğunu gösteriyor (1). Yazının nispeten yakın tarihte gelişmesi,onun bir felaket öncesi uygarlıkta bulunmaması anlamına gelmez. Yaşlı Mısırlırahip bilginin yazının unutulması konusunda verdiği açıklamalar bu konudayeterlidir. Arkeolojik buluntular, uygarlık gereçlerini, bilim ve sanatlarıgittikçe daha geri bir tarihe atıyor.


Binlerce yıl önceki bu felaketten bir kaç insanın kurtuluşu, tarih boyuncaunutulmayan bir öykünün konusu olmuştur. Daha önce belirttiğimiz gibi, bu öyküdünyanın her tarafında korunmaktaydı. Şüphesiz, bunun sonucu olarak diğerfelaketlerde olduğu gibi, bir çok hayvanların nesli tükenmişti. Bilimsel birvarsayıma göre, bu devirde (11 bin sene önce) 40 milyon hayvan aniden öldü.


Nuh peygamberinin bu devirde yaşadığını varsayımına dayanarak onunu bufelakette hazırlıklı olduğu belirtiliyor. Gemisinde ailesi ile birlikte hayvanneslinin seçkin çeşitlerini de almış. Büyük olasılıkla, o devirde bol çeşitleriolan vahşi ve dev cüsseli hayvanlar yerine evcil hayvanların felakettenkurtulmaları, ve gelecekte insan yararına nesillerini devam etmeleriöngörülmüştü. Ayrıca, Kutsal metinlerde açıkca belirtilmediği halde, tarımaelverişli bitkilerin ve meyve ağaçların filizleri de taşındığını kabuledebiliriz. bu konuda bazı belirtiler vardır.


Ancak, dünyanın her tarafında yaygın olan tufan mitoslara dayanarak, öylesanıyoruz ki, dünyanın çeşitli yerlerinde başka kurtulanlar da vardı. Onlar,“ikinci Adem” olarak değerlendirilen Nuh’tan farklı olarak hazırlıklıdeğillerdi. Kurtulmaları genelde şans eseriydi. Bu kurtulanlar arasında Adsoyundan olanlar da vardı, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan “Adem öncesi” vetanrı soyundan aşılanmamış, aborijin ırklar da vardı. Bu yüzden Nuhoğulları veAd’lar ırklarının “saflığını” korumak için türlü yöntemler aldılar, ve tarihboyunca görülen ve çeşitli kutsal kitapta yazılan (aborijin) yerlilerle ilişkiyasağı sürdürüldü. Ancak, bu uygulanma doğal olarak pek başarılı değildi.


1947 yıllında, Ölü Denize yakın Kumran mağrasında bulunan rulo yazıtlar,İbrani kutsal edebiyatın en eski örneklerini oluşturuyor. Bulunan bir yazıtagöre Hz. Nuh farklı bir fiziğe sahipti. Öyle ki, babası Lamek onun kendi oğluolduğunu karısı Bartenoş’un yemin ve ısrarlarına rağmen inanmamıştı. Hz. Nuh’un“Bakıcılar, Kutsal Olanlar veya devler” in soyundan gelmediğini ancak“meleklerden her şeyi öğrenen” büyükbabası Enok (Hz. İdris)’a danıştıktan sonrainanmıştı (2).


