default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 19.11.2017, 22:56


Evrende Yaşam

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1057 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 18.01.2013, Saat: 20:15
Yaşam nedir? Neden varlıkları canlı ve cansız diye ikiye ayırıyoruz? Yanıtınbir bölümü canlı varlıkların kendi kendilerini yenileyebilme özelliğine sahipolmasıdır. Bu özellik canlılık için gerekli fakat yeterli değildir. Çünkükristaller de uygun eriyiklerde ve uygun sıcaklıklarda kendi kendileriniüretebilirler, yenilenebilirler. Bizim canlı dediğimiz varlıklar-memeliler,balıklar, böcekler, sürüngenler, bitkiler, mikroorganizmalar-doğarlar, çevreyleetkileşirler, büyürler, çoğalırlar ve ölürler. Yer yüzünde çok farklı canlıtürleri vardır. Örneğin balinalar 30 m boya, 130 ton ağırlığa ulaşırken, virüslermilimetrenin iki binde biri boyutundadır. Bitkiler de milimetrenin üç bindebiri olan alglerden, boyları 100 m yi aşan dev ağaçlara kadar çok geniş bir boyutaralığına dağılmışlardır. Tüm bu canlılar Dünya üzerinde -70 °C deki donmuşbölgelerden +70 °Cdeki sıcak su kaynaklarına kadar çok farklı fiziksel koşullar altında yaşarlar.Yine de bu fiziksel koşullar astronomik açıdan ender bulunan sınırlı ve darkoşullardır.


Bu kadar çok sayıda canlı türü nasıl ortaya çıkmıştır? Yer yüzünde canlıtürlerinin gelişim tarihi, bilim adamlarını uzun süre uğraştırmıştır. Buuğraşlar, tüm canlı türlerinin daha basit türlerden geliştiğini ortaya koyanbir evrim işleminin varlığını ortaya koymuştur. Kuşkusuz evrimin uzun zamanölçeğinde hâlâ bilinmeyen noktaları çoktur, ancak evrimin varlığı ve hâlâsürmekte olduğu konusunda kuşku yoktur. Yer yüzü üzerinde jeolojik olarak genişbir zamana ve alana yayılmış olan canlı türleri üzerine yapılmış olançalışmalar, evrimin varlığını açıkça göstermektedir. Yer yüzü dışında başka biryerde yaşam belirtisine henüz rastlanmadığı için, bu bölümde sadece yer yüzündebildiğimiz yaşamın özellikleri üzerinde duracağız.


[b]Yaşamın Genel Özellikleri[/b]
Yaşamın yer yüzündeki uzun tarihi, değişik çağlara ilişkin kayaların içindebulunan fosillerle incelenir. Fosiller çok eski canlı türlerinden bir kısmınıntaş hâline gelmiş kalıntılarıdır. İçinde en eski fosilleri taşıyan kayalara,kambriyen adı verilmiştir. Kambriyen fosil kayıtlarında hiçbir kara yaşamınınizine rastlanmaz. En eski kambriyen kayalarının yaşı 600 milyon yılbulunmuştur. Bu sayı çok uzun bir dönemi ifade ediyor olsa da Dünya’nın yaşıylakıyaslandığında, en eski fosillerin bile göreceli olarak son zamanlardaoluştuğu anlamına gelir. Diş, kemik, kabuk gibi sert kısımları olmayancanlıların fosil oluşturmayacağı anlaşıldıktan sonra Dünya’nın daha uzakgeçmişinde de canlıların yaşamış olabileceği düşünüldü ve 1950′li yıllardaSüperior gölü yakınlarında koloniler hâlinde deniz yosunlarının izleri bulundu.2 milyar yaşındaki bu deniz yosunları hücresel yaşamın en basit şekilleriydi.Bunlar bakterilere çok benzese de aradaki fark deniz yosunlarının klorofiliçerirken, bakterilerin klorofil içermemesidir. 1977 yılında en yaşlımikrofosiller Güney Afrika’da bulunmuştur. Burada ilginç olan, bulunan fosillerne kadar uzak geçmişe ait ise o kadar basit yapıya sahip olmasıdır. Örneğin enyaşlı mikrofosillerde hücre çekirdeği bile belirgin değildir. Zaman geçtikçecanlı türleri daha karmaşık organizmalar içermektedir. Yani yaşam tek hücrelibasit canlılardan çok hücreli karmaşık organizmalara evrimleşmiştir. Yaşamınilk kez nasıl oluştuğunu kesin bilmiyoruz. Dünya’nın atmosferi ve/veyaokyanusları içinde bulunan rast gele basit moleküller o zamanki uygunkoşullarda birleşerek daha karmaşık molekülleri oluşturmuş olmalı. İlk zamanlaryerin atmosferinde çok az serbest oksijen olduğu sanılmaktadır. Bu olumlu birşeydi, çünkü, canlıların yapısında bulunan molekülleri oluşturan elementler,oksijenin serbest olması durumunda, onunla birleşebileceği için karmaşıkmoleküller oluşmayabilirdi. Ayrıca, serbest oksijen olmaksızın, Yer atmosferiGüneş’ten gelen morötesi ışınımın hemen hemen tümünü geçirecek ve bu ışınımınenerjisi, daha karmaşık moleküllerin oluşmasına yardımcı olacaktır. İlkzamanlarda yer yüzünde cansız maddeden tek hücreli canlıların oluşması içindört koşul gerekliydi:


[b]1) [/b]Aminoasitler ve şekerler gibi organik moleküllerin oluşması.


[b]2)[/b] Bu moleküllerin protein ve nükleik asitlere dönüşmesi.


[b]3)[/b] Protein ve nükleik asit moleküllerinin o zamanın ılık okyanuslarındahücreye benzer damlacıklar oluşturması.


[b]4)[/b] Bu damlacıkların içlerinde onların kendi kendilerini yenilemelerinisağlayacak olan DNA (deoksiribonükleik asit) ve RNA (ribonükleik asit)moleküllerinin varlığıyla basit canlı hücreleri oluşturmaları.


Canlı hücreler bir kez oluşup ortaya çıktıktan sonra su molekülünüparçalamak için güneş enerjisi kullanabilir ve glikoz yapmak için atmosferdebulunan karbondioksit molekülünü yakalayabilirlerdi. Açığa çıkan oksijeniatmosfere vererek yerin atmosferini şimdi olduğu gibi serbest oksijen içerirduruma getirebilirlerdi. 1950′li yılların ortalarında Şikago Üniversitesi’ndenStanley Miller ve Harold Urey elektrik girişi olan kapalı bir deney aygıtına;hidrojen (H2), metan (CH4), amonyak (NH3) ve su buharı (H2O) gibi yerin ilkatmosfer koşullarında var olduğu sanılan gazlar koydular. Bu karışıma, elektrikakımıyla oluşturulan yapay yıldırımlar gönderdiler. Bir hafta süren deneydensonra karışım suda ayrıştırıldığında, aminoasitlerin oluştuğu görüldü. Diğerbilim adamları deneyi, enerji kaynağı olarak morötesi ışınları kullanarak vekarışımın oranlarını değiştirerek yenilediler ve sonuç olarak farklı oranlardaaminoasit oluşturdular. Benzer deneylerle; Cyril Ponnaperuma ve Walter Foxnükleik asitlerin yapı blokları olan nükleoitleri, bazı proteinleri ve bunlarınsuda oluşturduğu hücreye benzer damlacıkları elde ettiler.


[b]Miller-Urey deneyi[/b]
Bu deneylerle ulaşılan sonuçlar, yaşam yönünde oldukça büyük ilerlemelerolduğu hâlde, en ilkel şekilde bile olsa, yaşam denilen olgudan henüz oldukçauzaktı. Karmaşık moleküllerin canlılık olgusunu nasıl kazandığı hâlâbilinmemektedir. Ancak deneyler, lâboratuarda az miktarda karışımla kısa süreiçinde yapılmaktadır. Oysa okyanuslar dolusu “ilkel çorba” nın milyonlarca yıletkisi altında kaldığı koşullarla 3,5 milyar yıl önce ilkel hücrelerinoluştuğunu ve zamanla bu ilkel yapıların daha karmaşık organizmalaraevrimleştiğini düşün-mek her hâlde güç olmayacaktır. Mikrofosil araştırmalarınagöre yer yüzünde yaşamın ilk kez 3.5 milyar yıl önce tek hücreli canlılarolarak ılık okyanuslarda oluştuğu ve sonra yaklaşık 2.5 milyar yıl boyuncaokyanuslarda evrimleşip geliştiği ve daha sonraki yaklaşık 500 milyon yıllıksüreyi de karalarda geçirdiği anlaşılmaktadır. Çok uzun bir süre (225 milyonile 65 milyon yıl önce) karalarda en çok rastlanan canlılar dinazor denenkabuklu ve boynuzlu sürüngenlerdi, 65 milyon yıl önce diğer birçok canlıtürüyle birlikte kısa sürede ortadan silindiler. Bu canlıların kısa sürede yokolmasına neyin neden olduğu kesin olarak bilinmemektedir.


Dünya’daki tüm canlı türlerinin temel yapı taşı olan aminoasit venükleikasit moleküllerinin oluşturduğu zincirler, karbon atomunun sağladığıbağlarla mümkün olmaktadır. Karbon atomu evrende hidrojene göre çok azbulunmasına karşın, yine de ençok bulunan elementlerden biridir. Fazla kimyasalbağ oluşturabilen elementlerden biri de silikondur. Bu nedenle bazı bilimadamları evrenin bir yerlerinde silikon atomunu temel alan canlıların da varolabileceğini ileri sürmektedirler. Kimyasal olarak silikon atomlarını temelalan molekül zincirleri, karbonunkiler kadar uzun ve karmaşık değildir.


65 milyon yıl önce bir asteroid Yer’e çarparak dinozorların toplu ölümüne nedenolmuş olabilir. Bu durumu canlandıran temsili resim (New Solar System).
Evrenin bir yerlerinde başka elementleri temel alan oldukça farklı yapıdacanlılarda olabilir.
Diğer taraftan büyük patlama olayını temel alan evren modellerine göre,büyük patlama olayıyla sadece ve sadece hidrojen ve helyum elementlerioluşmaktadır. Diğer elementler, ancak büyük kütleli yıldızların merkezlerindenükleer reaksiyonlarla üretilip; yıldız rüzgârları, nova olayları ve daha çoksüpernova patlamalarıyla çevreye yayılmaktadır. Dünyamızda ve Güneş sisteminindiğer üyelerinde, ağır elementler bol miktarda bulunduğuna göre Güneş ve Güneşsistemi büyük olasılıkla süpernova artıklarından oluşmuştur. Güneş bu nedenleen azından ikinci nesil bir yıldızdır. Bu bakımdan biz canlılar bir anlamdavarlığımızı galaksinin uzak geçmişinde oluşan bir süpernova patlamasınaborçluyuz. Sadece hidrojen ve helyumdan oluşan birinci nesil yıldızlardan Dünyabenzeri gezegenlerin ve canlı varlıkların oluşamayacağı açıktır. Canlılarınyapı taşı olan aminoasit ve nükleikasit gibi karmaşık moleküllerin hatta ilkelcanlıların plâzma olmayan soğuk yıldızlararası bulutlarda oluşabileceği veDünya gibi uygun ortamlara yayılmış olabileceği de ileri sürülmektedir. Sözkonusu karmaşık moleküllerin oluşumu zor olmadığına göre, yaşam gerçektenDünya’nın dışında başka yerlerde de oluşmuş ve gelişmiş olabilir.


[b]Başka Güneş Sistemleri[/b]
Evrende sayılamayacak kadar galaksi ve her galakside de sayılamayacak kadargök cismi vardır. Galaksilerdeki belli başlı gök cisimleri yıldızlar vegezegenlerdir. Aradaki fark: Gezegenlerin yıldızlara göre çok daha küçük, soğukve belirgin görsel ışınım yaymamış olmalarıdır. Güneş sisteminin en büyükkütleli gezegeni Jüpiter’in kütlesi, Güneş kütlesinin sadece binde birikadardır. Dünya’nın kütlesi ise Jüpiter kütlesinin üç yüzde biridir. Evrendesayılamayacak kadar gök cismi olduğu hâlde Dünya’dan başka bir yerde yaşambelirtilerine henüz rastlanmamıştır. Bu bakımdan yaşam hakkındaki bilgilerimizsadece Dünya’daki gözlemlerimize dayalıdır. Dünya’daki tüm canlı türlerininyapı taşları kompleks moleküllerdir. Bu moleküller varlıklarını evrende ancakyıldızlardan uzak, soğuk bölgelerde koruyabilirler. Güneş sistemi içindeDünya’dan başka ancak dev gezegenlerin atmosferleri içindeki belli bölgelerdekoşulların yaşam için uygun olabileceği düşünülmektedir. Güneş sistemi dışındayaşam aranacaksa, önce Güneş benzeri yıldızların etrafındaki gezegenlerinsaptanması gerekmektedir. İlginçtir ki birçok yıldızın etrafında gezegeninvarlığından süphe edildiği hâlde henüz Güneş sistemi dışında hiçbir gezegeninvarlığı gözlemsel olarak kesinlik kazanmamıştır. Bunun temel nedeni gözlemselzorluktur. Daha önce, Güneş sisteminde dış gezegenlerin bile ne kadar zorsaptandığını gördük. Bu zorluk iki temel nedenden kaynaklanmaktadır: Gezegenlergörsel ışınım yaymayan karanlık cisimlerdir. Ancak merkezdeki yıldızdanaldıkları ışınımı yansıtırlar. Bu da dev gezegenler için bile merkezdekiyıldızın toplam ışınımının milyonda birini geçmez, yıldızlar çok uzaktadır. (Enyakın yıldız bile Ay’a göre 100 milyon kat daha uzaktadır. Bu konuda ektekiçizelgeye bkz.) Başka yıldızların etrafında gezegen varlığı dolaylı yollardansaptanır.


Bu tekniklerin hemen hepsi, var olması beklenen gezegenin merkezyıldıza uygulayacağı çekim kuvvetinin etkisinin bir şekilde gözlemsel olaraksaptanmasına dayanır. Bu tekniklerin uygulanması sonucu birçok yıldızınetrafında gezegen varlığı iddia edilmiş fakat çoğu kanıtlanamamıştır. 1937 denbaşlayarak Van de Kamp, Gatewood ve Harrington’un uzun yıllar yürüttüğügözlemler, Barnard yıldızı ve Epsilon Eridani yıldızı gibi bazı yakınyıldızların etrafında gezegenler olabileceğini gösterdi. Yakın geçmişte bize 85ışık yılından daha yakın 123 Güneş benzeri yıldız tayfsal olarak incelendi.Sonuç olarak %57 sinin görünmeyen yıldız bileşeni olduğu, kalanın altıda (veyabeşte) birinde gezegenlerin olabileceği anlaşıldı, fakat hiçbiri için kesinkanıt henüz bulunamadı. Bir başka çalışmada en iyi gözlemsel olanaklarkullanılarak 15′e yakın yıldızın yılda 6 kez dikine hızları ölçülmeye başlandı.Campbell ve grubunun 1981 den bu yana yürüttüğü bu duyarlı gözlemlerden GammaCephei yıldızının etrafında dolanan Jüpiter benzeri bir veya iki gezegenbulunabileceği saptandı. Benzer yolla Latham ve arkadaşları da HD114762yıldızının etrafında büyük kütleli (10-20 Jüpiter kütlesine eşdeğer) birgezegen olabileceğini gösterdiler. Bu bulgu, Cochran ve arkadaşları tarafındanda kanıtlandı. Yakın yıldızlarda gezegen arama çalışmaları büyük teleskoplarla,özellikle elektromonyetik ışınımın kırmızıöte bölgesinde yoğun bir şekildeyürütülmektedir. Kırmızıöte Astronomi Uydusu (IRAS)’nun atmosfer dışıgözlemleriyle; HL Tau, R Mon, Beta Pic gibi pek çok genç yıldızın etrafındagaz-toz diskleri olduğu saptanmıştır. Bu disklerde, zamanla gezegen sistemlerioluşacağı sanılmaktadır.


Aslında diğer yıldızların etrafında gezegen olmaması için hiçbir geçerli nedenbulunmamaktadır. Galaksimizde yüz milyar kadar yıldız varken, Güneş,ayrıcalıklı çok özel bir yıldız olamaz. Galaksimizde Güneş benzeri çok sıcak veçok soğuk olmayan yıldızların sayısı üç milyar kadardır. Bunlardan ikimilyarında gezegen sistemleri olduğunu ve onda birinde yaşama uygun gezegenlerbulunduğunu var saysak bile yine de yaşama elverişli gezegenleri olabilecek 200milyon kadar yıldız bulunması gerekir. Bu sayı bile galaksimizde yalnızolmadığımız konusunda bir fikir verebilir. Bu sayı tahmin edilebilecek minimumsayıdır. Çift ve çoklu yıldız sistemlerinin etrafında da uygun yörüngelerdeyaşam için elverişli gezegenlerin bulunmaması için hiçbir neden yoktur. Bubasit istatistiğe göre bulunduğumuz yerden 20 ışık yılı uzaklık içinde yaşambarındıran bir iki gezegenin bulunması gerekir. Yıldızlar arası uzaklıklar okadar fazladır ki bırakın o canlılarla iletişim kurmayı, gezegenlerin varlığıbile bugüne kadar gözlemsel olarak saptanamamıştır. Aslında iletişim kurabilmekiçin oralarda canlı bulunması yetmez. Bizim gibi zeki canlıların bulunmasıgerekir. Çünkü insanoğlu henüz deniz yosunları, bitkiler, böcekler gibicanlılarla iletişim kuramıyor. İlletişim kurmak istediğimiz dünya dışı zekicanlıların da yıldızlar arası iletişimde bulunabilecek teknolojiyi kurmuş olmalarıgerekir. İyimser tahminlere göre Güneş’ten birkaç yüz ışık yılı uzaklık içindeteknolojik olarak çok ilerlemiş uygarlıkların var olması gerekmektedir.


Farklı yönlerde Güneş sistemini terkeden Pioneer 10, 11 ve Voyager 1, 2 uzayaraçları (New Solar System).
Belki bu uygarlıklardan birinin eline geçer ümidiyle 1973 ve1974 yıllarındafırlatılan Pioneer 10 ve 11 uzay araçlarına, Dünya’yı tanıtan metal plâketleryerleştirildi. 1977 yılında fırlatılan Voyager 1 ve 2 uzay araçlarına ise aynıümitle iki saat süren ses kayıtları, kodlanmış fotograflar ve 116 ilginç slâytyerleştirildi. Bu uzay araçları şimdi, Güneş sisteminin dışında sonsuz boşluktabüyük bir hızla yol almaktadır.


Dünyanın en büyük sabit radyo teleskopu: Arecibo. Puerto Rico’da dağlararasında kurulmuştur.
İnsanlığın kurduğu teknoloji henüz yıldızlara gidebilecek düzeyde değildir.Bugünkü teknoloji ile yakın yıldızlara yolculuk nesiller boyu zaman alır. Bubakımdan ancak iyi plânlanmış uzay gemileriyle aileler, bu tür yolculuklarıyeni nesillerle devam ettirebilir. Burada hatırlayalım ki Güneş’in ana kolyaşamı henüz yarısındadır ve Dünya’da bugünkü teknolojinin kurulduğu sürekayıtlı tarihe göre çok kısadır. Buna göre yıldızlararası yolculuğugerçekleştirebilecek teknolojiyi geliştirmek için daha çok zamanımız var. Bukonuda şimdiden önemli düşünceler geliştirilmiştir. Aslında diğer dünyalaragitme çabası yerine önce iletişim kurma çabası gösterilmelidir. Elektromanyetiktayfın radyo bölgesi dünya dışı uygarlıklarla iletişim kurmak için en uygunbölgedir. Eğer dünya dışı zeki canlılar amaçlı olarak uzaya mesajlergönderiyorsa özel frekanslar seçmiş olmalılar. En dikkati çeken uygun frekansbölgesinin Hidrojen atomunun ve Hidroksil molekülünün mikrodalga salmaçizgileri bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu frekans bölgesi gürültüden uzak veDünya atmosferindeki su buharı soğurmasından en az etkilenen bölgedir.


Radyo teleskop anten dizisi adı “çok büyük dizi” (Very Large Array, VLA).
Astronomlar, radyo bölgede en çok 21 cm dalgaboyunda (1420 MHz frekansında)gözlem yapmaktadır. Nötr hidrojenin bu dalgaboyunda yaydığı ışınımlagalaksideki hidrojen dağılımı incelenmektedir. Hidrojen evrende en bol olanelement olduğuna göre, dünya dışı uygarlıklar iletişimde bu dalgaboyunu seçmişolabilirler. Galaksimizde iletişim kurabilecek sadece birkaç uygarlık olsa bilebugün insanlık radyo bölgede gönderilecek sinyalleri yakalayabilecekdüzeydedir. Bu yönde geliştirilen en ilginç proje “Cyclops” projesidir. Buprojeye göre her biri 100 mçapında düşünülen uygun şekilde dizilmiş 1000-2500 tane teleskop bellidalgaboylarında galaksiyi tarayacaktır. Böyle bir anten dizisi galaksinin heryerinden sinyal alabilecek güçtedir. Ancak parasal nedenle böyle bir projeninyakın gelecekte desteklenmesi mümkün değildir. Bugün NASA, çok daha küçükboyuttaki SETI projesini desteklemektedir. 1992 yılında uygulamaya sokulan buprojeyle Dünya’dan 25 parsek (82 ışık yılı) uzaklık içinde Güneş benzeri 800yıldız, 1998 yılına kadar dönüşümlü olarak 1000-3000 MHz frekans aralığındaizlenecek ayrıca biraz daha düşük duyarlıkla 1000-10000 MHz frekans aralığındatüm gök yüzü taranacaktır. Bu projede, hâli hazırda var olan büyük radyoteleskoplar (Çapları 45-300 marasında olanlar.) kullanılmaktadır. Dünya dışı uygarlıklardan bir mesajinalgılanması insanlık tarihinin en büyük olayı olacaktır.


İnsanoğlunun var olduğuna inandığı dünya dışı uygarlıklara ulaşma olasılığıhem bugün hem de gelecekte yıldızlararası uzaklıkların çok fazla olmasınedeniyle oldukça zayıftır. Aynı nedenle dünya dışı uygarlıkların da gelipDünya’yı ziyaret etme olasılığı oldukça zayıftır. Böyle bir ziyaretin olasılığıDünya üzerinde kuzey kutbunda var sayılan bir incirçekirdeği üzerindeki özelbir bakterinin kalkıp güney kutbunda var sayılan başka bir incir çekirdeğiüzerindeki başka özel bir bakteriyi ziyaret edebilmesi olasılığından daha fazladeğildir.


[b]Tanımlanamayan Uçan Cisimler (UFO’lar)[/b]
Birçok kimsenin başka dünyalardan geldiğine inandığı, belirlenemeyen uçancisimlerin varlığı, dünyanın değişik yerlerinde sık sık rapor edilmektedir.Bilir kişilerin incelemesinden sonra rapor edilen uçan dairelerden çoğunun;aslında uçak, parlak yıldız veya gezegen (genelikle Venüs gezegeni), meteor,yapay uydu, araştırma balonu, büyük kuş veya kuş sürüsü ve atmosferik olaylaroldukları.görülmektedir. Raporlara göre uçan dairelerin tabak şeklinde veyauzunca bir yapıda oldukları söylenmektedir. Bazılarının geceleri çok parlakoldukları, hızlı hareket ettikleri ifade edilmektedir. Bunlardan bir kısmıaynalardan yansımayla kasıtlı olarak yaratılan görüntülerdir. Gürüntülerin zigzag çizen hızlı hareketi, aynanın hareketiyle kolayca sağlanmaktadır. Bazı uçandairelerin inişleri, içlerinden garip yaratıkların çıktığı, hatta raporedenleri alıp bir süre tutsak ettikleri, yer yüzüne inen uçan dairelerinçevrede güçlü elektrik ve manyetik alan oluşturdukları ve her türlü âletinçalışmasını durdurdukları ifade edilmektedir. İncelenen bu durumlardan çoğunun,rapor edenlerin hayal ürünü olduğu anlaşılmıştır. Diğer bir kısmının dafiziksel olarak açıklanabilen normal cisim veya olaylar olduğu görülmüştür.Şimdilik bilinenlerle açıklanamayan uçan daire raporları sınıflanıpkaydedilmektedir. Bir çok bilim adamına göre başka dünyalardan gelen uçan daireyoktur ve tüm uçan daire raporlarının doğal açıklamaları vardır. 1949-1969arasında ortaya çıkan uçan daire raporlarını inceleyen meşhur fizikçi EdwardCondon’a göre durum böyledir. Her şeye karşın bugün de bazı bilim adamlarıaçıklanamayan uçan daire raporlarına dayanarak, bunlardan en azındanbazılarının üstün medeniyete sahip başka dünyalardan gelebileceklerineinanmaktadır.


Bugün bilinenlerle açıklanamayan uçan daireler için en tutarlı görüşler:ender oluşan atmosfer olayları veya yapay uydu parçaları, bazı insanlardahayalle karışık algılama bozuklukları şeklinde yorumlanmaktadır. Özellikleşiddetli fırtınalardan sonra ilginç top gibi parlak bulutların oluştuğubilinmektedir. Diğer taraftan Orta Çağlarda, eğitilmiş birçok kişinin bile gökyüzünde kanlı kılıçlar, altın haçlar, ejderhalar gördüğü kaydedilmektedir.Bugün bu tür şeyler görünmemekte, fakat hareketli disk biçimli cisimlergörünmektedir. Bu görüşlere karşın en azından bazı uçan dairelerin izbıraktıkları, alan etkileri oluşturdukları ve buna göre hayal değil, fakatfiziksel cisimler olmaları gerektiği bilinmektedir. Uçan dairelerin diğerdünyalardan gelen ziyaretciler olabileceğini gösteren hiçbir inandırıcı tutarlıkanıt bulunmamaktadır.
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Evrende Yaşam Konusunun Linki Direkt Link
Evrende Yaşam Konusunun HTML Kodu HTML Link
Evrende Yaşam Konusu BBCode Linki BBCode Link
Evrende Yaşam Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Evrende Sonsuzluk Kavramı ulas 0 1,413 03.02.2014, Saat: 19:11
Son Yorum: ulas
  Mars’ta Yaşam 1976’da Tespit Edildi!.. ulas 0 1,116 02.02.2014, Saat: 16:52
Son Yorum: ulas
Big Grin Mu Efsanesi, Bölüm 3: Coğrafik Durum ve Sosyal Yaşam ulas 0 924 19.01.2013, Saat: 04:05
Son Yorum: ulas
Big Grin Başka Bir Evrenin İçindeki Bir Evrende miyiz? ulas 0 993 18.01.2013, Saat: 20:56
Son Yorum: ulas
Big Grin Evrende Zeki Hayat ulas 0 962 18.01.2013, Saat: 20:13
Son Yorum: ulas

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Evrende Yaşam indir, Evrende Yaşam Videosu, Evrende Yaşam online izle, Evrende Yaşam Bedava indir, Evrende Yaşam Yükle, Evrende Yaşam Hakkında, Evrende Yaşam nedir, Evrende Yaşam Free indir, Evrende Yaşam oyunu, Evrende Yaşam download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap