default avatar Hoşgeldin, Ziyaretçi: Aşağıdaki form ve bağlantıları kullanarak sitemize giriş/kayıt işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.
 Şifremi Unuttum?  Yardım  Üye Ol Tarih: 24.05.2017, 05:21


DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ

Yazar Konuyu Başlatan: ulas - Görüntüleme - Okunma Okunma Sayısı: 1301 - Yorum Toplam Yorumlar: 0
Konu Kalitesi: %
 
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Konuyu Okuyanlar: 3 Ziyaretçi

ulas
Super Moderatör
*****
Super Moderatör Grubu
user avatar
Durum: Çevrimdışı
Konu Sayısı:
Yorumları: 391
Kayıt Tarihi: 17.01.2013
Rep Puanı: 6


Kişisel Bilgileri: v
#1
Konu Tarihi: 26.07.2014, Saat: 23:56
(Son Düzenleme: 27.07.2014, Saat: 00:21, Düzenleyen: ulas.)
[b]DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ[/b]

Yaklaşık 35 milyon yıl önce, Zamanın Efendileri ve güneş sisteminizin Spiritüel Hiyerarşisi dünyayı ve güneş sistemini koruyacak eterik bir yaşam formu yaratmaya karar verdi. Bu melek benzeri yaşam formu, fiziksel yönden gelişmiş akıllı ve duygulu bir primat evrimleşip ortaya çıkana kadar görev yapacak, evrimleşen primat ise gezegeninin karada yaşayan koruyucusu olacaktı. Gerçekten de 8 milyon yıl içinde dünyada primat bazlı bir yaşam formu gelişti.

Dünyadaki ilk yaşam Yaradan tarafından planlandı ve Zamanın Efendileri tarafından çeşitlilik içerecek şekilde yerine getirildi. Birden fazla kara yaratığının eninde sonunda yüksek akıl ve duygu düzeyine ulaşarak gezegene sahip çıkacağına inanılıyordu. Sonunda, yaklaşık 26 milyon yıl önce iki insan olmayan uzay uygarlığı dünyaya geldi ve koloniler kurdu. İnsan olmayan bu zeki uygarlıklardan biri Sagittarius (yay ) takımyıldızındaki az bilinen yıldızlardan gelen sürüngenimsi bir ırk, diğeri ise Orion takımyıldızındaki Bellatrix sisteminden gelen dinozorumsu bir ırktı.
Bu iki uygarlık, güneş sisteminizi kendi mülkleri gibi gören bir manda yönetimi kurdular. O sırada dünyada bulunan eterik uygarlık ve onların meleksi rehberleri, düşman tavırlı bu iki uygarlığa katlanma kararı aldılar, mandacıların tavrında er geç bir yumuşama olacağını umuyorlardı. Nitekim 8 milyon yıl boyunca onlara daha fazla sevgi enerjisi yolladıkça bu iki uygarlık dünyanızdaki memeli hayvanların akıl ve duygu kazanıp bilinçlenmelerine izin verdi. Bu tür ilk yaratık, şimdiki yunus ve balinaların atası olan bir kara memelisiydi. İlkel bir tarım toplumu oluşturdular ve diğer iki uygarlığı da besleyecek gıda ürünleri yetiştirmeye başladılar. Dinozorumsu ve sürüngenimsi uygarlıklardan teknolojik yardım almakla birlikte, onlarla pasif bir ilişki içindeydiler.

Bu üç uygarlık uzun süre birlikte yaşadı. 10 milyon yıl kadar önce üç uygarlık da boyutlar arası yolculuk yapmak için teknoloji geliştirmekle meşguldü. Bu arada farklı yıldızlardan varlıklar alışveriş yapmak için dünyaya gelmeye başladılar. Zamanla dünyadaki yaşam formu çeşitliliğinin varlığı tüm yıldız sistemlerine yayıldı ve Orion’daki çeşitli dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak gruplarının dünyanızı ziyaret etmelerine yol açtı. Yeni gelenler, dünyada koloniler kuran ırkdaşlarının kendilerinden izin almaksızın kara memelileriyle ilişkiye girmesini hoş karşılamıyorlardı, çünkü Yaradan’ın tüm dinozorumsu ve sürüngenimsi uygarlıkları kendi suretinde yarattığına, galaksideki yaşamı istedikleri gibi idare etmelerine izin verdiğine inanıyorlardı. Bu üstünlük fermanını kullanan dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak, 16 milyon yıl boyunca dünyanın her yanında şiddet ve terör uyguladı.

Orion’dan gelen dinozorumsu grup, dünyada koloni kurmuş dinozorumsu gruba baskı yapmaya ve ordusunda özel olarak eğitilmiş silahlı bir birlik oluşturması için onu zorlamaya başladı. Amaçları memeli dünyalı varlıkları yok etmekti. Memeli deniz yaratığı öncellerinin liderleri, psişik yeteneklerini kullanarak Orionlu ve dünyalı dinozorumsu gruplar arasında tehlikeli bir birliğin meydana geldiğini anladılar. Kahinlerini görevlendirerek dinozorumsu ve sürüngenimsi varlıkların kendilerine bir komplo hazırlayıp hazırlamadığını öğrenmeye çalıştılar. Danıştıkları Spiritüel Hiyerarşi de komployu doğruladı.

Sonunda Orionlu gruplar memelilerin hepsini yok edecek, ama uygarlıklarına zarar vermeyecek psikolojik bir silah geliştirdiler. Memeli grubun yaşlıları, düşmanın niyetini anlayınca onlardan evvel davranıp anayurtlarının ortasına yerleştirilmiş füzyon jeneratörlerini kullanmaya karar verdiler. Bu anayurt orta Asya’dan doğu Avrupa’nın ortalarına dek uzanıyordu. Füzyon jeneratörlerini havaya uçurarak dünya çapında bir felaket yaratmaya, böylece diğer iki uygarlığı yok etmeye karar verdiler. Dünyanın Spiritüel Hiyerarşisi ve Leydi Gaia (Dünya Ana) memeli grubunun planını onayladı. Memeliler toplumlarını ikiye bölerek savaş stratejilerini uygulamaya koydular. Buna göre, uygarlıklarının yarısı dünyadan tahliye edilerek güneş sisteminin dışına götürülecek, geri kalanlar da karaları terk edip okyanuslara sığınacaklardı. Plan gerçekleştirildi ve jeneratörler patlatıldı. Dinozorumsu ve sürüngenimsi grupların % 98’i yok edildi, geri kalan azınlık Mars ve Jüpiter arasındaki Maldek gezegenine kaçtı. Memeli grubun yaklaşık yarısı ( 30 milyonu) okyanuslara sığındı. Bilinçlerini kullanarak 4 milyon yıl içinde kendilerini yavaş yavaş suda yaşayabilen yaratıklara dönüştürdüler. Uygarlığın geri kalanları Pegasus ve Cetus takımyıldızına kaçtılar ve güneş sistemine tekrar dönecekleri kehanet edilen zamanı beklemeye başladılar.

Böylece dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak yaklaşık 8 ila 10 milyon yıl önce yok edilmiş oldu. Bir kısmının Maldek’e kaçmasından sonra dünyanın Spiritüel Hiyerarşisi gezegenin koruyuculuğunu gezegende kalan memeli deniz yaratıklarına bıraktı. Memeli deniz yaratıkları ve uzak takımyıldızlara giden kardeşleri boş kalan karaların koruyuculuğunu üstlenecek bir grup bulmaya karar verdiler. Dünyanın Spiritüel Hiyerarşisinin de yardımıyla bir aday bulabilmek için güneşten 80 ışık yılı uzaklıktaki bir bölgeyi taramaya başladılar. Bu araştırma 2 ila 3 milyon yıl sürdü. Sonunda Vega yıldız sisteminin dördüncü gezegeninde okyanuslardan yeni çıkmaya başlayan bir primat keşfettiler. Bu primatlar mitler yaratmak, dil oluşturmak, avlanma ve devşirme kültürü geliştirmek türünden uygarlığın ilk adımlarını henüz atıyorlardı. Memeliler primatların gelişimlerinin hızlandırılması için Vega yıldız sisteminin Spiritüel Hiyerarşisinden izin istediler, böylece primatlar çok kısa bir süre içinde kara koruyuculuğu yapabileceklerdi.

Genetik değişim konusunda anlaşmaya varıldı ve işe başlandı. Suda yaşayan primatlardan Vegalı insanlara dönüşme süreci hızlandırıldı. Bundan 4,5 milyon yıl önce dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifakın ileri keşif kolları dünyaya tekrar müdahale ettilerse de Leydi Gaia ve memeli deniz yaratıklarının azimle karşı koymaları yüzünden başarı sağlayamadılar. Vega’dan başlayan göç 2,5 milyon yıl boyunca sürdü. Sonunda insanlar güneş sisteminizin uçlarına kadar yayılıp bir federasyon çatısı altında birleştiler. Federasyon güneş sisteminizde koloniler oluşturmaya karar verdi. Leydi Gaia (Dünya Ana) planı onayladı, böylece Hiborniya (Hiperborea olarak da bilinir) adlı ilk dünya kolonisi kuruldu. Hiborniya aşağı yukarı 1 milyon yıl sürdü ve tam bir Lyra/Sirius tipi uygarlık oldu. Yaklaşık 1 milyon yıl önce dinozorumsu grup yenik düşmüş kardeşlerine yardım etmek için güneş sistemine geri döndüğünde, artık sistemin büyük bir kısmına insanların egemen olduğunu gördü. Kendilerine kala kala Maldek’deki koloni ve güneş sisteminin kenarına dağılmış küçük bir ileri karakol personeli kalmıştı.

Dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak yine de güneş sistemine ve komşu yıldız sistemlerine saldırmaktan vazgeçmedi, Maldek’deki koloni de kendilerine yardım ediyordu. Galaktik Federasyonun Mars, Venüs ve Dünyada yarattığı insan kolonilerini sürekli taciz ediyorlardı. Bu saldırlar Mars’ın atmosferini ve hidrosferinin (okyanus ve nehirler) büyük kısmını yok etti. Venüs keskin gaza dönüşen atmosferin neden olduğu ısınmadan dolayı sera etkisi içinde hapsoldu. Dünya’daki Hiborniya kolonisi ise tüm uygarlığı mahveden bir saldırıyla yok edildi. Sonunda dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak tüm güneş sisteminizin kontrolünü yeniden ele geçirdi. Yaklaşık 80 bin yıl boyunca güneş sisteminiz bu grupların ileri karakolu oldu. Sonunda Galaktik Federasyon bu ittifakı güneş sisteminden uzaklaştırmak için bölgeye büyük bir savaş gezegeni getirdi. Bu gezegenin amacı, ittifakın yönetim merkezi olan Maldek gezegenini yok etmekti. Maldek yok edildikten sonra ittifakın dünyadaki güçlerini yenmenin daha kolay olacağı düşünülüyordu. Bu acımasız plan çabucak gerçekleştirildi ve dünyanız 900 bin yıl önce yeniden insanların kontrolü altına girdi.

Dünya insanları bu kez yeni kolonilerinin Lemurya denen kıtada kurulmasına karar verdiler. Burada, hayatın her düzeyinde demokratik ilkelerin geçerli olduğu bir Lyra/Sirius uygarlığı yarattılar. Sonraki 850 bin yıl boyunca Lemuryalılar şimdi Pasifik Okyanusunun bulunduğu yerdeki ana kıtadan tüm gezegene yayıldılar. Bir dizi yavru imparatorluklar kurdular. Bu imparatorlukların en önemlisi Atlantik Okyanusunun ortasında büyük bir ada olan Atlantis’ti. Bir diğer önemli koloni bugün Çin ve Tibet denen bölgede kurulan Yü İmparatorluğuydu. Uygarlıklarını geliştirirken kültürlerinin eşsiz olduğu duygusuna kapılan Atlantisliler, kendilerini Lemurya’nın diğer yavru imparatorluklarından üstün görüyorlardı. Ana imparatorluk olduklarına inanıyor, Lemuryayı ve onlara sadık kalan diğer küçük imparatorlukları yok etmeyi tasarlıyorlardı.

Sonunda Atlantisliler, aslen Alpha Centauri ve Pleiades’deki uygarlıklar tarafından oluşturulmuş çeşitli asi savunma kumandanlıklarında bazı müttefikler buldular. Sonraki 25 bin yıl boyunca bu savunma kumandanlıkları ve çeşitli yıldız sistemlerinin ileri karakollarıyla ittifaklar geliştirdiler. Bu gruplar Lemurya’nın yok edilmesini ve Atlantis’in egemenliğini amaçlayan planlar geliştirmeye başladılar. Uygun fırsat kollayan Atlantisliler yaklaşık 25 bin yıl önce Alpha Centauri ve Pleiadesli asilerle Lemurya’yı yok etmeye karar verdiler. Yaptıkları plan başarılı oldu, ama bu arada dünyanın aylarından birini de yok etti.

O zamanlar dünya bir değil iki aya sahipti, her biri şimdiki ayınızın dörtte üçü büyüklüğündeydi. Asilerin yapmaya niyetlendikleri şey, güç alanlarını kullanarak aylardan birini aşağı doğru spiral çizen bir yörüngeye sokmak ve ay dünyayla kritik kütle konumuna (Lagranj Noktası) erişmeden havaya uçurmaktı, böylece muazzam bir meteor sağanağı Lemurya kıtasını yok edecekti.

Planı gerçekleştirdiler, ay parçalarının büyüklüğü tektonik tabakalarda bir dizi felakete yol açtı. Lemurya kıtasının altındaki büyük gaz odaları çöktü ve koca kıta sulara gömüldü. Yaklaşık 25 bin yıl önce Atlantisliler ve asi müttefikleri büyük Lemurya kıtasını işte böyle yok ettiler. Sonunda Lemurya gözden kayboldu ve bir efsaneye dönüştü. Yakınlarda bilim adamlarınızın Pasifikte yaptığı okyanus sondajları deniz dibinde geniş vadiler ve dağ yükseltileri bulunduğunu ortaya koydu ve bir zamanlar dünya harikası olan batık kıtanın bir kısmının haritası çıkarıldı. Lemurya uygarlığının yok edilmesinden sonra hiçbir şey güç açlığı içindeki Atlantis’in yükselişini ve her yere nüfuz edişini önleyemedi.

[b]SORU VE YANITLAR[/b]

[b]Soru-[/b] Dünyada yaşayan üç insan olmayan uygarlık hakkında daha fazla bilgi verir misiniz? Dünyaya nereden geldiler, fizik görünümleri nasıldı?

[b]Washta-[/b] Memeli deniz yaratıkları öncelleri, gezegeninizde şu anda mevcut çeşitli memeli hayvanlardan önce burada doğal biçimde evrim geçirip gelişti. Bu olgu, kemik ve fosil olarak geride bırakılmış kanıta aykırı görünebilir. Jeologlarınız şunu bilmelidir ki, sürüngenimsi ve dinozorumsu grupların yok edilişi fosil kayıtlarındaki çoğu kanıtı da yok etmiş, sadece memeli deniz yaratıkları öncelleri gezegeninizde bir miras olarak bırakılmıştır.

Şimdi bu üç farklı türün tarifini yapalım. Şu anda dünyanızda bulunmayan iki grupla, yani sürüngenimsi ve dinozorumsu gruplarla başlayacağız. Dinozorumsu ırk kolayca tarif edilemeyecek kadar çeşitliliğe sahip olduğu için sadece iki büyük grubunu tarif edeceğiz. Birinci grup işçi ya da asker tipidir ve yaklaşık 7-10 kadem (1 kadem= 28 cm.) boyundadır. İki ayaklı bir yapıya sahiptir, ayak parmakları üçer tanedir, pençeye çok benzer, her elinde dörder parmak vardır. Bu grup çok küçük, nerdeyse hiç belli olmayan bir kuyruğa sahiptir, beden yapıları bugünkü insanlara çok benzer. Kırmızıdan yeşile, kahverenginden maviye ve mavinin nerdeyse siyahı andıran tonlarına kadar değişen pullu derilere sahiptir. İri patlak siyah gözleri vardır, burunları yok gibidir, burnun olduğu yerde iki delik bulunur. Çok ince, nerdeyse yok gibi duran ağızları ve köpek balığına benzer dişleri vardır, kulakları hiç görünmez.
Bir de lider dinozorumsu tip vardır. Bu lider tipi dünya insanlarına hiç de yabancı değildir, çünkü bugün iblis ya da gargoyle (çirkin bir insan veya hayvan başına benzeyen su oluğu ağzı) denen şeyin nerdeyse kopyasıdır. Bu varlıklar pullu, sürüngen benzeri deriye sahiptir, altışar tane olan el ve ayak parmaklarının arası perdelidir. Gözleri siyahla, kem görünüşlü kırmızımsı renk arasında değişir. İnsana benzer bir iskelet yapısına sahiptirler. Kısaca, onlara baktığınızda şeytanı görmüş gibi olursunuz!

Sürüngenimsi grup dinozorumsu işçi grubuyla aşağı yukarı aynı boydadır, yalnızca bunların denge için kullandıkları büyük bir kuyrukları vardır. Dinozorumsu gruplardan daha kaslıdırlar, bir timsahınki gibi çıkıntılı bir yüze ve dünyanızdaki sürüngenlerin dişlerine benzeyen dişlere sahiptirler. Gözleri insan gözüne daha çok benzer, dinozorumsulardan temel farkları budur. Daha çok geyiğinkine benzeyen, oynatabildikleri kulakları vardır.

Memeli deniz yaratıkları önceli varlıklar diğerleri kadar uzun boylu değildi, yaklaşık 7 kadem boyundaydılar. Yapı olarak iki ayaklıydılar ve kolları bacaklarından biraz daha iriydi. El ve ayaklarında beşer parmak vardı, kalın bir kürkle kaplıydılar. At gibi iri ve uzun bir burna, diğer gruplardan daha yuvarlak şekilli dişlere sahiptiler. Gözleri insan gözüne daha çok benziyordu ve bir kuyruk köküne sahiptiler, çok zeki ve bilinçliydiler.

[b]Soru-[/b] Dinozorumsu ve sürüngenimsi gruplar hangi zeka düzeyindeydiler?

[b]Washta-[/b] Bugünkü dünya insanlarıyla kıyaslandıklarında her biri birer Einstein sayılır. Her şey bir yana, uzak mesafelere uzay gemileriyle yolculuk yapabiliyorlardı. Bazıları bir noktadan diğerine ışık bedenini kullanarak gidebiliyordu. Çok bilinçli varlıklardı. Gelişmiş tarayıcı donanımları sayesinde güneş sisteminde koloniler kurabileceklerini anlamışlardı.

[b]Soru-[/b] Dinozorumsu ve sürüngenimsi gruplar geldiklerinde gezegende hangi gruplar evrimleşiyordu?

[b]Washta-[/b] Şimdi nesli tükenmiş, insanlarla doğrudan ilişkili olmayan bir primat vardı, doğal evrim sürecinin parçasıydılar, dinozorumsu ve sürüngenimsi grup tarafından yok edildiler. Sadece memeli deniz yaratıkları önceli grup Ural Dağlarındaki geniş mağaralara saklanarak hayatta kalabildi. Bu yüzden, gezegenin evrimleşme süreci dünyalı jeolog, antropolog ve paleontologların sandığından çok farklıdır.

[b]Soru-[/b] Dünyadaki eterik yaratılışın sebep olduğu doğal evrimin, Vega’dan gelen insanlarla ilişkisi olmayan primatlar yarattığını mı söylüyorsunuz? Darwin’in kuramı yanlış mıdır?

[b]Washta-[/b] Vega yıldız sisteminden getirilen insanlar farklı bir türdür, onlar dünyadaki doğal evrimin ürünü değildir. Darwin’in evrim kuramı yanlıştır, önümüzdeki yıllarda ortadan kalkacak tamamen yanlış bir varsayımdır. Dünyada mevcut hayvan ve bitkilerin çoğunun başka yıldızlardan getirildiğini öğreneceksiniz. Birçok korkunç savaş dünyanızda büyük yıkım yaratmış, yaşamın yeniden başlatılması gerekmiştir.

[b]Soru-[/b] Memeliler kara yaratığından deniz yaratığına nasıl dönüştüler?

[b]Washta-[/b] Memeliler tam bilinçli varlıklar oldukları için dönüşümü başarabildiler. Ama evrim sürecini tam anlamıyla tersine çevirebilmeleri yaklaşık 2 milyon yıl aldı. Başlangıçta varlıklarını eterik biçimde sürdürdüler, daha sonra fiziksel formlara dönüştüler. Bu fiziksel formu da, dünyanızın fosil kayıtlarında gezegenin ilk balinaları ve yunusları olan memeli deniz yaratıklarına evrimleştirdiler.

[b]Soru-[/b] Balinalar ve yunuslar biyosferi nasıl koruyor?

[b]Washta-[/b] Balina ve yunusların farklı büyüklükte olması, okyanustaki her konumun, her oyuğun farklı büyüklükte bir koruyucu, farklı bir yaşam fazı gerektirmesinden kaynaklanmaktadır, yani her türe biyosferi koruması için uygun bir form verilmişti. Yaşama kapsamlı başlangıçlar sağlamak için iri bir yaratığa ihtiyaç olduğuna karar verilmiş, kambur balina ve mavi balina gibi iri yaratıklar bu görev için seçilmiştir. Onların işi biyosferin sürekli var olmasını sağlayan ses enerjisi modelini yaratmak, yani biyosferi birarada tutan ses titreşimleri yaymaktır. Yunuslar ise kendilerini okyanusun doğal beslenme zinciriyle etkileşime adamışlar, bunu daha küçük türler haline gelerek yapmışlardır. Kambur balina gibi büyük balinalar, gezegendeki tüm yaşamın büyük tablosu için zeminin (arka planın) taslağını yaparlar. Yunuslar da büyük zemin taslağına tabloyu tamamlayan parçaları koyarlar. İnsanlar yeniden tam bilinçli hale geldiklerinde karadaki yaşamı koruma görevini üstleneceklerdir.

[b]Soru-[/b] Maldek’i yok eden savaş gezegenine ne oldu? Bugün hala varlığını koruyor mu?

[b]Washta-[/b] Bu savaş gezegeni 29 bin mil çapındaydı, yani dünyanın çapının yaklaşık dört katı büyüklükteydi. Bugün de varlığını sürdürmektedir. Güneşten yaklaşık 6.8 milyar mil uzaklığa varan bir yörüngeye oturtuldu. 3600 yılda bir gelir, Merkür’ün yörüngesini nerdeyse bir uçtan bir uca geçtikten sonra geri dönüşe başlar. Mars ve Venüsteki kolonilerinizi tamamen yok eden dinozorumsu grupların geçmişteki kanlı istilalarından dünyanızı ve güneş sisteminizi korumak için devreye sokulmuştu, bir güvenlik aygıtıydı. Bu savaş gezegeni, potansiyel katillere güneş sisteminizin korunduğunu ihtar eden bir unsur olarak sürekli devriye gezer.

[b]Soru-[/b] Kutsal kitap Artemisia’dan söz eder. Bazıları da 12. gezegen hakkında bir şeyler yazmışlardır. Bunların ikisi de aynı gezegen mi? 3600 yılda bir gelen bu gezegenin dünyaya çok zarar verdiği söyleniyor.

[b]Washta-[/b] Evet ikisi de aynı gezegendir. Dünya’ya verdiği zarar yerçekimi modelinden ve Atlantis’in yok oluşundan beri bazı Pleiadesli grupların dünyanın sorumluluğunu üstlenmelerinden kaynaklanıyordu. Ancak dünyanız şimdi Sirius’un yetki alanına girdiğinden durum değişmiştir, artık aynı zorlukları yaşamayacaksınız. Onu şimdi özellikle değiştirilmiş bir yörüngede seyrettiriyoruz, bu gezegen güneş sisteminizin iç kısmına girdiğinde Mars, Dünya, Venüs ve Merkürü artık fazla etkilemeyecektir.

[b]Soru-[/b] Bir rivayete göre Mars gezegeninin üzerinde yer alan piramit galaktik insanlar tarafından yapılmış, bu doğru mu?

[b]Washta-[/b] Sözünü ettiğiniz piramit, yaklaşık bir milyon yıl önce yok edilene dek kesintisiz var olan Mars uygarlığından kalma bir tapınağın parçasıdır. Bu uygarlık dinozorumsu gruplar tarafından yok edildi, Neptün’den Merkür’e kadar güneş sisteminizi işgal edip tüm uygarlıkları yok ettiler. Söz konusu tapınak insanlar için bir enerji merkezi ve ibadethaneydi. O bir bakıma, dinozorumsu işgalcilerin sebep olduğu büyük felakette yaşamını yitiren insanların anısını yad eden bir anıttır. (Sayfa: 100-126)

[b]ATLANTİS’TEN BÜYÜK TUFANA KADAR[/b]

Lemurya’nın sulara gömülmesinden sonra Atlantisliler ve onlara yardım eden asiler, kendi hiyerarşik yorumlarının Galaktik Federasyonun daha demokratik yorumundan üstün olduğunu ileri sürdüler. Lemurya’yı ana imparatorluk gibi gören diğer yavru imparatorluklar şok olmuş, yarınların ne getireceği konusunda endişeye kapılmışlardı. Kuzey Afrikadaki Libya- Mısır İmparatorluğu, Atlantis’e kendi toprakları üzerinde bir dereceye kadar yetki veren bir anlaşma yapmayı başardı, ama varlığını koruyabilmek için Atlantislilerin istediği değişiklikleri kabul etmek zorundaydı. Asyadaki Yü imparatorluğu ve kolonileri Atlantislilere boyun eğmeyi reddettiler. Birkaç emir yayınlayarak Atlantislilerin yavru imparatorluklardan özür dilemesini ve şiddet eylemlerine son vermesini istediler.

Atlantisliler, Libya-Mısır İmparatorluğunun da desteğiyle Yü’den bu emirleri derhal kaldırmasını talep ettiler, karşı taraf bunu da reddetti. Sonunda Atlantis’in ve asi müttefiklerinin silahlı güçleri Yü İmparatorluğuna saldırıp yıkıma giriştiler. Yülüler yer altına inmek zorunda kaldılar ve bugün hala varlığını sürdüren Agarta ve Şambala uygarlıklarını kurdular. Onların bu şevk dolu eylemleri, Lemurya’nın şanlı mirasının, yani gerçek Lyra/Sirius uygarlığının yeniden oluşturulma zamanı gelene dek devam edecektir.

Atlantis’in yükselişi ve çöküşü arasında üç imparatorluk tarih sahnesine çıkmıştır. İlk imparatorluğa Eski İmparatorluk denir. MÖ. 400 binden MÖ. 25 bine kadar uzanan bu imparatorluk Lemurya ile aynı dönemde var oldu ve Lemurya’nın yıkımını planladı. İkinci imparatorluğa Orta İmparatorluk denir. MÖ. 25 binden MÖ. 15 bin yılına kadar uzanan bu imparatorluk dünyanın ilk hiyerarşik yönetimine sahne olmuştur. Üçüncü imparatorluğa ise Yeni İmparatorluk denir. Atlantis tarihinin son 5 bin yılını kapsayan bu dönem çatışmaların ve yıkımın öyküsünü içermektedir. MÖ. 15 binden MÖ. 10 bine dek uzanan son dönem, dünya insanlarını bugün hala acısını çektiğiniz genetik mutasyona uğratma dönemidir. Ama bu genetik mutasyon bizlerin de yardımıyla yakında düzeltilecek geçici bir durumdur.

Şimdi Orta İmparatorluk dönemine bir göz atalım. Lemurya battıktan sonra Atlantis’in seçkin sınıfı imparatorluğun yeniden nasıl inşa edileceği sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. Hem tam hakimiyet kurmak, hem de diğer imparatorlukları bünyeleri içinde tutmak istiyorlardı. İlk girişimleri, Lemurya klan yapısını değiştirerek Lemurya’nın geleneksel kavramlarını seçkin sınıfın hakim olacağı bir devlet şekline dönüştürmek oldu. Bu değişiklikler başlangıçta hiç de başarılı olmadı ve gezegenin her yanında bir dizi çetin iç savaşın yaşanmasına yol açtı. Atlantisliler, daha önce dünyayı fizik anlamda dengelemek için kullandıkları yapay bir Maldek ayı getirmişlerdi. Askeri üstünlük elde etmek, iç savaş ve isyanları sona erdirmek için bu ayı kullanmaya kalkıştılar. Ama isyanlar 10 bin yıllık Orta İmparatorluk boyunca devam etti. İleri karakollardaki bazı kurnaz asiler, Atlantisli seçkin sınıfın yeni oluşturduğu klanların yönetim konseylerine sızıp yönetimi ele geçirmeleri için adamlarını yolladılar.

Yönetimlere sızan asiler, Lemurya yanlısı hizbe karşı sert tedbirler alınmasında ısrar ediyorlardı. Sonunda bu ısrar Atlantisli seçkinlerin bir terör ve işkence dönemi başlatmasına yol açtı, bu da toplumsal bölünmelere sebep oldu.
Atlantisin nasıl düzene sokulacağı, gezegenin nasıl yönetileceği sorusu hala geçerliliğini koruyordu. Devleti egemen kılmak için birçok talihsiz girişimde bulunuldu. Kullanılan en başarılı yöntemlerden biri, Tanrı gücü dedikleri şeye inanç yaratmaktı. Atlantis’in asil yönetim konseyi, yetkilerini Tanrıdan alan bir hükümet modeline şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Oysa bu yönetim şekli, ülkenin 10 özerk yönetime bölündüğü Eski İmparatorluk dönemindeki uygulamaya ters düşüyordu, çünkü 10 bölgenin kralları Atlantis’in yönetim konseyini oluşturuyorlardı. Yeni düzenleme bu krallardan birini en yüce hükümdar olarak seçmeyi öngörüyor, diğer dokuz kralın da hükümdarın kabinesini oluşturması isteniyordu.

Otokrasi yükselişteydi. Orta İmparatorluğun sona erişiyle birlikte sıkıyönetim Atlantis’e tam anlamıyla egemen olmuştu. Öte yandan, Orta İmparatorlukta yetişen yeni kuşaktan birçok insan ülkeyi yöneten seçkin sınıftan memnun değildi. Yönetimin başarısız olduğuna inananlar Lemurya sistemine dönülmesini talep ederek büyük bir isyan başlattılar. Yönetim sert tedbirler alarak isyancıları İyonya ve güney Avrupa’ya sürdü. İsyancı liderler Atlantisli egemenlere boyun eğene dek İyonya’da kalmaya mahkum edildiler. İsyancılar sadece seçkin sınıfın üyelerinden değil, aynı zamanda gayrı memnun bilim adamlarından ve diğer yöneticilerden oluşuyordu. Sonunda bir yer altı direniş örgütü oluşturarak hareketi Atlantis’e taşımaya başladılar. Bu yer altı hareketi, Lemurya’ya uygarlığı getiren Siriusluların onuruna Osiris (Osirius) mezhebi denen bir mezhep yarattı.

Osiris hareketinin etkin hale gelebilmesi için Yeni İmparatorluk boyunca 3-4 bin yılın geçmesi gerekti. Sonunda Atlantisli yöneticiler İyonya’yı yok ederek bu mezhebin kökünü kazımaya karar verdiler. Pleiadesli ve Centauruslu asilerin de yardımını almaya çalışan seçkin sınıfın yaptığı hazırlık İyonyalı isyancıların gözünden kaçmadı. Bilimsel birikimleri sayesinde kendilerini yok etmek için kullanılabilecek herhangi bir ay’ın devinimlerini saptayan bir erken uyarı sistemi geliştirdiler. Bir saldırıya hemen karşı koyacak durumdaydılar.

Atlantis yıkımdan evvel Atlas adlı bir kralın yönetimindeydi. Seçkin sınıf, İyonya’ya yapılacak saldırının yer altı hareketine son verip vermeyeceği konusunda endişeliydi. Bu hazırlıklar, İyonya saldırıya uğrarsa neler olacağı konusunda endişelenmeye başlayan Libya-Mısır İmparatorluğunun seçkin sınıflarını da alarma geçirmişti. Kral Atlas Lemurya uygarlığının yeniden ihya edilmesinin gizli taraftarıydı. Hatta Kralın İyonya’daki yer altı hareketinin onuruna Osirius ya da Osiris adını verdiği bir oğlu bile vardı. Yıkımdan hemen önce Atlas kendini öldürmek isteyen komplocuları atlatmak için karısı Kraliçe Mu’yu ve oğlu Osirius’u iki farklı yöne yolladı. Kraliçe Mu ve kraliçenin kardeşi Prens Mayam’ı Atlantis ordusunun çoğunluğuyla Orta Amerika’ya gönderdi. Osirius ile rahiplerin ve kayıt tutucuların çoğunu ise Libya-Mısır İmparatorluğuna yolladı.

Atlas, Atlantis’in yıkımından sonra Lemurya İmparatorluğunu yeniden kuracak imparatorluk bölgeleri yaratmayı düşünüyordu. Ne yazık ki Osirius’un erkek kardeşi Seth’in eylemleri bu umudu boşa çıkaracaktı. Seth, Libya-Mısır İmparatorluğunun atanmış yöneticisi olarak gerçek Atlantis İmparatorluğunu yeniden kurmaya karar vermişti. İki zıt inanç Osirius ve kardeşi Seth arasında büyük bir çatışmaya yol açtı. Prens Osirius’un ordularının başında ilerdeLibya-Mısır İmparatorluğunun başına geçecek olan büyük oğlu Horus vardı. Horus amcası Seth’in niyetini sezdi ve babasını uyardı. Ama Osirius kardeşi Seth’in olumlu bir insan olduğuna ve babaları Atlas’ın vasiyetine sadık kalacağına inanıyordu, bu yüzden oğlunun uyarılarına kulak asmadı. Nitekim Seth, kardeşi Mısır’a geldiğinde onun Libya-Mısır İmparatorluğunun yeni kralı olmasına izin verdi, çünkü yasaya göre büyük oğlun kral olması gerekiyordu. Kendi krallığını kuramayacağını anlayan Seth sonunda Osirius’a saldırmaya karar verdi. Silahlı güçlerini Nil Nehrinin ötesine, bugün Ortadoğu (Sümer toprakları) denen yere götürdü.

Horus ise ordusunu Sina Yarımadasında konumlandırdı. Bu arada yeni bir oyuncu önemli bir güç olarak oyuna katılmıştı. Şambala ya da Agarta İmparatorluğu, otoritesini yeniden kurmak için Hindistan’da Agarta Kralının oğlunun yönetimi altında bir yüzey imparatorluğu kurmaya karar vermişti. Bu Agarta Prensinin adı Rama idi, imparatorluğu bugüne kadar onun adıyla anıldı. Rama İmparatorluğu başlangıçta İndus Nehri vadisinde yerleşmişti. Agartalılar, yeni imparatorluğun Seth’e ve Sümer ordusuna karşı savaşması gerektiğine karar verdiler. Agarta uygarlığı hava kuvvetleriyle Horus’u korudu, Sina Yarımadasında ileri karakollar kurmasına ve Seth’in ordusuna saldırmasına olanak sağladı. Sonunda Horus Sina Yarımadasının doğu ucunda yapılan zorlu bir savaşta Seth’i yendi ve onu öldürdü. Seth’in oğulları kutsal topraklardan geçerek bugün Ortadoğu denen bölgeye kaçtılar ve orada Sümer uygarlığının temellerini attılar.

Seth’in oğulları ve Sümerler, Mısırda yeniden egemenlik kurmaya azmetmiş, kendilerini Lemurya’dan kalan her türlü mirası tamamen yok etmeye adamışlardı. Horus’u yenebilmek için ustaca bir plan geliştirmeye başladılar. Bu tehlike, Horus’u Rama İmparatorluğuyla yeni anlaşmalar yapmaya yöneltti. Seth’in oğullarının Rama İmparatorluğuna yaptığı bir dizi saldırı, Horus güçlerinin Sümerlere karşı saldırıda bulunmalarına yol açtı. Bu yıkıcı saldırılar Avrupa, Afrika ve Asyanın, yani uygar dünyanın büyük bir kısmını mahvedecek gibi görünüyordu.

Sonunda savaşan imparatorlukların yöneticileri, kristal tapınaklara saldırmaya karar verdiler. Tapınaklar, gökkubbeyi (donmuş kristalize su tabakası) yerinde tutan kristal ağını barındırıyordu. Bu donmuş kristalize su savaşan taraflarca son çare olarak düşünülüyordu. Dahası, üç imparatorluk da sadece düşman bölgesinin sular altında kalacağına, kendi bölgelerine bir şey olmayacağına inanıyordu. Ne yazık ki kristal tapınaklara saldırılar aynı zamanda yapıldı ve gökkubbeyi çatlatacak ölçüde kristal ağ yok edildi. Böylece gökkubbe parçalandı ve milyonlarca galon suyun gökten yere inmesine sebep oldu. Kutsal metinlerinizde bu olaydan Büyük Tufan (Nuh Tufanı) diye söz edilir.

Şimdi kısaca bu gökkubbenin neden oluştuğuna bir göz atalım. Gökkubbe, biri dünyadan yaklaşık 15 bin ila 18 bin kadem, diğeri ise yaklaşık 35 bin ila 38 bin kadem yükseklikte iki katmandan oluşan dev bir kristalize su kalkanıydı. Katmanlar çok iyi inşa edilmişlerdi, gezegene yaşam bahşeden bir atmosfer sağlıyorlardı. Gökkubbe çöktüğünde atmosfer açılacak, bu da tehlikeli radyasyonların dünyaya nüfuz etmesine sebep olacaktı, sonra da kaçınılmaz olarak iklim değişiklikleri meydana gelecekti. Oysa gökkubbe varken yağmur yoktu, rüzgar çok azdı ve mevsim değişiklikleri yaşanmazdı. Savaşanlar aynı anda kristal tapınaklara saldırınca kristal ağın büyük bölümü yok oldu, bu da gökkubbede muazzam büyüklükte bir deliğin açılmasına yol açtı. Delik gökkubbenin dengesini bozunca şiddetli yağmurlar başladı. Bu ani tufan sonucunda Rama, Mısır ve Sümer uygarlıkları yok oldular, sonra tufan dünya çapında yayılarak Amerika kıtalarını, Asya, Avrupa ve Afrika’nın diğer kısımlarını ve okyanus havzalarını da kapladı.

Kırk gün süren şiddetli yağmurlardan sonra dünya tamamen değişti. İnsanlığın tüm tarihi kayıtları tufan sırasında yok oldu, geriye ağızdan ağıza aktarılan öykü ve efsanelerden başka bir şey kalmadı. Dünya insanları bu efsanelerin ne anlama geldiği konusunda düşünmelidir. Tufandan sonra şimdi üzerinde yaşadığınız dünya ortaya çıktı. Bu kadim zamanın halkları ve hükümdarları, sizin tanrı ve tanrıçalarınız haline geldiler. Sonuç olarak onların çağı sizin efsanevi Altın Çağınızı oluşturdu. Yapmanız gereken şey, anlattığımız olayların yakında gezegeninizde meydana gelecek olaylarla bağlantısını ortaya koymaktan ibarettir.

[b]SORULAR VE YANITLAR[/b]

[b]Soru-[/b] Bugün dünyada Atlantisten kalma herhangi bir fiziksel kanıt var mı?

[b]Washta-[/b] Atlantik Okyanusunda, Kanarya Adaları çevresinde ve İspanya’nın güneybatı kıyısı açıklarında geniş Atlantis bölgeleri vardır. Ayrıca Bahama Adalarında ve Antil Adalarının batısındaki ve güneyindeki bölgede, yani bugünkü Küba ve Porto Riko’da böyle yerler vardır. Birleşik Devletlerin Carolina kıyılarının açıklarında keşfedilmiş, ama kamuoyuna açıklanmamış başka bölgeler de vardır. Henüz su üstüne çıkmamış çeşitli tapınaklar dünyaya indiğimiz zaman su yüzeyine çıkıyor olacaklar. Birçok devlet tarif ettiğimiz yerlerde pek çok kazı yapmış ve söylediklerimizi kanıtlayan birçok kitabe ve nesne bulmuştur. Zamanı geldiğinde Atlantis’in yeniden ortaya çıkacağından emin olabilirsiniz!

[b]Soru-[/b] Asyadaki Yü İmparatorluğuyla ilgili jeolojik ve antropolojik kanıtlar bulabilir miyiz? Bu imparatorluğa kanıt oluşturacak bulunmuş kalıntılar var mı?

[b]Washta-[/b] Çin’in kuzeybatı bölgelerinde bazı kalıntılar bulunmuştur. Bu imparatorluk hakkında verebileceğimiz en önemli bilgi şudur: Atlantis saldırısından sonra hayatta kalanlar Yü topraklarını terk edip Himalaya Dağlarına sığındılar ve orada efsanevi Şambala ya da Agarta uygarlığını oluşturdular. Bu alem, dünya üzerinde ve yer altında yaşayan insanları birbirine bağlayacak anahtardır. Yer altında yaşayanlar gezegeninize inişimizle birlikte ortaya çıkacak ve vaat edilen büyük buluşma gerçekleşecektir. Agartalılar, Kuzey ve Güney Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa’daki yer altı bölgelerinde yaşayan Lemurya kolonilerinin yeryüzüne çıkarak eski uygarlığı sizinle birlikte yeniden kuracağı günü bekliyorlar. Yaklaşık olarak 25 milyonluk bir nüfusa sahipler. Şimdiye dek bu koloniler güvenlik gerekçesiyle gizli tutuldu ya da son derece belirsiz bir realite olarak bilinegeldi.

[b]Soru-[/b] Sözünü ettiğiniz Afrika’daki bölge kıtanın neresinde?

[b]Washta-[/b] Bu yerlerden biri Lemurya’nın kayıtlarının saklandığı Mısır’daki Büyük Piramittir. Kayıtlar piramidin tabanına yakın özel ve gizli bir odada bulunmaktadır. Bu oda, tek amaçları kayıtları korumak olan devasal güçlerin yardımıyla gizli tutulabilmektedir.

[b]Soru-[/b] Bir din ya da felsefe olarak Rama İmparatorluğuyla günümüz Hinduizmi hakkında bir yorumda bulunabilir misiniz?

[b]Washta-[/b] Rama, Hindistan’da yüksek bir uygarlık kurmak için Agarta’dan çıkıp gelmişti. Ne yazık ki bu proje Pleiadesli ve Centauruslu asiler yüzünden uygulanamadı. Bu olay mistik Mahabbarata ve Ramayana destanlarında anlatılmaktadır. Rama İmparatorluğunun mirası çeşitli tapınaklarda saklanmaktadır, bunların bir kısmı 2-3 bin yıl öncesine, modern Hinduizmin yükselişine dek varlığını sürdürmüştür. Söz konusu tapınak kayıtları gizli tutulmuş, onları anlayabilenler için modern Hinduizmin temelini oluşturmuştur. Bu yüzden, Hindistan bugün spiritüel bilim diyebileceğimiz uygulamalar için büyük merkezlerden biridir. Bu uygulamaların temelinde ise Lemurya uygarlığına ait kavramlar yatar. Söz konusu uygulama ve inançlar Seylan, Sri Lanka ve Hawai Adalarına da aktarılmıştır. Dünyaya indiğimiz zaman hepsi keşfedilecek, incelenecek ve kullanılacaktır.

[b]Soru-[/b] Gökkubbe denilen şeyi ilk kez kimler ne zaman inşa etti? O tekrar yerine konabilir mi?

[b]Washta-[/b] Gökkubbe ilk kez yaklaşık 35 milyon yıl önce gezegeninize gelen ilk eterik uygarlık tarafından dünyayı güneşin radyasyonlarından ve diğer tehlikeli kozmik ışınlardan korumak için inşa edilmişti. Çeşitli uygarlıklar ve istilacılar tarafından birçok kez parçalanıp yeniden onarıldı. Eterik uygarlıktan bu yana birçok kez tufanlar meydana geldi. Gökkubbe sağlamken var olan küçük kristal tapınakların bazıları hala mevcuttur, ama diğerlerinin zamanı gelince yeniden aktive edilmeleri gerekecektir. Zamanı geldiğinde ve dünyaya iniş gerçekleştiğinde kristal tapınakları aktive edecek ve gökkubbeyi yeniden inşa edeceğiz.

[b]Soru-[/b] Bermuda Şeytan Üçgeninde bir kristal tapınak var mı?

[b]Washta-[/b] Denizin altındaki bilimsel aygıtlar gerçekten de kristal tapınak zincirinin bir halkasıdır. Atlantis yıkıldıktan sonra Bermuda Üçgeni boyutlar arası bir giriş haline geldi. Bir boyuttan diğerine geçen birçok grup ulaşım ve iletişim amacıyla bu üçgeni kullandı. Eğer üçgen aktive edilirse bu boyutlar arası bir kapının açılmasına sebep olur. O zaman üçgenin içinde bulunan nesneler boyutlar arası giriş etkisini deneyimleyerek ya ortadan kaybolur ya da zamanda başka bir boyutun uzayına geçerler.

[b]Soru-[/b] Tapınakların hepsi şekil ve büyüklük açısından birbirlerine benziyorlar mıydı, yoksa aralarında farklılıklar var mıydı?

[b]Washta-[/b] Tapınaklar gezegenin ızgara şeklindeki enerji ağının kesişme noktalarında mı, yoksa destek noktalarında mı bulunduğuna bağlı olarak farklılık gösteriyorlardı. Ağın üzerindeki ana noktaları, yapı ve büyüklük olarak hemen hemen Büyük Piramide benzeyen dev tapınaklar oluşturuyordu. Destekleyici özellikte olanlarsa bu prototipin yarısı ila dörtte biri veya sekizde biri arasında değişiyordu. Guatemala ve Meksika’daki tapınaklar ise kutsal düğümlerde (enerji ağının kesişme noktalarında) inşa edilmişlerdi. Bu kutsal noktaların iki yararı vardı. Birincisi, oraya gelen ziyaretçileri enerji vererek canlandırıyorlardı. İkincisi, çevrelerindeki perde ince olduğu için “öbür tarafla” yani spiritüel boyutla kolayca iletişim kurulabilen yerlerdi. İşte tapınaklar bu iki temel amaçla inşa edilmişlerdi.

[b]Soru-[/b] Gökkubbenin başka ne gibi yararları vardı?

[b]Washta-[/b] Gökkubbe radyasyon ve ısı düzeylerini düşürüyordu. Öyle ki dünyanın ısısı kuzey kutbundan güney kutbuna kadar en fazla 5 derece fark ediyordu. Bugünkü gibi kuzey ve güney kutuplarında buz tabakaları yoktu. Atmosferde rüzgar ve bulut yoktu, tüm günler güneşliydi. Asgari düzeyde bir rüzgar vardı, saatte azami 5-7 mil şiddetinde esiyordu. Hiç bulut olmadığı için yağmur da yağmıyordu, yağmur şimdiki devrenize özgü bir şeydir. Radyasyon enerjisi pranayı gökkubbenin içinde tuttuğu için prana zihni ve bedeni canlandırıyor, diğer varlıklar da canlılık ve zindelik kazanıyordu. Bedenin bozulmasına neden olan ısı ve radyasyon gökkubbe tarafından atmosferin dışında tutulduğundan insanların bedenleri yıpranmıyor, ömürleri uzuyordu. Ayrıca gökkubbe bir mercek gibi yıldızları büyük gösteriyor, gökyüzü dev bir teleskopla bakılıyormuş gibi görünüyordu. (Sayfa: 127-144)

[b]TUFANDAN SONRA[/b]

Tufan sona erip sular çekilmeye başladığında insan nüfusu iyiden iyiye azalmıştı. Geride kalanlar uygarlığı nasıl onaracaklarını düşünerek sığınaklarından çıkmaya başladılar. Dünyanın seçkin insanları, gezegene hükmeden Pleiadesli ve diğer asi gruplardan yardım istediler. Tufan sırasında Atlantisli seçkinler ve uzaylı işbirlikçileri Hadar yıldızına (Beta Centauri ) kaçmışlardı. Felaketi dünya insanlarının hak ettikleri karmik bir yıkım olarak görüyorlardı. Hatta Hadar 3. kolonisinin yönetim konseyi, asi Pleiadeslilerden bu çökmüş uygarlığa müdahale etmemelerini, onu düşük bir kültür ve teknoloji düzeyinde tutmalarını önerdi. Kısaca, Hadarlılar bu yaklaşımın tufanın neden olduğu yıkıma saygılı davranmak anlamına geldiğini düşünüyorlardı. Ama uzun tartışmalardan sonra asiler çıkarlarını düşünerek dünya insanlığına yardım etme kararı aldılar.

Pleiadesli asiler sadece dünyanın dört bölgesinde koloniler kurmak için bir plan hazırladılar. Bu bölgelerden ilki Ortadoğu idi, Sümer kolonisi burada kuruldu. İkinci koloni Meksika’nın orta bölgesindeki vadide kuruldu ve Olmek öncesi orta Amerika uygarlığı haline geldi. Üçüncü koloni Rama İmparatorluğunun eski topraklarında, Çin’in bugünkü Xian kentine yakın yerde kuruldu. Dördüncü koloni Libya-Mısır İmparatorluğunun merkez bölgesinde oluşturuldu. Sümer uygarlığını kurmakla görevli asiler, buradaki devlet sistemini kendilerinin denetleyici Tanrılar rolünü oynayacakları hiyerarşik bir yapıya dayandırdılar. Asiler, dünyanın mutasyona uğramış insanlarına kendilerine saygıyla tapınılması gerektiğini vurgulayan bir yaratılış miti sundular. Sümer uygarlığı bu mit çerçevesinde gelişti.

Tufandan yaklaşık yüz yıl sonra bir başka asi grup Mısır’a geldi ve bir uygarlık kurmaya başladı. Bu Pleiadesli ve Centauruslu asiler, Büyük Piramidin simgelediği Lemurya mirasını yok etmenin bir yolunu bulmaya azmetmişlerdi. Bir Tanrı Kral figürünü kullanarak hükmetmek ve halktan eski teknolojik sırlarla tarihi gerçekleri gizlemek istiyorlardı. Meksika vadisinde yaşayanlar, Lemurya döneminden kalmış ve daha sonra Kraliçe Mu ve kardeşi Prens Mayam tarafından desteklenmiş eski uygarlıkları yeniden yaratmaya çalıştılar. Ancak bunu başaracak teknolojiye sahip değillerdi, bu konuda uzaylı asilerden yardım istediler. Bir süre sonra Pleiadesli ve Centauruslu bir grup geldi ve Meksika’da kendi hiyerarşik yapılarını ve mitolojilerini yansıtacak birkaç uygarlık kurdu.

Bir başka asi grubu da Asya kıtasına gitti. Rama İmparatorluğunun eski topraklarında, bugünkü Xian kenti yakınlarında bir koloni kurdu. Bu grup eski baş düşmanlarının kültürünü baştan aşağı değiştirmek istiyordu, ama Rama İmparatorluğunun bölgedeki etkisi hala güçlüydü. Asiler imparatorluğun birçok gizli arşivinin hala kullanıldığını biliyorlardı. Bu yüzden Lemurya-Rama kültürüyle kendi kültürlerini ustalıkla meczederek ve eski öğretileri kısmen saptırarak amaçlarına ulaşmayı planladılar.

Tufandan sağ kurtulan ve nerdeyse bilinçlerini yitirmiş olan bu insanları kolaylıkla gütmenin bir yolunu bulan asiler, spiritüel olmayan bir dini sonunda insanlara kabul ettirdiler. Öte yandan Spiritüel Hiyerarşi hala mutasyona uğramış insanların dünyanın koruyucusu olabileceğine inanıyordu. Bu yüzden insanların dünyayı yeniden iskan etmesine izin verdi ve kısıtlı ölçüde müdahale etme kararı aldı. Müdahaleler, ara sıra değişik varlıkları temsilci olarak göndermeyi ve seçilmiş bazı uygarlıklara vizyonlar göstermeyi içeriyordu. Bu vizyonlar, belirli çekirdek inançları toplumlarına sunacak spiritüalize olmuş bazı insanları yaratmaya yardımcı oldu. Yeni inançlar toplumların ruhsal evrimini sağlayacaktı, uygulama bugüne kadar sürdü. Dünya insanlarının iyiyle kötüyü ayırt etmelerine ve daha adil bir yönetim biçimine ihtiyaç duymalarına bu müdahaleler çok yardımcı oldu.

Tufandan sonraki iki bin yıl boyunca hiyerarşik imparatorluklar hüküm sürmüş ve çeşitli kent devletleri arasında pek çok savaş yapılmıştı. Kent devletleri daha sonra birleşip imparatorluklar kurdular ve daha kanlı savaşlara neden olacak teknolojileri kullanmayı öğrendiler. Bu korkunç savaşlar dünya insanlarını şimdiki atom bombaları ve nükleer başlıklar zihniyetine kadar getirdi.

Uzaylı asiler, büyük binalar inşa etmeyi unutmuş insanlara eski yapıların projelerini kullanarak bina inşa etmeyi öğrettiler. Ancak yapılan büyük binalar kendilerini bir tanrı gibi sunan uzaylılara tapınma yeri olarak kullanılıyordu. İtaatsizliği asla hoşgörmüyor, insanları ilahi yetkiyle yönettiklerini söylüyorlardı. İlahi yetki kavramı insanlara Spiritüel Hiyerarşi tarafından değil, negatif eğilimli varlıkların kurduğu hiyerarşi tarafından aşılandı. Bu yüzden kadim “tanrıların” gerçek tanrı değil, sadece asi insanlar olduklarını söyleyebiliriz. Federasyon kaçkını asiler mutasyona uğramış insanları kendilerine biat ettirdiler ve seçkin sınıfa köle gibi hizmet eden, boyun eğen bir uygarlık yarattılar.

Bununla birlikte, MÖ. 15. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar ışığın ve karanlığın güçleri arasında yapılan galaktik savaşlar ve boyutlar arası müdahaleler asilerin gezegen üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmelerini zorlaştırdı, giderek otoriteleri zayıfladı. Bu ani geri çekilme insanlar arasında yeni bir bilincin ortaya çıkmasını sağladı. Pleiades Yıldız İttifakının yaptığı bir girişimle dünyadan ayrılmak zorunda kalan asiler, dünya insanlarının semavi bir dinin ve felsefenin temelini atmasını istemeyerek de olsa kolaylaştırmış oldular.

Öte yandan, gökkubbenin çökmesiyle dünya atmosferine rahatça giren zararlı kozmik ışınlar insan ömrünü bin yıldan birkaç on yıla, 8-10 kadem uzunluğundaki normal galaktik insan boyunu 5-6 kademe (1 kadem =28 cm) kadar indirmişti. Bu ufalma insan bilincini çok sınırladı ve sözde tanrıların etkisine açık kıldı. Ama Spiritüel Hiyerarşi eninde sonunda insanlığın gerçek Tanrı yoluna, ışığın yoluna gireceğini biliyordu. Çünkü ne kadar mutasyona maruz kalırsa kalsın az sayıdaki insanda yeterince genetik madde korunmuştu. Semavi vizyonlardan en çok etkilenenler kahinler ve medyumlardı, onlara verilen bilgi günümüze kadar insan uygarlığına yardımcı olmayı sürdürdü.

Dünya insanının karantinadan ve mutasyondan sıyrılıp galaktik insan olmasının zamanı artık geldi. Bu süreç şimdi gezegeninizin her tarafında yaşanıyor, bizler bu konuda size yardımcı olmaya çalışıyoruz. Tarihinizle ilgili bilmeniz gerekenleri anlatıyor, şu andaki durumunuzu daha iyi anlamanıza yardımcı oluyoruz. Bugün dünya insanı için harikulade bir model gerçekleşiyor, bu model yeryüzünün şarkısıdır! Spiritüel Hiyerarşilerle yeni bir bağlantı oluşturmanın ortasındasınız. Artık eski barbar uygulamalardan kurtuldunuz, birbirinize davranışlarınız olumlu yönde gelişiyor. Ama 20. yüzyıldaki uygulamalarınız birçok yönden eski barbarlığınızı gölgede bırakmıştır. Fakat yine de dünyada bilincin geliştiği çok açık bir gerçek, şimdi yeni bir çağın eşiğindesiniz. Eğer insanlar enerjiyle bir olmayı sürdürürlerse içlerinde bir yükseliş, ışık bedene dönüş ve ölümsüzlüğe kavuşma potansiyeli olduğunu keşfedecekler.

[b]SORULAR VE YANITLAR[/b]

[b]Soru-[/b] Pleiadesli asilerin ve diğerlerinin, gezegenlerindeki yöneticilerden habersiz nasıl dünyaya müdahale edebildiklerini açıklar mısınız?

[b]Washta-[/b] Pleiades Yıldız İttifakı, savunma kumandanlığının bir parçası olarak ileri karakol kumandanlıkları oluşturmuştu, onlara sınır bölgesi devriyeleri de diyebilirsiniz. Bu askerler gezegenlerinden bir hayli uzakta oldukları için başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Kolonileştirdikleri yerlerde tam yetkili olduklarından zamanla asilere dönüştüler. Atlantis zamanında bu asilere Atlantis bölgesini kolonileştirme yetkisi de verilmişti. Bu yetkiyle, Atlantis’in son günlerinde Atlantislileri çeşitli genetik deneylere katılmaya ikna ettiler. Deneyler, bugün gezegeninizde yaşayan mutasyona uğramış insanları ortaya çıkardı. Ne yazık ki bu tür yetkiler asilere veriliyordu, çünkü Pleiadesliler bir gezegen belli bir gelişim sistemi seçtiğinde bir başka alternatif ortaya çıkana kadar mevcut sisteme saygı gösterilmesi gerektiğine, yani başınıza gelen şeylerin bir bakıma kaderiniz olduğuna inanıyorlardı.

[b]Soru- [/b]Peki ama bu asilere hiç dur diyen olmadı mı? Karanlık güçlere direnemeyecek kadar güçsüz insanlar için kimse sesini çıkarmıyorsa ya da onlara zarar verenleri engellemiyorsa Tanrıya ya da Federasyona nasıl saygı duyabiliriz?

[b]Washta-[/b] Bazen asilerin her istediklerini yapmaları şiddetle engellendi. Pleiades yıldız sistemi karma ve evrim kavramlarını ancak şimdi değiştiriyor ve daha şefkatli bir insan uygarlığını benimsiyor. Merkez şimdi bu asileri geri çekme ve ileri karakol kumandanlıklarına verilen yetkileri kısıtlama sürecinde. Bu süreç, asilerin bu bölgelerde binlerce yıldır yarattığı terör saltanatına son verecektir. Siriuslular sizi korumak için önlem alınmasını istedi, ama Federasyon Bölgesel Konseyi bu isteği reddetti, yapabilecekleri tek olumlu şeyin bu enerjiyi değiştirmek olduğunu söyledi. Spiritüel Hiyerarşi ise, mutasyona uğramış insanların ancak olumlu ve olumsuz davranış arasındaki farkı öğrenerek gelişebileceğine inanıyor, insanların bu farkı anladıkları oranda büyük bir bilinç değişimini gerçekleştirebileceğini düşünüyordu. Sadece Siriuslular kendilerine tanınan kısıtlı faaliyet alanını kullanarak Mesih enerjileriyle size yardım etmeye çalıştılar. Işığın parlaması için karanlığın var olması gerektiğini asla unutmayınız! Bu gezegen çok özeldir ve sonunda muazzam bir ışığa garkolacaktır. Bu yüzden dünyanın hem ışığı hem de karanlığı içermesi gerekiyor!

[b]Soru-[/b] Büyük Tufandan sonra dünya nüfusu ne kadardı?

[b]Washta-[/b] Tufandan önce gezegenin nüfusu yaklaşık 64 milyondu, tufandan sonra bu sayı 2 milyonun altına düştü. Sınırlı sayıda da olsa uygarlığı yeniden kuracak kadar insan kalmıştı geride. Tabii asileri ve onların işbirlikçilerini saymıyorum. Onlar zaten bu felaket sırasında uzay gemilerindeydiler.

[b]Soru-[/b] Nuh Peygamberin çok az kişiyi tufandan kurtarma öyküsü doğru mu?

[b]Washta-[/b] Nüfusun çok azı hayatta kaldığından, kalanlar da tüm gezegene dağıldıklarından birbirleriyle haberleşemiyorlardı. Böylece tufan öyküleri sağ kalanların yerleştiği bölgelerle sınırlı kaldı. Nuh kadim Libya-Mısır İmparatorluğundan olduğu için, başına gelenler kutsal kitaptaki öykünün kaynağı olan Ortadoğuyu etkiledi. Tufan efsaneleri bugün Meksika, Pasifik Okyanusu Adaları, Avustralya, Afrika ve Avrupa gibi yerlerde de keşfedilmiştir. Efsanelerin hepsi büyük bir tufandan söz eder. Nuh Lemurya tipi bir uygarlık oluşturmaya kalkıştığı için kutsal kitaptaki öykü bu öykülerin en ünlüsüdür. Ne yazık ki çevresindekiler onun fikirlerine karşı çıkmış ve Nuh’un girişimi başarısız olmuştur. Spiritüel Hiyerarşinin umudunu kıran da bu başarısızlık oldu, ama yine de dünyanın farklı bölgelerine peygamberler göndermeyi sürdürdüler.

[b]Soru-[/b] Buda’dan, Hinduizm’den ve Muhammed Peygamberden de söz edebilir misiniz?

[b]Washta-[/b] Hinduizmin özünde Atlantis ve Lemurya tarihinin mirası vardır. Tufandan sonra çok tanrılı ve tanrıçalı bir dine dönüştü. Buda size Arcturus yıldız sistemi tarafından gönderilmişti. Bir süre için öğretisi başarılı oldu, ancak daha sonra Hıristiyanlıkta da olduğu gibi orijinal öğretinin izlenmediği eski bir din kavramına dönüştü. Aynı şey İslam alemine büyük sevgi ve ışık getiren Muhammed Peygamberin başına da geldi.

[b]Soru- [/b]Dünyada neden bu kadar çok ırka ve deri rengine sahibiz?

[b]Washta-[/b] Bu ırklar Federasyon ve galaksideki farklı insanları temsil ederler. İnsanlar galaksi içinde göç ederken birçok farklı renk geliştirerek önce bir ırka sonra bir başkasına evrimleştiler. Örneğin, gezegeninizdeki siyah ırk aslen mavi bir ırktı, ama dünya gökkubbesini yitirdiğinde güneşin tehlikeli radyasyonları atmosferinize girip mavi ırkın derisini mutasyona uğratarak kararttı. Bugün kızıl, kahverengi ve sarı dediğiniz enerji modellerini temsil edenler Andromeda ve Pleiades sistemlerinden gelmiştir. Onlar bu yıldız sistemlerindeki çeşitli güneşlerde meydana gelmiş mutasyonları temsil ederler. Bu gezegeninize özgü bir durumdur. Beyaz ırk ise Sirius’tan, Pleiades’ten ve Vega’dan geldi.

[b]Soru-[/b] Bazı insanlar farklı renkteki ırkları birbirine karıştırmamamız gerektiğine, çünkü onların genetik olarak birleşemeyeceğine inanıyorlar, bu doğru mu?

[b]Washta-[/b] Hayır yanlış, çünkü tüm insanlar aynı genlere sahiptir. Fark, gezegeninizde kendine özgü şekilde gelişmiş deri renginden, göz renginden ve ırksal özelliklerden gelir. Zeka ve diğer önemli bilinç kavramları tüm insanlar için aynıdır. Kısaca, farklı insan ırklarının karışmasında hiçbir sakınca yoktur. Hatta dünyalı bir insanla Siriuslu, Pleiadesli ya da başka dünyalardan biri eşleşebilir, bu tür birleşmeler geçmişte olmuştur. Atlantis’in çöküşünden bu yana ilk kez 19. yüzyılın başlarında da bu tür birleşmeler olmuş ve bugüne dek sürmüştür.

[b]Soru- [/b]1940’lardan beri Zeta Reticulililer, yani griler burada yeni bir ırk yaratmak için insanlar üzerinde genetik deneyler yaptılar mı? Onlar insanlarla genetik olarak bağdaşabilirler mi?

[b]Washta-[/b] Evet yaptılar, ama onlar insanlarla genetik olarak bağdaşamazlar. Genetik mühendisliğinde yaptıkları şey, insanların genetik kodlarının bir kısmını alıp yeni bir hücresel yapı oluşturmaktır. Kendi DNA yapılarını insanların, ineklerin ya da uygun diğer yaşam formlarının DNA’larıyla birleştirdiler. Yeni bir hücresel yapı meydana getirip bu yapının kendini yeniden üretmesini sağlayarak özgün bir organizma yarattılar. Ama şimdi bu deneyin birçok kısmını değiştirme sürecindeler. Yaratılan bu yeni varlıklar uygarlığınız bilinçlenip onlarla birleşinceye kadar sizden ayrı yaşayacaklar. Daha doğrusu söz konusu deney 1993’ün sonunda durduruldu. Bu yolla yaratılan yaklaşık 85 bin kişi var, gezegeniniz tam bilince kavuşuncaya kadar onların dünyaya dönüşüne izin verilmeyecektir!

[b]Soru-[/b] O halde “yabancı” komşuları olduğunu düşünen insanlar yanılıyorlar mı?

[b]Washta- [/b]Yabancı dediğiniz varlıklar belli şeylerin meydana gelip gelmediğini kontrol etmek için buraya gönderilmiş galaktik insanlardır. Onlar dış görünüş olarak dünya insanlarına çok benzerler, sadece gözlem amacıyla buradalar.

[b]Soru-[/b] Büyük dünya devletleri yardım tekliflerinizi nasıl karşıladı? Politikacılarımız neler olup bittiğiyle ilgili gerçekleri açıklayacaklar mı?

[b]Washta-[/b] Hükümetleriniz gerçekleri gizliyorlar. Varlığımızı açıklamalarını beklemiyoruz, olsa olsa bir korkutma taktiği olarak uzaylıların dünyayı istila edeceğini söyleyebilirler. İnsanların neler olup bittiğini öğrenmelerini kesinlikle istemiyor, bu konu etrafında oluşturdukları sessizliği artırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden siyasetimiz her zaman ışık işçileriyle temas kurmak olagelmiştir. Onlar eninde sonunda muazzam bir çekirdek oluşturacaklar.

[b]Soru-[/b] Sanırım egemen güçler grilerden ileri teknolojik bilgiler aldılar, şimdi bazı uzay araçlarına ve silahlara da sahipler. Bu silahlar sizin temaslarınızı engellemede kullanılamaz mı?

[b]Washta-[/b] Egemen güçleriniz, grilerin insanlar üzerinde deney yapmasına izin verme karşılığında sözünü ettiğiniz teknolojilere sınırlı ölçüde sahip olabildiler. Ancak onların ışın silahları, uçan daireleri ve psikotronik jeneratörleri sayı ve teknoloji olarak bizi engelleyecek kapasitede değildir. Spiritüel Hiyerarşi ve Galaktik Federasyonun birleşik gücünü ortaya koyma zamanı geldiğinde yanıldıklarını anlayacaklar! (Sayfa: 145-168)
[b]TANRI VE KORUYUCULUK[/b]
Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...


Konu Bağlantı Araçları
DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ  DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Konusunun Linki Direkt Link
DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ  DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Konusunun HTML Kodu HTML Link
DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ  DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Konusu BBCode Linki BBCode Link
DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ  DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Konusunu Paylaş Sosyal Paylaş

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Ezoterik Dünya Tarihi ulas 0 1,264 03.02.2014, Saat: 19:03
Son Yorum: ulas
  İnsan Irkının Saklı Tarihi kaizen 0 1,286 02.02.2014, Saat: 20:24
Son Yorum: kaizen
Big Grin Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. ulas 3 1,770 19.01.2013, Saat: 05:25
Son Yorum: hazanlisa
Big Grin Bilinmeyen Yeraltı ulas 0 875 18.01.2013, Saat: 21:03
Son Yorum: ulas
Big Grin Venüs: “Dünyanın İkizi”nin Acılı Tarihi ulas 0 910 18.01.2013, Saat: 20:28
Son Yorum: ulas

Konu ile Alakalı Anahtar Kelimeler

DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ indir, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Videosu, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ online izle, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Bedava indir, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Yükle, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Hakkında, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ nedir, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ Free indir, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ oyunu, DÜNYANIN BİLİNMEYEN TARİHİ DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ download


Hızlı Menü:


İletişim | Şimdi Değişme Zamanı Eğitim Ve Koçluk | Yukarı Git | Arşiv | RSS | Sitemap