Kumran’da bulunan bu yazıtların Haz. İsa’dan yüz sene önce yazıldığı dikkatealınırsa onların değeri anlaşılır. Her ne kadar Enok’un kitabı San Augustintarafından belirtiildği gibi kadimliğinden dolayı tahrifata uğramışsa da,Kumran yazıtları ile ilginç benzerlikleri vardır. Orada Haz. Nuh ile ilgilişunları yazılıyor: “Bir süre sonra, oğlum Mathusala, oğlu Lamek için bir eşaldı. O ondan hamile oldu ve bir çoçuk doğurdu. O çocuğun etti kar gibi beyazve gül gibi kırmızıydı, saçları yün gibi beyaz ve uzun, gözleri güzeldi.Gözlerini açtığı zaman evi güneş gibi aydınlat ı… Ve babası Lamek ondan korktuve koşarak Mathusala’ya gitti ve şöyle konuştu, Ben başka çocuklara benzemeyenbir oğul doğurdum. O insan değil gibi, fakat gökyüzü meleklerinin çocuklarınabenziyor. O bizden farklı bir yapıda ve hiç bir şekilde bize benzemiyor … Veşimdi, babam sana gerçeği öğrenmek için atamız Enok’a gitmeni yalvarırım, çünküonun yurdu meleklerledir” (Enok’un kitabı 105/1-6). O halde, eski kayıtlartufanla silinen eski dünyadan, Nuh ve soyu yeni bir insan prototipi olarakkurtulduğunu belirtiyor. Bu soyun eski Kızılderili ademoğulları ve melez devırk yerine beyaz ırk olduğu görülmektedir.


Daha önce belirtimiz gibi, Blavatsky’e göre Atlantisliler dördüncü kök ırkamensuptu, üçüncü kök ırk’ta Lemuryalılar’dı (Mulular), her bir ırk birfelaketle yok olduğu gibi, kurtulanlar, bir sonraki ırkın atalarını oluşturupyeni bir ırk oluşturmuşlar. Bizim de beşinci kök ırktan olduğumuz söylenir vealtıncı kök ırk oluşmaktadır.
Tevrat’ta göre, Nuh’un gemisi Ararat dağında demirlendi. Her ne kadar bubize olasılık dışı gibi gelse, jeolojik kanıtlar o bölgenin bir zaman sualtında olduğunu gösteriyor. Civarda bol miktarda deniz fosilleri ve tuzkristalleri vardır. Van göllünün tuzlu olduğu ve deniz balıkları bulunduğubilinir. Bunun dışında Ararat’ın tepesinde doğru veya yanlış gemi kalıntılarıbulunduğu söylenir. Zaman zaman, bu parçalar incelenmek üzere indirilmişti (3).Bu konuda ilginç iddialar var, çeşitli belgeler ve fotoğrafları içeren kitaplaryazıldı. Keşif heyetlerinin araştırmaları düzenlendi.


Bu iddiaların gerçek olup olmadığını bilmiyoruz, ancak kutsal kitaplardakiher öykünün arkasında bir gerçek payı vardır. Nuh’un üç oğlu Yafes, Ham veSam’dan bütün ırkların türediği inanılır. Yafes’ten “beyaz” ırk, Sam’denAraplar ve İbraniler dahil olmak üzere Sami ırkı, ve Ham’dan Kuzey Afrikalılartürediği yazılır. Tevrat’ta bu üç oğlun soylarını ayrıntılı olarak açıklıyor.Bu soy isimleri aslında bir çoğu Anadolu’da olmak üzere bir çok kavim vehalkların isimlerinden başka bir şey değildir.


Bu konuda birinci asırda yazılan Flavius Josephus’un İbraniler tarihiayrıntılı bilgi veriyor (4). Josephus bu konuda şöyle yazıyor, “Nuh’un oğullarıüçtü, tufandan yüz sene önce doğan Sam, Yafes ve Ham, [Tufan'dan sonra]dağlardan vadilere ilk inip ev kuranlardandı. Tufanı anımsayarak alçakarazilere inmekten büyük korku duyanları da ikna ederek önderlik yaptılar(1-4-1)”. Onlar biliyorlardı ki yaşlı Mısırlı rahibin belirttiği gibi bir tufanolduğu zaman, dağlarda yaşayanlar kurtulur ve vadi ve ovalarda yaşayanlarsilinirdi. İlginçtir ki, Orta-Amerika kızılderilileri, gelen ilk beyazadamlara, piramitlerin tufandan korunmak, yükseklere tırmanmak maksadıylayapıldığını söylemişlerdi.


Josephus’un tarihi, Tekvin’deki verilere dayanarak Nuhoğulları için şöyleyazıyor: “Nuh’un torunları anısına kurdukları devletlere kendi isimleriniverilmiştir. Yafes’in yedi oğullu vardı, onlar ilk başlarda Toros ve Amanus(Klikya) dağlarında yerleştiler, sonra Asya’ya doğru Tanais nehrine kadar, vebir kolu Avrupa’da Kadiz [İspanyada Cebelültarık'ın ağızında ve Atlas Okyanuskıyısında bir şehir]‘a kadar yol aldı ve daha önce başkaları bulunmayanülkelerde yerleşerek, kendi adlarını verdiler. Yafes’in oğlu Gomer Grekler’inGalata [Ankara çevresinde bir Kelt Devleti, ayrıca Fransa'da aynı halk Gal'ler]dedikleri fakat o zamanlar onlar Gomerliler olarak bilinirdi. Magog,Magogitleri kurdu, onlara Grekler İskitler derlerdi. Yavan ve Madai’a gelince,Madai’dan Madianlar geldi. Onlara’da Grekler Medes [İranlı bir kavim] derlerdi.Oysa, Yavan’dan İyonyalılar ve bütün Yunanlılar gelmiştir. Thobel, Thobelitlerikurdu, onlardan da bütün İberler gelir. 


Mosocheniler Mosoch tarafından kurulduonlara şimdi Kapadokyalılar (Göreme, Nevşehir) denilir. Halen onlarda eskiadlarını gösteren Mazaca (Kayseri) şehri vardır. Anlayana bu gösterir ki, bütündevlet bir zaman o ismi taşırdı. Thiras aynı zamanda hükmettiği halklaraThiraslılar derdi, ancak Grekler onların adlarını Trakyalılar olarakdeğiştirdiler. Yafes’in soyundan ilk yerlileri olan devletleri adedi çoktur.Gomer’in üç oğlundan Aschanax, Aschanakslılar gelmişdir, artık onlara Greklertarafından Rhegin [Güney İtlaya'da]‘ler denilir. Aynı şekilde Riphath’daRiphalılar Paphlagonlar [Anadolu'da Karadeniz kıyısında yaşayan bir topluluk]ismi türedi. Grekler’in Frigler (Batı Anadolu’da bir devlet) dedikleriThrugramma’dan türeyen Thrugrammalılar’dı. Yavan’ın üç oğullundan Elissa,Eliselilere adını verdi, onlara şimdi Aioller (Batı Anadulu’da) denir.Tharslar’dan Tarsus ismi alındı, ki bu Klikya’nın eski adıydı. Bunun belirtisişöyledir, onların en kayde değer şehirlerin ismi Tarsus’dur bu adda thetayerine Tau harfini değiştirmek suretiyle elde edilmiştir. Cethimus, Cethimaadasını almıştır, ona şimdi Kıbrıs denilir. Bu nedenle İbraniler adalara vedeniz kıyılara Cethima derler. Kıbrıs’ta bir şehir eski adını belirtisikorumuştur, o da Grekler tarafından Citius denilir, fakat yerliler tarafındanCithim denilir…”


“Ham’ın çoçukları Suriye, Amanus ve Libanus dağlarına kadar yayıldılar…Chus’tan Habeşliler geldi. Halen’de günümüzde onlara kendileri ve başkalarıtarafından Kuşit’ler denilir. Mestre ismi halen Mısır’da oturanlaraMestre’liler olarak korunmuştur. Phut Libya’nın ilk yerlisiydi… Grek coğrafya’cılaroradaki nehrin ve yerin ismi Phut’tan değiştiğini kaydetmişlerdir. Şimdekiismini Mesraim’in oğullarından biri olan Lybyos’tan almıştır… Sabas, Sabilerikurmuştur…”
“Sam, Nuhu’un üçüncü oğullunun beş oğullu olmuştur. Onlar Fırat nehrindenHint Okyanusa kadar olan bölge’de yerleştiler. Elam Pers’lerin (İran) atasıolan Elamlıları kurdu. Ashur Nineve şehrinde oturdu ve halkına Assurilerdedi…Arphaxad, şimdi Keldani’ler denilen Arphaksadlılar’ı kurdu. Aram, şimdeSuriyeliler fakat önceden Aramiler denilen topluluğu kurdu. Laud, şimdiLidyalılar (Batı Anadolu’da) fakat önce’den Lauditler olarak bilinen devletikurdu. Aram’ın dört oğulundan Uz Teachonitis ve Şam’ı kurdu…Uz Ermenistan’ıkurdu… (1-6)”. Josephus bundan sonra Arphaxad’ın soy kütüğün inceleyerek Haz.İbrahim’e kadar getiriyor. Bilindiği gibi kutsal kitaplara göre, Haz.İbrahim’in bir oğullundan İbraniler, diğer oğulundan Araplar türemişti.


Kayıtlara göre, Atlantisliler Nuh yönetiminde bir dağa yerleştiler. Bu dağTekvin’e göre Ararat dağı, Kuran ve Suryani Tekvin’ine göre Cudi dağı ve diğertradisyonlarda farklı dağlardı. Unutmamak gerekir ki olay çok eskidir vekulaktan ağza geçerken ve yazıtlar kopyalanırken insanlar sürekli bildiği veonlara yakın olan yerlerin isimlerini yerleştirmeye yönelirlerdi. Atlantisfelaketinden diğer kurtulanlar dağlık bölgelerde yerleştiler. Kafkas dağları,Pireneler ve Atlas dağlar onların odaklandığı yerler olduğu kanısındayız.Burada yerleşmiş olan Kafkasyalılar, Basklar ve Berberler aynı soydan geldiğianlaşılıyor.


Ararat dağına yakın olan Kafkas dağları büyük göçlerin başladığı bir yerdir.“Beyaz” ırka Batıda kokazik (kafkasyalı) denilmesi oldukça anlamlıdır. ÖmerBüyükata’nın değerli çalışmaları (5) bu konuyu ayrıntılı bir şekildeaydınlatıyor. Ona göre Apas kelimesi ve Yafes (Japhet) ile aynıdır, hatta Baskve Pelask aynı kelimenin zamanla değişmeye uğramasından kaynaklanıyor. Toponymy(bölge ve yer isimleri)’e dayanarak Büyükata bu göç yerleri belirtiyor.Pelasklar, Akdenizin Grek öncesi yerlileri idi ve Yunan kültürünü büyük çaptaetkilemişlerdi. Dünyanın en kadim dillerinden birine sahip olan Basklar, Atlasdağlarında yaşayan Berberler ile akrabalıkları vardır. Cohane’e göre Berber,İber kelimesinden kaynaklanıyor(İber-İber). Aynı şekilde, Britanya (İnglitere)ve Breton (Batı Fransa) aynı kelime kökenindendir(Britler), ve çok eskiçağlarda megalit (büyük taş) inşatlar yapan gelişmiş bir İberik akımın kalıntılarıİnglitere, Batı Fransa, İrlanda gibi Atlas Okyanus sahili ülkelerde görmekmümkündür (6). Son bulgulara göre bunların sanıldığından daha eski olduklarıortaya çıkmıştır.


Sekiz senelik bir araştırma sonucu kitabını yazan Cohane, toponomi’edayanarak dünyayı saran bir kadim kültür kalıntısı konusunda ilginç neticelerevarmıştır. Birbirinden yakın neticelerine varan Büyükata ve Cohane’ninçalışmaları şaşılacak benzerlikler arz ediyor. Ancak, ne yazık ki Batıedebiyatı, Kafkasya konusunu ihmal etmektedir. Roma çağında Kafkasyaİmparatorluğa bağlı bir eyaletti, adıda aynı İspanya’nın antik adı gibi“İberia”dı. Kafkasyalıların eski adı Adigeler’di. Başka bir değişle, Ad’lardı.


Atlas Okyanusun sahilinde yerleşmiş olan Baskların dilleri Orta-Amerika’daMaya diline çok yakın bir benzerliği vardır. Bask efsanelerine göre atalarımağaralarda saklanarak felaketten kurtulmuşlar. Baskların eski bir adetiKızılderili uygarlıklarındaki gibi 20′lerle saymaktı. Bu adet halenFransızların 80 rakamı 4 adet 20 ile dille getirmeleri şeklinde kalmıştır.Baskların “jai alai” ismindeki top oyunları Mayaların “pok-a-tok” oyunlarınabenzer. Kan grupları da diğer Avrupalılardan farklıdır (rh negatif ve AB ve Ogrubu ağırlıklıdır).


Baskların M.Ö. 10,000 sene Avrupa’yı batıdan istila eden Kro-Magnonların birkalıntısı oldukları inanılır. Kro-Magnonların beyin kapasiteleri (1600cc)bugünkü insanlardan (1400cc) daha büyüktü. Bu günkü insanlardan daha iri veboyludular (182-195 cm.)(7). Bu insanların belki en son türleri Kanarya adalarında bir zamanlar yaşayanGuançlardı, soylarını İspanyollar tamamen tüketildi. Guançlarda ölülerinimumyalama gibi birçok kadim gelenekleri mevcuttu ve değik fiziksel özellikleresahip oldukları söylenir. Aynı şekilde Peru ve Paskalya adalarında yaşayan “Uru”lar yakın zamanda yerliler tarafından tamamen öldürüldü. Bu ada halklarıgünümüzün insanlarına göre iri ve boyludular.


Atlas Okyanusun Batı sahilleri şu anda Keltler adında sonradan gelmehalklarla çevrilidir. Bunlar İskoçyalılar, İrlandalılar, Galler, Cornwallılarve Bretonlardır. Konuştukları diller Kafkas dillerine benzerlik gösterir.Onların binlerce sene evvel Kafkasya’dan göç ettiklerine dair efsanelerivardır. Atlas Okyanusuna geldikleri zaman kendilerine benzeyen İberlerle hemenkaynaşmışlardı. Keltlerin izlerini Anadolu’da da bulmak mümkündür, bir zamanlarAnkara yakınlarında bir Galata devleti vardı (8). İskoçların çaldığı tulumun(bagpipes) ve Bretonlar’ın çaldığı biniou’a benzeri müzik aleti, Basklar’da veKaradeniz sahilinde Kafkas soyundan olan Laz’larda tulum halen çalınır.


Amerika kıtasından gelen tarım ürünler çoktur. Yüzlerce bitki arasında patates,domates, çilek, salatalık gibi ürünler beyaz adam gelmeden evvel Amerika’da,çoğu And dağlarında yetişiyordu. Soframıza kurduğumuz sebze ürünlerin yarısıAmerika’ların keşfine borçluyuz. Gerçekten Amerikan uygarlıkların sofralarıgelen İspanyollara nispeten daha zengin olduğu saptanmıştır. Bu ürünlerinbirçoğunun vahşi çeşitlerin bulunmaması onların çok kadim çağlardanyetiştirilip geliştirdiğini gösterir. Avustralya gibi Atlantis İmparatorluğunağından uzak olan ülkelerde tarımsal ürünlerin yoksunluğu Darwin’in dedikkatini çekmişti.


Donnelly’e göre bu ürünlerin kaynağı Atlantis’ti ve o, bu ürünleringelişmesi gerektiği on binlerce yıllık evrimin orada gerçekleştiği kanısında.Yeni dünyayı bir kenara bırakıp eski dünyada tarım ürünlerin yayıldığı başkabir bölgede de görüyoruz. Edmond de Molin’i aktaran Ömer Büyükata, “Gerçekten;meyve ağaçları, dünyanın bu mümtaz derecede çeşitli meyve türlerinerastlanılmaz … Sicilya’ dan daha mutlu olan Kolkhide (Batı Kafkasya) eski bolluğundanbugün hiçbir şey kaybetmemiştir … Burada en çok göze çarpan şey meyve ağaçlarıarazisi olmasıdır. Hatta Kandül ve başka bitki bilginlerine göre Kolkhide,meyve ağaçların anavatanıdır. Onların kanılarına göre elma, armut, erik, kiraz,dut, kiraz badem ağaçları, frenküzümü, bağ, turp ve birçok sebze çeşitleri hepburadan, bu vadilerden etrafa yayılmış bulunduğu gibi, bu ürünler en ilkel veen çok kendi kendine yetişir bir halde yalnız burada bulunurlar…”(9). Birvarsayıma göre tufandan kurtulan bir gemi, insanoğullunun evcilleştirdiğihayvanları ve tarım için elverişli bitki ve ağaç türlerini bu bölgeye yakın biryere taşıdı, bu gemiye Nuh’un gemisi denilirdi.


Türkçe’nin kızılderili dillerle benzerlikleri bilinir, bu konuda bazıaraştırmalar vardır. Atlantoloji ve Mu konusu işleyenler arasında ile ilgiliözellikle Haluk Cemil Tanju’nun “Orta-Asya Göçlerinde Turunçderililer” (10) veKazım Mirşan’ın anlaşılması zor “Akınış Mekaniği, Altı Yarıq Tiğin” (11)kitapları ilginçtir. Ayrıca Dr. Hamit Zübeyir Koşay birkaç yıl Basklar arasındabulunduktan sonra Türkçe ve Baskça arasında bir bağ kurmuştur (12). Diller kısasürelerde büyük değişikliklere uğradığı için binlerce sene evvelki durumu içinbir şey söylemek zor.


Norveç’li Thor Heyerdahl yaptığı araştırmalarında haklı bir ün kazanmıştır.“Kon-Tiki” (13), “Aku Aku” ve “Polenesya’ya Deniz Yolları” adlı eserlerindeanlatılan, Peru’dan Paskalya adalarına ilkel bir deniz salında yaptığıyolculukta, eskiden böyle bir yolculuğun olasılığını kanıtlamıştı. Onun gerek arkeolojik,dilbilimi ve mitolojik araştırmaları eski çağlarda beyaz adam anlamına gelen“Urukehu” adında bir halkın Peru uygarlığını yaratıklarını, ancak melezler veoranın yerlileri tarafından kovulduktan veya bilinmeyen bir sebepten dolayı göçettiklerinde, Paskalya adalarına yerleştiklerini belirtmişti. Urukehularsonradan Paskalya ve Hawaii adalarında aynı akibete uğradıktan sonra nesli yokolmuştu. Yeni Zelanda da aynı şekilde Urewera ülkesinin dağlarında bir zamanlarTurehu adında beyaz bir ırk varmış. Bu ırklar And dağlarında Titicaca gölücivarında yaşayan ve muhtemelen Uruguay’a ismini veren “Uru”larla aynıoldukları inanılyor. Heyerdahl’a göre Urukehuların boyları iki metrecivarlarında olup, genelde kızıl saçlı ve bazen sarışındılar. 


Gerek Peru’dagerek de Paskalya adasında yapılan mezar kazıları bu tezleri doğrulayancesetler bulundu. Ayrıca Paskalya adasındaki dev heykellerin kafa üstlerikırmızıya boyanıyordu. Paskalaya adalarında on yedinci asırda çıkan birayaklanmada yerliler “uzun kulaklılar” denilen bu halkı yok ettiler. Kurtulantek bir “uzun kulaklı” soyunu sürdü, ve Thor Hyderdahl bazıları kızıl saçlıolan ve önceden Avrupalı sandığı torunları ile geçirdiği ilginç anılarıkitaplarında aktarmıştır. Bu kavimin adı kulaklarını uzatmak için uyguladıklarıbir deformasyon yönteminden ileri geliyordu ve uzun kulak kültü, Uzak Doğu’da,özellikle Kamboçya’daki esrarengiz Anghor medeniyetine Buda heykellerindegörülmektedir. Paskalya adalarında bulunan yazıt örneklerindeki harfkarakterleri Sümer yazıtları ile hemen hemen aynı oldukları gözetilmiştir. Buçok ilginç bir olaydır, arkeologlar her zaman ki gibi açıklayamadıkları olaylarkarşısında sessizliklerini korumaktadırlar.


Ergenekon efsanesine göre ilk Türkler demirciydi. Sarp dağlarla çevrili birarazide bulunuyorlardı. Dağları eriterek ve delerek bu doğal hapistenkurtulmuşlardı, ki bu yüksek bir teknoloji anımsatıyor. Çin kayıtlarına göreeski Göktürkler (Tükmenler) genelde kızıl kestane saçlı ve bazen sarışındı,gözleri yeşil veya maviydi. İran’daki Türkmenlerde de aynı şey söz konusu.Kullandıkları runik görünüşlü alfabe de düşündürücüdür. Yine de, bu konudademode ve şoven ırkçı tezleri yeniden hortlatmak amacınca değiliz, bugörüşlerimize tamamen ters düşer. Diğer topluluklar gibi Türkler çokkarışmıştır, özellikle Anadolu ve Trakya Türkleri. Günümüzün insanı her yerdemelezdir, ancak kadim çağlarda insanlar bu denli karışmamışlardı.


Türk adının kökeni Urukehu veya Turehularla bir olabilir mi? JamesBailey’nin araştırmalarına göre dünyanın muhtelif yerlerinde demir mağaralarıbulunur. Karbon 14 testlere göre Güney Afrika’da bir mağara M.Ö. 41.250senesinde işleniyordu. Bailey’e göre binlerce yıl önce Tunç çağı denizcimadencilik firmaları dünya’nın çeşitli yerlerinde demir ve başka madenler içinkazı yapıyorlardı ve mağara duvarlarında “şirketlerinin logolarını”bırakıyorlardı. Bunların arasında gamalı haç (svastika), haç, güneş sembolü,çifte balta, helezon ve paralel iki dalga en yaygın olanlar arasındaydı.Türklerin ilk ataları Ural-Altay dağlarında kadim ve kayıp uygarlığınmadencilik kolonisi olabilir mi? Felaket geldiğinde ondan kurtulanlar arasındaolup, yeni yurtları Orta Asya’da yayılmış olabilirler mi? Yoksa, Yafesoğullarının bir kolları mı idiler? Tanrıçaları “Turan” olan ve Troya’dan(Truva, Tür-va ?) Etrurya’ya (İtlaya/Tyrhenia) göç ettikleri söylenen veşehirleri Tarkon tarafından kurulan Etrüskler (E-türk ?) ve ile birbağlantıları var mıydı?


Bir denizci halkı olan Etrüsklerin Anadolu’dan geldiklerini ve Lidya’dangiden bir koloni oldukları Herodotus tarafından kaydedildiği halde, günümüzdebu ihtiyatla karşılanır. Her ne kadar Lidyalıların baştanrıları Tarku adınataşıyorsa, Halikarnaslı Diyonysos iki toplumun arasındaki farkları işaretetmişti. Heykel ve resimlerindeki çekik gözlü moğul-kokazoid figürler, at,şavaş ve güreş motifleri bir Türk köken tezine yol açmıştı, ancak bunukanıtlayacak ciddi delil olmadığı gibi, dilleri de henüz çözülememiştir. AyrıcaTürklerin kökeni en az Etrüsklerin kökeni kadar çözülmemiştir. Elli yıl önceyekadar, Batı’da Türklere belirli bir hüviyet tanınırken ve Sümeroloji ile ilgilikitapların çoğunda Sümerlerin Turan asıllı olduğunu yazarken, günümüzdeTürklerin adeta kökleri olmadığı yolundaki görüşler yaygındır. Ancak, bundanalınmamak gerekir, çünkü varsayımcılığa karşı olan bu akım, diğer toplumları daaynı işleme tabi tutuyor.


Bir iddiaya göre Lidyalıların bir kolu İtalyaya giderken, diğer bir koluKlikya’ya (Güney Doğu Anadolu) giderek Toroslara ve Tarsus şehrine adlarınıvermişler, onlara Trakheiotlar denilirdi ve adları Trakyalılara benzerlik arzeder. Diğer bir kolu da İspanya’ya giderek Tartessus (Eski Ahit’te Tarşiş)ismini vermiş, ancak Tartessus’un çok eski olduğu, kökenleri taş devrineuzandığı anlaşılıyor.


Her ne kadar İtalya’da Turin ve Torino gibi bir sürü ilginç şehir isimivarsa ve Roma ve Romulus efsanesi, Asena efsanesine şaşılacak benzerliği varsa.Tabii ki, şüpheli bir yöntem olan toponymy’e (yer isimleri) dayanarak ve şovenduygulara kapılarak böyle bir sonuca varmak, bu konuda spekülatif bir varsayımıileri sürmekten öteye gitmez. Daha somut sonuçlara varmak uzmanların işidir.Ama bazı ilginç bağlantılara işaret etmekten kendimizi alıkoyamıyoruz.


Örneğin, İsviçre’de Zurih kentinin eski adı Turikon idi ve civarında onabenzer yer adları da varmış. Donelly şöyle yazıyor “Strabo (M.Ö. 63 – M.S. 21)Turduli ve Turdetaniler konusunda şöyle diyor “Bütün İberler arasında enbilgili bunlardır; onlar yazı sanatı kullanıyorlar; eski tarih anılarınıkaydeden kitapları var, ayrıca altı bin senelik bir geçmişleri olduğunu iddiaettikleri şiir ve şiir olarak yazılmış kanunları var”. Ayrıca, eski Mısırkayıtlarına göre, Anadolu sahil halkları denizciydi ve korsanlık yaparlardı.Onlara Tukrianlar denilirdi. Altı topluluğun birliğinden oluşmuş bu halklarRamses III ile savaşmışlardı ve aralarında Tokhariler ve Thekerler de vardı.Onlarla Lübnan’ın kadim ve esrarengiz şehri Tyre ile bağlantı kuranlar var.Gerek Tyre, gerekse de Tartessus denizcilerin barındığı liman şehirleriydi.


Sahara Çölünde yaşayan Tuaregler de Atlantis ile bağlantıları olduğuvarsayılmıştır. Peter Kolosimo “Timeless Earth” kitabında şöyle yazıyor “Comtede Charencey (1832-1916) `Histoire l*gendaire de la Nouvelle-Espagne’adlıkitabında “Berber, Tamaçek (Tuareglerin dili), Euzkara (Baskların dili) vekadim Gal dilinde bazı sözler kesinlikle Kuzey ve Güney Amerikadaki Kızılderilidillerine akrabalığı vardır” (14). Vahşi çöl hayatına dönüşmüş, kendine özgükatı kuralları olan ve pek konuşmayan Tuargeler’in çok eski Finike kökenli yazılarıve alfabeleri vardır. Erkeklerin yüzlerini örttüğü ve asillerin daima mavigiydikleri bu toplum, bir zamanlar çölün hakimleriydi. Bir zamanlar SaharaÇölünde büyük bir göl vardı, Libya’da çok eski, esrarengiz şehir kalıntılarınınduvar resimleri o zamanın zengin bitki örtüsüne ve hayvan çeşitlerine şahittir.


Tevrat’ta göre Kral Nemrud, Babil kulesini inşa etmesinden önce insanlar tekbir dil konuşurmuş ancak onun yıkımı ile birden herkes farklı bir dildekonuşmaya başlamış ve birbirini anlamamaya başlamıştır. Batıda konuşulan dillergenelde üç büyük gruba ayrılır: Hint-Avrupalı diller grubu, Sami diller grubuve Ural-Altay / Finno-Ugarik, Turan diller grubu. Bazı dil bilimciler(diffusionist) bütün dillerin ortak bir dilden geldiği kanısındalar, ancak butez halen tartışmalı olmakla beraber pek rağbet görmez.
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Konusunun Linki Direkt Link
Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Konusunun HTML Kodu HTML Link
Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Konusu BBCode Linki BBCode Link
Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Hz.Nuh ve Nuh Oğulları indir, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Videosu, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları online izle, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Bedava indir, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Yükle, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Hakkında, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları nedir, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları Free indir, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları oyunu, Hz.Nuh ve Nuh Oğulları download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap