default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 17.08.2017, 22:31


Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK)

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1378 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 17.01.2013, Saat: 03:53
On altı yaşındaki Dana, her zaman başkalarıyla kolay geçinen bir kız gibi görünüyordu. Ancak birden diğer kızlarla bağ kurama-maya, kendi açısından daha da kötüsü, erkek arkadaşlarıyla yattığı halde onları elinde tutamamaya başladı. Somurtkan ve sürekli bitkin olan Dana, yemeğe ve eğlenceye karşı ilgisini yitirdi; bu ruh halinden kurtulmak için bir şeyler yapma konusunda kendini umutsuz ve çaresiz hissettiğini ve intihar etmeyi düşündüğünü söylüyordu.
Depresyona girmesine neden olan, son erkek arkadaşından ayrıl-masıydı. Bundan rahatsız olsa da, hemen cinsel ilişkiye girmeden bir erkekle nasıl çıkacağını ve hoşnut olmadığı bir ilişkiyi nasıl bitireceğini bilemediğini söylüyordu. Sadece erkek arkadaşını daha iyi tanımak istediği halde, kendini onunla yatakta bulduğunu anlatıyordu.
Kısa bir süre önce yeni bir okula geçmişti; ancak oradaki kızlarla arkadaş olmak konusunda çekingen ve kaygılıydı. Örneğin, konuşmayı başlatmaktan kaçmıyor, ancak karşısındaki bir şey söylerse konuşabiliyordu. Nasıl biri olduğunu anlamaları için onlara
fırsat tanıyamadığını ve "Merhaba, nasılsın?" diyen birine bile ne cevap vereceğini bilemediğini hissediyordu."
Dana, Columbia Üniversitesi'nde depresif ergenler için hazırlanmış deneysel bir terapi programa katıldı. Tedavisinin odağı, ilişkilerini daha iyi idare etmeyi öğrenmesine yardımcı olmaktı: bir arkadaşlığın nasıl geliştirileceği, ergen yaştaki diğer kişilerin yanında özgüvenin nasıl artırılabileceği, cinsel yakınlığa nasıl sınır çizileceği, biriyle nasıl yakınlık kurulacağı ve hislerin nasıl ifade edileceği öğretiliyordu. Aslında bu, en temel nitelikteki bazı duygusal becerilerin eksildiğini gidermeyi hedefleyen özel bir ders programıydı. İşe de yaradı; Dana depresyondan çıktı.
Özellikle genç insanların ilişkilerinde çıkan sorunlar depresyona yol açabilir. Çocuklar arkadaşlarıyla ilişkilerinde olduğu kadar, ebeveynleriyle de sorun yaşarlar. Depresif çocuklar ve ergenler, çoğu zaman üzüntüleri hakkında konuşmaz ya da konuşmak istemezler. Duygularını doğru tanımlayamaz, özellikle de an-ne-babalarma karşı asık yüzlü bir huysuzluk, sabırsızlık, terslik ve öfke sergilerler. Bu da, anne-babalarm depresyondaki çocuğun duygusal destek ve rehberlik ihtiyacını karşılamalarını zorlaştıra-rak, genellikle sürekli tartışma ve yabancılaşmayla sonuçlanan bir olumsuzluk sarmalını harekete geçirir.
Gençlerdeki depresyonun nedenlerine yeni bir bakış, duygusal yeterliliğin iki alanındaki eksikliklerin altını çiziyor: Bunlardan biri, ilişki becerileri; diğeri ise yenilgilerin depresyonu ilerletecek şekilde yorumlanmasıdır. Depresyon eğiliminin kısmen kalıtımsal olduğu hemen hemen kesin olsa da, kısmen de, çocukları hayatın küçük yenilgilerine -kötü notlar, ebeveynle tartışmalar, sosyal anlamda geri çevrilme gibi- depresyonla tepki vermeye yatkınlaştı-ran, değiştirilebilir nitelikteki karamsar düşünme alışkanlıklarından kaynaklanıyor gibidir. Ancak, kaynağı ne olursa olsun, depresyona yatkınlığın gençler arasında gitgide yaygınlaştığını gösteren deliller vardır.
MODERNLİĞİN BEDELİ: DEPRESYONUN YAYGINLAŞMASI
Yirminci yüzyılın bir Kaygı Çağı olması gibi, binyıl dönümüne yaklaştığımız şu yıllar da bir Melankoli Çağı'nı beraberinde getirmektedir. Uluslararası veriler, modern hayat tarzının dünyanın her yerinde benimsenmesiyle birlikte yayılan modern bir depresyon salgınına işaret ediyor. Yüzyılın başından beri birbirini takip eden her kuşak, ebeveynlerine kıyasla daha yüksek bir ağır depresyon riski taşımıştır; hem de yalnızca üzüntü değil, aynı zamanda kişiyi felç eden bir halsizlik, keder, kendine acıma duygusu ve baskın bir umutsuzluk halinde erken yaşlardan itibaren başlamaktadır. Bir zamanlar hiç bilinmeyen (ya da en azından öyle tanımlanmayan) çocukluk depresyonu, günümüz yaşantısının değişmez bir parçası olarak belirmektedir.
Depresyon geçirme olasılığı yaşla birlikte bir artış gösterse de, en fazla artış genç insanlar arasında görülüyor. Birçok ülkede, 1955'ten sonra doğanların, hayatlarının bir döneminde ağır depresyon geçirme olasılığı, büyük anne ve babalarına oranla üç kat ya da daha fazladır. 1905'ten önce doğan Amerikalıların hayatları boyunca ağır depresyon geçirme olasılığı yüzde birken, 1955'ten sonra doğanlardan yirmi dört yaşma gelenlerin yüzde altısı depresyon geçirmiştir. 1945 ile 1954 arasında doğanların otuz dört yaşından önce depresyon geçirme olasılığı, 1905 ile 1914 arası doğanlara oranla on kat fazladır.24 Her yeni kuşakta, ilk depresyon vakası gi-j derek daha erken bir yaşta görülmüştür.
Bütün dünyada otuz dokuz binden fazla insanla yapılmış bir araştırma; Porto Riko, Kanada, İtalya, Almanya, Fransa, Tayvan, Lübnan ve Yeni Zelanda'da aynı trendi saptamıştı. Beyrut'ta depresyon vakalarının artışı politik olayları yakından izlemiş, artış eğilimi iç savaş dönemlerinde tepe noktasına fırlamıştır. Almanya'da ise 1914'ten önce doğanlar otuz beş yaşma geldiklerinde görülen depresyon oranı yüzde dörtken, 1944'ten önceki on yıl içinde doğanlar otuz beş yaşma geldiğinde bu oran yüzde on dört olmuştur. Genel yükseliş trendi politik olaylardan bağımsız görünse de, bütün dünyadaki siyasal kargaşa dönemlerinde, reşit olmuş kuşaklarda daha yüksek oranlarda depresyon görülmüştür.
İlk depresyonun yaşandığı yaşın çocukluk dönemine' kadar inmesi de dünya çapında bir trend gibi görünüyor. Uzmanlardan bunun nedeni hakkında bir tahmin yapmalarını istediğimde, ortaya pek çok kuram atıldı. O sırada Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yöneticisi olan Dr. Frederick Goodwin'in tahminine göre, "Çekirdek aile korkunç bir aşınmaya uğradı; boşanma oranı ikiye katlandı, ebeveynlerin çocuklara ayırabildiği zaman azaldı ve coğrafi hareketlilik arttı. Altık çocuklar eskisi gibi geniş ailelerini tanıyarak büyümüyorlar. İnsanın kendi kimlik tanımının bu sağlam referanslarının kaybı, depresyona yatkınlığın artması demektir."
Pittsburgh Üniversitesi Tıp Okulu'nun psikiyatri kürsüsünün başkanı Dr. David Kupfer de bir başka trende işaret etti: "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sanayileşmenin yaygınlaşmasıyla, bir anlamda herkes evinden ayrıldı. Gitgide daha fazla ailede, büyümekte olan çocukların ihtiyaçlarına karşı ebeveynlerin kayıtsızlığı arttı. Bu, depresyonun doğrudan bir nedeni olmasa da, hassaslaşmaya yol açmıştır. Stresi yaratan etkenler erken yaşlarda nöron gelişimini etkileyebilir, bu da onlarca yıl sonra bile büyük stres altındayken depresyona yol açabilir."
Pennsylvania Üniversitesi'nden psikolog Martin Seligman'a göre, "Son otuz-kırk yıl içinde gerek din, gerekse toplum ve geniş aileden gelen destek bağlamında, büyük inançların silikleşmesini yaşadık. Bu, yenilgilere ve başarısızlıklara karşı tampon vazifesi görebilecek kaynakların kaybı anlamına gelir. Bir başarısızlığı kalıcı bir şey olarak görüp hayatınızdaki her şeye gölge düşürecek kadar büyüttükçe, anlık bir yenilgiyi sürekli bir umutsuzluk kaynağına dönüştürmeye eğilimli olursunuz. Oysa Tanrıya ve ölümden sonraki yaşama inanmak gibi daha geniş bir bakış açısına sahipseniz, işinizi kaybetmiş olmak sadece geçici bir yenilgi olarak kalır."
Kaynağı ne olursa olsun, gençlerdeki depresyon acil bir sorundur. Amerika'da kaç çocuk ve gencin yaşam boyu depresyona maruz kalacakları ile, belirli bir yılda kaçının depresyon geçireceğine ilişkin tahminler arasında büyük farklılık vardır. Depresyonun teşhisinde tıp bilimince kabul edilmiş semptomları kıstas olarak kullanan bazı epidemiyolojik araştırmalar, kız ve erkek çocuklarının bir yıl içinde ağır depresyona yakalanma olasılığını yüzde sekiz ya da dokuz kadar bulurken, diğer çalışmalar bunun yarısı kadar
(hatta yüzde iki kadar küçük) bir oran saptamışlardır. Bazı veriler, ergenlik çağındaki kızlarda bu oranın iki kat fazla olduğunu öne sürüyor; on dörtle on altı yaş arasındaki kızların yaklaşık yüzde 16'sı bir depresyon nöbeti geçirirken, erkeklerdeki oran değişmiyor."
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Konusunun Linki Direkt Link
Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Konusunun HTML Kodu HTML Link
Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Konusu BBCode Linki BBCode Link
Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Big Grin Duygusal Zeka(Egzersizin Önemi) ulas 1 2,036 17.01.2013, Saat: 03:55
Son Yorum: kaizen
Big Grin Duygusal Zeka(FARKLILIKLARLA BAŞ EDEBİLMEK) ulas 0 1,259 17.01.2013, Saat: 03:52
Son Yorum: ulas
Big Grin Beyİn, zeka, test, beyİn yaŞi, hafiza ulas 0 1,405 17.01.2013, Saat: 03:51
Son Yorum: ulas
Big Grin Duygusal Zeka(ARKADAŞ VE DOST OLMAYI BİLMELİSİNİZ) ulas 0 1,174 17.01.2013, Saat: 03:51
Son Yorum: ulas
Big Grin Zeka(ÇOCUĞUN ZEKÂSI NASIL GELİŞİR?) ulas 0 1,300 17.01.2013, Saat: 03:50
Son Yorum: ulas

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) indir, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Videosu, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) online izle, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Bedava indir, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Yükle, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Hakkında, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) nedir, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) Free indir, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) oyunu, Duygusal Zeka(DEPRESYONU ÖNLEMEK) download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap